ankara escort ankara escort bodrum escort ankara escort ankara escort ankara escort porno izle kayseri escort türk porno , adana escort , adana escort bayan , porno izle , mersin escort , escort adana , adult forum , şişli escort , hatay escort bayan , beylikdüzü escort , bodrum escort , eskisehir escort , porno indir , istanbul escort , seks hikaye ,

  • BIST 110.932
  • Altın 175,132
  • Dolar 4,0581
  • Euro 4,9812
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 12 °C

İNANDIRICI OLMAK (II)

Hasan Dinç

 

Geçen haftaki yazımızın bir yerinde “ tarihçi olaylara objektif bakmaz ve olayları olduğu gibi değil de yanlı kaleme alır ve yazarsa, daha sonraki nesiller olayları değerlendirmekte, olanlardan sonuç çıkarmakta yanlışa düşer ve hatalı değerlendirmelerle toplumun önünü kesmiş olurlar. Milletler kendi geçmişlerini ne kadar doğru öğrenir ve doğru bilirlerse, gelecek için o kadar yanlış yapmaktan kurtulmuş olurlar” demiş ve milli tarihimizden doğru bildiğimiz iki yanlışı örneklerle göstermiştim. Bu yazımda da İslâm tarihinde doğru bildiğimiz yanlışları örneklerle gösterip doğrulara hizmet etmeye çalışacağım.

İslâm tarihi miladi 610 yılında başlar. (Bu tarih Hz. Muhammed’e peygamberlik geldiği ve vahyin başladığı tarihtir.) 1258 yılında Abbasi imparatorluğunun Moğollar tarafından yıkılmasıyla sona erer. Selçuklu ve Osmanlı dönemleri İslâm tarihi içine kabul edilmez. Anlaşılacağı üzere bu süre üzerine İslâm cilası çekilmiş bir Arap tarihidir. İslâm hilafeti Mısır’da ve 1517 tarihinden itibaren Osmanlıda devam etmesine rağmen Arap tarihçileri genel olarak İslâm tarihini Moğolların Bağdat’ı işgalleriyle sona erdirirler.

Yaklaşık 650 sene süren bu dönemde meydana gelen olayları tarihçiler Araplar arası bir karakter taşıyorsa kabile gayretini; millet ve kavimler arası bir karakter taşıyorsa Araplık gayretini ve İslâm toplulukları arası bir karakter taşıyorsa onda da bir mezhep gayretini hep öne çıkarmışlar ve olayları bu boyutları ile kaydetmişlerdir. Ancak çok ustalıkla olayların üzerine bir İslâm şalı örtmeyi de ihmal etmemişlerdir. Anlaşılacağı üzere İslâm tarihçileri olaylar karşısında hiç tarafsız ve objektif kalamamışlar, İslâm aracılığı ile kendilerini hep doğru ve haklı tarafın temsilcileri olarak göstermişlerdir. İslâm tarihinin doğal kaynağı olarak kabul gören bu eserleri okuyan her tarihçi ise bu kaynakların etkisi ile tarihi hep yanlı ve taraflı aksettirmenin kurbanı olmuşlardır. Maalesef bizim tarihçilerimiz de bu kurbanların başını çekmekte, İslâm tarihi içinde zikredilen ve Arap emperyalizminin hemen, hemen iki asır süren Orta Asya macerasını bu gözle değerlendirmekten hicap duymamışlardır. Sözde İslâm’ı Orta Asya’ya getirmek için yapılan bu fetih hareketleri Orta Asya’ya İslâm’ı getirmekten ziyade Orta Asya’nın zenginliklerini Bağdat’a götürme özelliğini aşamamıştır. İki taraftan yüz binlerce kişinin hayatlarını kaybettiği bu seferler İslâm’ın yayılmasından ziyade tarafların düşmanlığını şiddetlendirmekten başka bir rol oynamamıştır. Türk topluluklarını İslâm’la buluşturmanın onurundan ziyade onların zenginliklerini devşirmek amaçlı bu fetihler bugün daha iyi anlaşılmakta, yeni dönem tarihçiler işin bu yönünü gün ışığına çıkaran çalışmalar yapmaktadırlar. (Prof.Dr. Zekeriya Kitapçı’nın 25’i aşan sayıdaki eserlerini değerli okuyucularıma salık verebilirim)

İslâm tarihinin ilk dönemi peygamberimizin ve dört halife dönemini içine almaktadır. Bu dönem daha sonraki Emevi ve Abbasi dönemleriyle mukayese edilmeyecek güzelliklere sahne olmuştur. Ancak bunca güzelliklere rağmen bu dönem bile İslâm tarihi içinde tarafsız ve objektif kaleme alınamamış; bir önceki yazımda belirttiğim endişelerle ya karartılmış üzeri örtülmüş, ya da parlatılarak olduğundan farklı gösterilmiştir. Her iki tür tarihi kaydın menfi etkileri günümüze kadar İslâm topluluklarının birlik, beraberlik ve kardeşlik duyguları içinde yaşamalarına engel olmuşlardır.

İslâm tarihinin ilk dönemi genel olarak “ASR-I SAADET” olarak bilinmektedir. Bu terim güzel dilimize “MUTLULUK ASRI” olarak tercüme edilebilir. Beşer tarihinin her tür güzellikleri, adaletli yönetimi, zenginliğin ve varlıkların belli elerde toplanmadan eşite yakın paylaşımı ve insanlar arası eşitlik hukukunun gerçekleştirildiği bir dönem olarak bilinmesine rağmen, bu dönemde dahi birçok olayların karartıldığı tarihi bir gerçektir.

İlahi vahyin insanlar ve topluluklar üzerine sağnak, sağnak yağdığı, Peygamberimizin öncülüğünde bu vahyi yönetimin dantel gibi işlenerek hayata geçirildiği, bütün ilahi nimetlerin gözle görüldüğü bu dönem de dahi birçok insani hata ve kusurlar tarihçiler tarafından karartılmaya uğratılmış ve insanlığın gözünden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır.

Bunların çoğu Kur’an-ı Kerim’de zikredilmiş, peygamberimizin hadislerine konu olmuştur. Büyük iftiralar, yalanlar, münafıklıklar, dedikodular, hırsızlıklar, Kendi kötülüklerine peygamberi bile alet etme girişimleri, ticari ahlâksızlıklar, savaşa katılmak istemeyişler, kumar ve zina gibi toplulukları inkisara uğratan büyük günahlar o dönemde de görülmüş ve yaşanmıştır. Bunlardan birisi kuşku yok ki kutsal kitabımızda da kaydedildiği gibi IFK olayıdır. Bütün Müslümanların annesi kabul edilen Hz. Ayşe’ye yani Hz. Peygamberin (SA) değerli eşlerine bile iftira etmekten çekinmeyen bir topluluk. Şimdi kutsal kitabımızın şu ikazına kulak verelim. “ Haberiniz olsun ki, o iftirada bulunanlar, sizden bir takımdır. Onu hakkınızda bir şer sanmayın! Bilakis o, sizin için bir hayırdır. Onlardan her kişiye kazandığı günah nisbetinde ceza vardır. Günahın büyügünü yüklenene de büyük bir azap vardır. Ne vardı, onu işittiğiniz zaman mümin erkeklerle mümin kadınlar kendi kendilerine hüsn-ü zanda bulunup bu açık bir iftiradır deselerdi. (Nur suresi Ayet 11,12)” Bir de de şu ayete bakalım.  “Eğer topluca savaşa çıkmazsanız, O size acı bir azapla azap eder. Yerinize başka bir kavim getirir ve siz O’na zerrece zarar veremezsiniz. Allah (C.C.) her şeye gücü yetendir. “Tevbe suresi Ayet 39” Bu ayetler gibi daha nicesi işte o dönemde Müslümanların Allah’ın (C.C.) ikazına maruz kaldıklarının delilleridir. İftira gibi, savaşa gitmeme gibi ilahi emirlere ters düşen davranışlar ve pek çoğu o mutlu dönemin yaygın kusurları olarak katsal kitabımızda zikredilmiştir.

Bir de dört halife döneminde gelişen olaylara bakalım. Kayda aldığım bu olaylar günümüz Müslümanları tarafından bilinmemektedir. Çünkü hepside karartılmış, toplumun gözünden uzaklaştırılmıştır.( Bu bilgiler üç dört tarihi kaynağın ötesinde Türk Diyanet Vakfının yayına sunduğu 44 ciltlik İSLÂM ANSİKLOPEDİSİ adındaki dev eserinden kritik edilerek aktarılmıştır.)

İslam Tarihinde kamuda görevlendirilen kişilerde liyakat aranmaktan vazgeçilerek hısım akraba ve yakın dostları kayırma ve onlarla ilgili şikâyetleri dikkate almama Hz. Osman zamanında yaygınlaşmıştır. Yine onun zamanında uygulamalara şiddetle karşı çıkan değerli sahabeler sürgüne tabi tutulup Medine’den uzaklaştırılmıştır. Bunun bilinen ilk örneği Ebuzer Giffari hazretleri olup İslâm’a giren ilk beş müslümandan biri olduğu sabittir. Peygamberimizin onun için “Şu gök kubbenin altında ve yeryüzünde Ebuzer’den daha doğru sözlü kim vardır” dediği de güvenilir hadis kitaplarında kayıtlıdır. Ayrıca kabilecilik gibi İslâm öncesi kötü gelenekler (Ümeyye-Haşimi çekişmesi) onun zamanında yeniden canlanmış ve sayısız sahabenin canı yanmıştır. Hatta Kerbelâ olayının temeli onun zamanında atılmıştır bile denilmiştir. Bu nedenle kendinden hoşnutsuzluk son derece artmış, Medine halkı kendinden bütünüyle soğumuştur. Şehadetinden sonra ise halkın tepkisinden korkulduğu için cenazesi bile gece yarısı kaldırılmış, cenaze törenine 3-5 kişinin katıldığı ve cenazesinin Yahudi mezarlığına gömüldüğü tarihçiler tarafından kaydedilmiştir. Bu olaylar şüphesiz Asr-ı saadet olarak bilinen dönemin tarihçiler tarafından örtülmüş, perdelenmiş şimdilerde bilinmeyen kötü örnekleridir. Bu örnekleri daha da artırmak mümkündür.

İşte böyle sayın okuyucular. Eğer tarihçiler olayları tarafsız ve objektif olarak kaydetmezlerse, tarihin inandırıcılığı kalmadığı gibi toplumlara da beklenen faydayı sağlamaz. Hatta geleceğe ihtilaflı ve parçalanmış topluluklar halinde girmemizin temelleri atıldığından, felaketlerin kapısını da aralamış olur.

 

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 1396 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim