• BIST 106.711
  • Altın 143,514
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • Bolu 20 °C
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 21 °C

İki olay ve bir siyasi çelişki

İlhami Candemir

 

          Sayın okuyucular, insan gözlerinin esiri olur mu olur.Çünkü ben gözlerimin esiriyim. Hiçbir idoolojik tutkum yok.Bu nedenle gördüğüm,duyduğum olayları -vicdanımda yargılayarak- sizlerle paylaşmaya çalışıyorum.
         Örneğin  birinci ve güncel konu/
         Birkaç yıldır öğretmenlerin tartaklandıklarını, darp edildiklerini,kelepçelendiklerini, hakarete maruz kaldıklarını, maaşları yetmediği için limon satmak zorunda kaldıklarını sık sık  görüyoruz-duyuyoruz.Bu haberler üzerine öğretmene DÜNKÜ bakış ile BUGÜNKÜ bakışı belirleyen  iki olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
         Birincisi ki DÜNKÜ bakıştır. Rivayet edilir ki sabah erken dağdan inerek  köyü basan eşkiya, camiden çıkan adamları caminin önünde sıraya dizmiş ve ceplerinde ne varsa ne yoksa gasp etmeye başlamış. O sırada camiden çıkan yaşlı bir ihtiyar elinde bastonu ile eşkiyanın yanına gelerek ona iki değnek vurmuş. Eşkiya hiçbir kelam etmeden kaçmış. Orada bulunan bir misafir şaşkınlık içinde , “bu ihtiyar amca kim” diye sormuş.O ihtiyar amca eşkiyanın öğreteniydi demişler.Görüldüğü üzere eşkıya dahi öğretmenine saygıda kusur etmiyor.
          Demek istiyorum ki eskiden hep böyle idi. Hatta yüce Peygamberimiz(SAS) bana bir harf öğretenin kırk yıl kulu kölesi olurum dememiş mi.Ben bir ara öğretmen vekilliği yapmıştım.Öğrencilerimden halen hayatta olanlar 55-60 yaşlarındalar.Beni gördüklerinde hala elimi öpmeye çalışıyorlar.
          Eskiden öğretmene “muallim” denilirdi.Bu ne demek? İlim öğreten demek. İlim öğretenlerin maruz kaldıkları bu muameleler beni ziyadesi ile üzüyor,sanırım sizleri de üzmektedir.   
          Gelelim BUGÜNKÜ bakışa;Bir ilin valisi sınıfa giriyor,öğretmenin sakalını beğenmeyerek onu öğrencilerinin yanında sınıftan kovuyor.
           Hepimizin bir öğretmeni vardır.Bu nedenle öğretmene yapılan saygısızlık hepimize yapılmış sayılır.Sayın vali çıkıp da “hatasız kul olmaz,bir anda iradem dışı olan bu olaydan dolayı tüm öğretmenlerden özür dilerim ve onların ellerinden öperim” deseydi sanırım kendisini yüceltmiş olurdu.Ama olmadı.
           Gelelim ikinci konuya/
            Şu siyaset kurumuna bir türlü akıl erdiremedim gitti.Öyle çelişkiler görüyoruz ki şaşmamak mümkün değil.Bilindiği gibi bu kurum (siyaset kurumu)1960 Mayıs öncesi demokrasi trenini raydan çıkardı ve treni devirdi.(Yaşım müsait olduğu için bizzat gözlemlemiştim)Asker geldi treni  rayına oturttu bakımını yaptı,sonra egemenliği  sahibine yani millete teslim etti.
         Bu kurum, daha sonra treni 20 yıl  çalıştırabildi.1980 öncesi tren yine raydan çıktı ve devrildi.Yine asker geldi,bakımını yaptı,sahibine iade etti.
        Emaneti devir alan siyasiler bu kez  koro halinde (parti gözetmeksizin söylüyorum) askeri müdahalelerini kınamaya,adeta hep birlikte askeri taşlamaya başladılar ve taşladılar,  halen de taşlamaya devam ediyorlar.
        Bu tespitim nedeniyle sanırsınınız  ki ben askeri müdahaleye taraftarım,kesinlikle hayır,ancak demokrasi  kurum ve kuralları ile tıkır tıkır işletilirse askerin müdahalesi zaten söz konusu olamaz.
        Örneğin kim bir insanın diğer bir insan tarafından öldürülmesini ister,tabii ki istemez.Ancak yeri geldiğinde, şartlar oluştuğunda öldürür ve beraat de eder (meşru müdafaa durumu gibi).İşte bütün mesele o şartların oluşması veya oluşmamasıdır.Askeri müdahaleler de böyle idi.Ama şimdi böyle bir şeyin olması kesinlikle mümkün değil, zira O ASKER artık yok.
        Nerede kalmıştık, siyasi çelişkide;
        Bilindiği gibi 27 Mayıs(1960) Askeri müdahalenin baş aktörlerinden birisi merhum Alpaslan Türkeş’ti.(O sabah ben de asteğmen olarak harp okulunda görevli idim)
        İhtilal sonrası sanıyorum 38  subay Milli Birlik Komitesi’ni oluşturdular.
        Daha sonra bu komite yukarıda belirttiğim gibi treni yine rayına oturttu, bakımını yaptı ve emaneti İnönü’nün de yoğun talep ve telkinleri sonucu (egemenliği) millete iade etmek istedi.
       Yani demokrasiye dönülmesini istedi.Bu isteğe komitenin 14 üyesi karşı çaktı ve treni sahibine iade etmek istemedi.Bir gece onlar emekli edilerek  muhtelif görevlerle başka ülkelere gönderildiler. Bunların içinde Merhum Alpaslan Türkeş de vardı ve  Hindistan’a gönderilmişti
        Geçen hafta merhum Alpaslan Türkeş’in ölüm yıldönümü münasebetiyle kabri başında anma etkinliği vardı.
       Bu anma vesilesi ile kafamda  bazı sorular oluştu. Şöyle ki;
       12 Eylül askeri darbesini yapan Kenan Evren”i koro halinde eleştirenlerin içinde MHP nin de bulunması beni şaşırttı. Zira o partinin kurucu başkanı(öyle sayılır) Alpaslan Türkeş askeri darbenin önde geleni idi.Onu göklere çıkaracaksın, bir oğlunu millet vekili yapacaksın,diğer oğlunun da AKP den milletvekili olmasını görmezden geleceksin, Kenan Evren’i ise acımasızca eleştireceksin,ve daha da önemlisi askerin siyasete karışmasının kesinlikle karşısında olacaksın. İşte  bu bir çelişkidir ve olmadı. Sahipsiz bırakılan asker şimdi kenara çekildi,trajediyi seyrediyor. 
       Hadi bakalım buyurun raydan çıkan treni rayına nasıl oturtacaksınız diyor.
        Bindik bir alamete gidiyoruz ya kıyamete ya selamete. 

Bu yazı toplam 3074 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim