• BIST 81.712
  • Altın 147,331
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • Bolu 6 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 2 °C

İLGİNÇ ANADOLU HİKAYELERİ-5
Yağmur damlaları ve Çamur Çetin

N. Gürkan Yetkin

Güzel Anadolunun yine güzel bir köyünde, tepede ailesinin ona emanet ettiği hayvanlarını otlatırken, bir yandan da o mesafeden görünen şehire doğru, dalgın dalgın bakıyordu. “Bir gün!” dedi. ”Bir gün bu şehirdeki yaşayan herkes beni tanıyacak!”

Ertesi sabah şehirde gittiği okulunun yolunu tuttuğunda, hava yağmurluydu. Yağmur nedeniyle çamurlaşan toprak yol, ayakkabılarına bulaşmıştı. Okul bahçesinde o soğuk havada çamurlu ayakkabılarını okulun bahçesindeki buz gibi soğuk su ile temizlerken, içinden de isyan ediyordu. Çünkü şehir merkezinde oturan arkadaşlarının ayakkabıları, yağmur ne kadar yağarsa yağsın çamur olmuyordu.

İlk ders boştu. Vekaleten derse gelen bir öğretmen, sırf vakit geçsin diye tek tek karşısında duran öğrencilere büyüdüklerinde ne olmak istediklerini soruyordu. Sıra Çetin'e geldiğinde “konsolos!”dedi. Öğretmen dahil tüm sınıf şaşırmıştı.

Yağmur yine yağıyordu! Okul yolundan evine doğru giderken, sevgili bir çifti gördü. El ele tutuşmuşlar yağmurda yürümenin keyfini çıkarıyorlardı. Üzerinde okul ceketi dışında onu yağmurdan koruyacak olan bir kıyafeti olmayan Çetin ise sırıl sıklam olmuştu.

Lise eğitimini de başarıyla tamamlayan Çetin, üniversite sınavını da kazanarak Ankara yolunu tutmuştu. İçinde hedefine, kendi kendine verdiği sözüne yaklaşmanın heyecanı vardı. Çetin tüm hayatı boyunca olduğu gibi üniversitede de sessiz sedasız bir öğrenci idi. Zaman zaman mülkiyenin o ağır havası içersinde eylemleri izler, politik grupların söylemlerini dinlerdi. Her zaman okumayı seven bir öğrenci olan Çetin, kantinde çay sırasında gördüğü bir kıza aşık oldu. Anadolu'nun köy delikanlısı, şehirli dediği bir kıza gönlünü kaptırıvermişti.

Platonik olan bu aşkı yüzünden devamlı sevdiği kızın yakınında gezinir, asla onun bulunduğu gruba girmezdi. Bir gün yine uzaktan izlediği sevdalısının kahkahalarla bir başka arkadaşına güldüğünü gördü. ”İlahi Kemal sen adamı öldürürsün! Nerden buluyorsun bu fıkraları!” dediğini işitti.

İşte o gün bizim Çetin'in fıkraya olan ilgisi de başlamış oldu. Kütüphanede ne kadar fıkra kitabı varsa okudu,ezberledi. Devamlı gittiği kitap evinden siyasal kitaplar yerine fıkra kitapları alması tezgahtarı bile şaşırtmıştı. Hiç üşenmeden yüzlerce fıkra ezberledi. Aynada kendini artık bir süper kahraman olarak görüyordu. Sessiz Çetin gitmiş, yerine fıkracı Çetin gelmişti. Her ortamda fıkra anlatmaya başladı. Ünü tüm okula yayılmıştı. Canı sıkılan Çetin'i arıyor kantinde, okul bahçesinde bir köşede onu fıkra anlatırken yakalıyordu.

Yine kantinde fıkra üstüne fıkra anlatırken, platonik aşkı da grubun içine giriverdi. Sevdiği kızı karşısında onu dinlerken gören Çetin, heyecanla muzır fıkrasına başladı. ”Temel ile fadime………” Bir kişi hariç herkes gülmekten kırılıyordu. Platonik aşkı sinirli bir halde ortamı terk etti. Çetin pişkinlikle peşinden yetişip kıza, fıkrasını neden beğenmediğini sordu. Bu platonik aşkı ile ilk ve son konuşması oldu. Kız Trabzonlu idi ve babasının adı Temel, annesinin adı da Fadime idi. Çetin baltayı taşa fena vurmuştu.

Üniversite bitmiş ve memlekete dönmüştü artık Çetin. İş, askerlik ve ardından evlilik derken yıllar geçip gidivermişti. Hayat monoton bir şekilde devam ederken, Çetin kendi kendine verdiği sözü hatırladı. Çok sevdiği siyasetle ilgilenmeye başladı. Yakın zamanda yapılacak olan yerel seçimlerde bir siyasi partiden belediye meclis üyeliğine başvurdu. Listede de yer alınca inanılmaz heyecanlanmıştı. Seçimler oldu bitti ancak, Çetin seçilemedi! Çok canı sıkılmıştı. Bu başarısızlığı uzun süre kendine yediremedi. Yıllar sonra yeni kurulacak olan bir partide görev alması istenildiğinde, Çetin “işte!” dedi. “Hayatımın fırsatı bu!”Parti kurulmuş, en sevdiği dostu Alim sayesinde iyi bir mevkide görev almayı başarmıştı. Her toplantıda yine fıkralarla herkesi güldüren Çetin, kısa zamanda herkesin sevdiği bir kişi haline gelmişti. Genel seçim kararı alınması ile bizim Çetin kendi kendine verdiği söz adına en önemli adımını attı. Milletvekili adayı oldu. Seçimler tamamlandığında Çetin Artık milletvekili idi.

Parti içinde herkes omuzlarda taşıyordu Çetin'i. Bir konuşma yapmasını istediler başta Alim olmak üzere tüm arkadaşları.

Çetin kürsüden gülerek “daha düne kadar ben de sizin gibi sıradan biriydim!”dedi ve tüm salon gülmeye başladı. Salondaki herkes Çetin'in yine muziplik yaptığını düşünüyorlardı. Ancak işin aslı sonradan ortaya çıktı. Çetin'e o günden sonra sıradan insanların ulaşması pek mümkün olmadı. Bu tavır değişikliğinden sonra ilk önce yakın dostu Alim'le, daha sonra da tüm yakın arkadaşları ile iplerini kopardı Çetin!

Bayram günüydü. Bayramlaşmak için köyüne geldiğinde hava yine yağmurluydu. Köylerindeki baba ocağına geldiğinde ayakkabıları yine çamur olmuştu. Çetin arabasından yeni bir çift ayakkabı çıkardı ve o çamurlu ayakkabıları ağabeyine uzatarak “Bunları artık sen giyersin” dedi. Her zaman kardeşi ile gurur duyan, içinde hiç kötülük olmayan ağabeyi kardeşinden aldığı bu hediye ile sevinmişti.

Bayramlaşmadan sonra ağabeyine “bu ev artık eskidi, burayı yıkıp yeni bir ev yapacağım“ dedi. ”Artık siz de şehirde oturun. Ne bekliyorsunuz bu köy yerinde” diye ekledi. Ağabeyi itiraz etmeyince eski baba ocağını yıktırdı Çetin. Ancak ev yerine yeni bir ev yapmadı.

Önemli bir makama ziyarete gittiğinde kapıda odacı olarak çalışan lise yıllarında çok sevdiği sıra arkadaşını gördü. Sıra arkadaşı da Çetin'i. Sıra arkadaşı Çetin'e gülerek yaklaştığında, Çetin kafasını başka yöne çeviriverdi. Makama geçtiğinde çay servisi yapan arkadaşı çayın yanında küçük bir çikolata da getirmişti. Arkadaşı çok iyi biliyordu ki, Çetin bu çikolatayı çok severdi. Ancak Çetin arkadaşının yüzüne bile bakmadı. O odayı terk ettiğinde uzun uzun çikolataya baktı.

Okul yıllarında Çetin, arkadaşından son parça çikolatasını kendisine vermesini istemiş, en az kendisi kadar o çikolatayı seven arkadaşı tereddüt bile etmeden ona son parça çikolatasını vermişti.Yerel seçimler yaklaşmaktaydı. En has dostu Alim de bu seçimlerde adaydı. Ama Çetin hiç oralı değildi. Aksine diğer adayın yanında seçim çalışmalarına katılıyordu. Alim kendisini telefonla aradığında ise Alime, ”Merak etme ben senin arkandayım!” diyordu. Adaylıklar belli olduğunda Alim seçimi kaybetmişti. Çetin ise kazanan adayın yanında boy boy fotoğraf çektiriyordu. Kendisini telefonla arayan ve sitem eden Alim'e “Siyasette duygusallığa yer yoktur!”diye iyi bir ders veriyordu.

Dışarıda sağnak yağmur vardı. Çetin geç kaldığı bir toplantıya yetişmek için arabasını son sürat sürüyordu. Bir köprü üzerinden geçerken arabanın kontrolünü kaybetti ve köprüden aşağıya uçtu. Yağmur suları sel olmuş, köprüden uçan arabanın içine dolmuştu. Ertesi gün arabayı bulan köylüler, cesedi çıkarttıklarında ceset tamamen çamurla dolmuştu. Hemen Alim'i aradılar. Ertesi gün Çetin'in cenazesi kaldırılacaktı. Defalarca ilan edildiği halde, cenazeye bir iki partili ve birkaç bürokrat dışında kimse cenazeye katılmadı.

Tabutu ilk omuzlayan Alim oldu. Alim içinden “Daha düne kadar sen hep benim arkamda oldun yanımda değil! Bak şimdi sen benim omuzlarımdasın!” dedi.

Yağmur dinmiş, güneş açmıştı. Çamurlu ve pis sel suları çekilmiş, yerini berrak çiğ tanelerine bırakmıştı.

Yağmur anaç toprağa can verir. Kimi yerde bir damla su için günlerce toplu dualar edilir. Su her toplumda berekettir. Ancak bir damla ile başlayıp birleşen sular önlem alınmazsa kimi zaman sele dönüşür, önüne aldığı her bendi aşar geçer. Beraberinde getiridiği çamur heryere saçılır. Kimi içinde boğulur, kimine ise sadece bulaşır!

04.06.2009

Bu yazı toplam 651 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim