• BIST 89.282
  • Altın 145,897
  • Dolar 3,6363
  • Euro 3,8917
  • Bolu 6 °C
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 11 °C

İlginç Anadolu hikayeleri -4-

N. Gürkan Yetkin

Bir çok tanıdık, yazmış olduğum hikayeleri kendince yorumlayıp hikayelerin başka başka versiyonlarını bana anlatıyor. Hikaye kahramanlarımı başka başka kişilerle özdeşleştirip, çok farklı olaylarla da birleştirip ortaya döktüklerinde, inan çok hoş muhabbet ortamı doğuyor. Keşke bu dost meclislerinde geçen bu muhabbetleri yazabilsem diye çok düşünüyorum.

Her zaman Türk insanının çok zeki olduğuna inandım. Bir çok olayda da bunu yaşadım, gördüm. Anadolu hikayeleri, içinde bir çok gerçeği harmanlamış kimi için hoş seda olsun diye anlatılan kimi için ders olsun diye ortaya dökülen bir öğüt niteliğindedir aslında.

Ben sizlerle sadece paylaşıyorum. İster okur, biraz üzerinde düşünür, bir parçasını alır kendi hikayenizi yazarsınız, isterseniz sıkılır kapatır geçersiniz!

Geçmişte televizyon dizilerinin hatta televizyonun olmadığı tarihlerde insanların, eğlence araçları, iletişimi ve etkileşimi çok daha sağlıklı imiş. Ben hiç görmedim, hiç yaşamadım, hiç şahit olmadım ama ilkokul çağlarında öğrendiğim bir kavram vardı. İMECE!

Eminim çoğunuz da biliyorsunuzdur manasını. Peki günümüzde kaldı mı? Örnekleri var mı? İmece usulü ile meselelerine çözüm arayan topluluklar kaldı mı?

Toplumculuktan uzaklaşıp, bireyciliğe doğru geçtikçe ve bunu bir de gelişim olarak değerlendirdikçe kazanıyor muyuz, kaybediyor muyuz tartışılır? Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığı ile hayatımızı kurgularsak ve o yılanın gün gelip size de dokunma ihtimali olduğunu görmezden gelirsek, haksızlığa ses çıkarmayıp zalimin mazlumu ezmesine bile bile göz yumarsak, bir gün gelip de mazlum hale düştüğümüzde etrafımızda çakalların dışında kimsenin kalmadığını görür ve sessiz sedasız yok olur gideriz.

KOFALİ VE SİLAHI !

Anadolu'da pehlivan, günümüzde bile çok önem verilen, itibar gören bir kavramdır. Yıllar yıllar önce İç Anadolu bölgemizde bir köyde kendi halinde yaşayan bir aile varmış. Ailenin annesi dünyalar güzeli, tosun mu tosun bir erkek evlat dünyaya getirmiş. Ailenin babası evladını kucağına alıp, kulağına ezan okuduktan sonra ismini de söyleyivermiş. "Ali! Ali! Ali!” Aklında kendi babası varmış yiğit mi yiğit ve tabi ki Hz.Ali !

Annesi ayrı bir sevmiş evladını. Toz kondurmamış. Üç kız evladından bile ayırmış tek oğlunu. Gözü gibi korumuş her türlü kötülükten. "Benim oğlum büyüyecek! Herkesin dilinden düşürmediği bir yiğit, bir pehlivan olacak!” der dururmuş herkeslere övünerek! Güz zamanı herkes çalışırken Ali gölgede oturur. Kız kardeşleri dahil herkes canla başla sıcak demeden, soğuk demeden alın teri dökerken, bizim Ali yan gelir yatar, sadece tıkınır dururmuş.

Sofraya gelen iki yumurtanın birisini Ali yer, diğerini üç kız kardeş aralarında pay edermiş. Etin en güzel yeri Ali'ye, geri kalan tüm ahaliye düşermiş. Annesi oğluna hastalık bulaşır diye kimselerle görüştürmez, hiçbir yere salmazmış. Doğal olarak Ali'nin büyüyüp serpilene kadar hiç arkadaşı olmamış.

Günler gelmiş geçmiş. Ali, genç bir delikanlı olmuş. Uzun mu uzun, yiğit mi yiğit, kapılardan sığmayacak kadar iri mi iri! Akranları gördüklerinde bile tir tir titrer, korkudan kimse ilişmezmiş.

Köy meydanında herkes tatlı bir telaştaymış. Bir hafta sonra çayırda er meydanı kurulacak köyün delikanlıları, baş pehlivanlık için güreş tutacaklarmış.

Annesi Ali'yi karşına almış, "Oğul! Artık vakti geldi! Bunca yıl bu günü bekledim! Bu yıl sen de güreşlere katılacak ve benim ve babanın göğsünü kabartacaksın! Bırak bu köyde, tüm yörede ün salacaksın! Yedi düvel senin nasıl bir yiğit olduğunu, benim de böyle bir yiğidin anası olduğumu konuşacak!” Demiş.

Güreş günü gelmiş çatmış. Civar köyler de dahil tüm ahali çayırda toplanmış. Davullar, zurnalar kıyameti koparıyormuş. Tüm pehlivanlarla bir Ali de yağlanıp çayırda peşrev çekmeye başlamış. Biri hariç tüm pehlivanlar Ali'nin görüntüsünden bile sinmiş. Çoğunun boyu Ali'nin göbek hizasına bile denk gelmiyormuş.

Çayırın ortasına gelinmiş. Tüm pehlivanlar eşleşmiş. Başlamış güreşmeye! Ali tuttuğunu deviriyor o kazandıkça anası dört köşe oluyormuş. Vakit gelmiş! Son güreş! Son iki pehlivan! Ali'nin rakibi yarısı kadar bir delikanlı! Ali önce bir bakmış, sonra etrafa bakınmış daha güreş başlamadan Ali topluluğu selamlamaya, galibiyetini ilan etmeye başlamış. Çoğu seyirci bu güreş bitti diye çayırdan bile ayrılmış.

Güreş başlar başlamaz, o küçük görülen pehlivan bir atiklikle Ali'nin arkasına dolanmış, paçasından tuttuğu gibi yere çalması bir olmuş. Ali yenilmiş. Davullar susmuş! Herkes susmuş! Tüm ahali donmuş kalmış. Güreşin Fatihi gitmiş önce hocasının elini öpmüş, sonra anasının elini! Bizim Ali tüm ahali gidene dek yerden kalkmamış!

Ali'nin annesinin o gün tüm saçları ağarmış. Tüm neşesi kaçmış. Aylarca ağzını bıçak açmamış.Kofali'nin yüzüne bir daha bakmamış.

Tüm köy aylarca bu güreşi konuşmuş. Tabi o günden sonra da bizim Ali'nin adı tüm civarda “Kofali “ olarak anılır olmuş. Kofali dışarı çıkamaz,kimsenin yüzüne bakamaz olmuş.

Derken bir gün Kofali'nin kapı çalınmış. Kapıda güreşi kazanan pehlivan! Elinde bir köpek yavrusu! Uzatmış Kofali'ye.”Al“ demiş.”Bu benim köpeğimin en güzel yavrusu.” Uzatmış Kofali'ye “Hakkını helal et“ demiş.

Kofali bu şirin mi şirin Sivas Kangalı kırması köpeğe “Silah” adını vermiş. O günden sonra Silah onun en yakın dostu olmuş. Her sabah beraber kalkar. Gün boyunca beraber oynarlarmış.Silah büyümüş, dev gibi bir köpek olmuş. Kimse Silah yüzünden Kofali'ye laf atamaz olmuş. Kofali ile Silah ava çıkar, Kofali vurur Silah koşar hemen getirirmiş. O kadar itaatkar bir köpekmiş ki, Kofali'nin bırakın sözünden, bakışından bile görevini anlar, gerekeni yaparmış.

Günler gelmiş geçmiş. Güreş zamanı yine gelmiş. Kofali güreşlere bir gün kala kendisini deviren pehlivanı kahveden çıkana dek pusuda beklemiş. Tenha bir yer denk gelir gelmez Silah'a bir bakmış.

Silah ok gibi fırlayıp delikanlının üstüne çullanmış. Kanlar içinde kalana ve bayılana dek Silah pehlivanın heryerini ısırmış.

Ertesi gün er meydanında gözler bizim yiğit pehlivanı aramış. Bizim yiğit pehlivan çayırına geldiğinde ahali şaşmış kalmış. Her tarafı sargılar içindeki pehlivanın yanına üşüşmüş, ”Ne oldu?Ne bu halin?” demişler. O da başından geçenleri anlatmış. Tüm ahali bu olaya çok üzülmüş çok kızmış. Herkes birbirine bakınmış ve hep beraber çayırı terk etmişler. Güreşler seyircisiz yapılmış. Kofali de rakibi kalmadığı için güreştiği herkesi kolayca yenip baş pehlivan olmuş. Ama kimse kendisini tebrik etmemiş.

Ertesi gün giyinip kuşanıp köy kahvesine gitmiş. Kahvehaneye girer girmez kendisini gören tüm ahali kahveyi terk etmiş. Kimse yüzüne bakmamış. Kofali daha ne olduğunu anlamadan dışarıdan bir tüfek sesi duyulmuş, bir de kulakları çınlatan bir inilti.

Kofali dışarıya koştuğunda köy meydanının ortasında biricik dostu, köpeği Silah'ın yerde cansız bedenini görmüş. Koşmuş, başına çökmüş. Ağlamış! Ağlamış! Ağlamış!

Derken biri omzundan tutmuş. Dönmüş bakmış. Bizim yiğit pehlivan! Bir elinde tüfek diğer elinde bir köpek yavrusu! ”İlk sahibini tanımayan it, son sahibini zaten tanımaz! Onu anası diğer yavrulardan hep ayrı tuttu. En dolu memesini ona verdi. Sadece o yavruyu dili ile temizledi. Kucağının en sıcak en rahat yerini ona ayırdı. Anası bu yavruya özen gösterdikçe ben de ona ayrı bir önem verdim. Sana verene dek yanımdan ayırmadım. Kokumu tanısın diye koynumda uyuttum. O bu sonu kendi hazırladı! Beni ilk fırsatta satan seni de, ona en güvendiğin anda satar! Bu köpeği sana ben verdim. En iyi yavru olduğunu düşündüm. Yanılmışım! Hakkını helal et ve bu yavruyu al!”demiş.

Kofali yavruyu almış, evinin yolunu tutmuş. O günden sonra Kofaliyi ne gören olmuş ne de duyan! Kendi gitmiş namı kalmış! Her güreş zamanı öncesi bu hikaye hatırlanır, tüm pehlivanlara anlatılır olmuş.

Kıssadan hisse! Yiğitlik erdemliliği gerektirir. Erdemli olmayandan yiğit, sahibini tanımayan itten bekçi olmaz!

(Ancak YOKUŞ aşıldığında ardı görünür!)

30.04.2009

Bu yazı toplam 1120 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim