• BIST 106.736
  • Altın 141,095
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • Bolu 17 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C

İpler kopmak üzere

Hasan Dinç

Demokrasi tarihimizde çok sert tartışmaların yaşandığını siyasi tarihimizi geriye doğru takip edenler bilirler. Bilhassa 1950-60 arası Demokrat Parti ve CHP arasındaki İnönü ve Menderes tartışmaları ile, 1980 öncesi Demirel, Ecevit ve Türkeş'in sert tartışmaları herkesin malumu olup, ülkeyi ve milleti nerelere getirdiğini biliyoruz. Kısa demokrasi tarihimizde bu dönemlerin açtığı yaralar ve milli bünyede yaptığı tahribatın derin izlerini, günümüzde bile hâlâ canlı bir şekilde yaşıyoruz. Bu dönemde yapılmış sert tartışmaların taraflarına ve birbirlerine söylediklerine baktığımızda, nezaket sınırlarının hiçbir şekilde zorlanmadığını, hele de hakaret boyutuna hiç yaklaşılmadığı görülmektedir. Buna rağmen bu düzeyli sert tartışmaların milli bünyede yaptığı tahribat, günümüze bile yansıyıp toplum hayatımızı etkilemeye devam ediyorsa, yeni sert siyasi tartışmalardan ne kadar uzak durmamız gerektiğini, herkesin ve bilhassa da siyasetin tepesindekilerin takdir etmeleri gerekir.

25 yıldan bu yana devletimizi bütün unsurlarıyla uğraştıran en önemli konu, hiç şüphesiz ayrılıkçı, bölücü terör konusudur. Binlerce askerimiz, polisimiz, kamu görevlimiz ve savunmasız vatandaşımızı bu terör belasına kurban verdik. Binlerce ana, baba ve evladı acılarla baş başa bıraktık. Yetmedi devletimiz yüz milyarlarca dolar ekonomik zararla da karşı karşıya kaldı. Bu yüzden belki millet olarak az gelişmişlik zincirini kırmak gibi bir şansımızı da kaçırmış olduk. 1999 yılında terörün başını yakaladığımızda belki de her şeyin sona erdiğini, mutlu ve barış dolu bir döneme girildiğini sanmıştık. Bu zannımızı 3 yıllık terörden uzak dönem yaşamamız güçlendiriyordu. Ne yazık ki sıfır terörle yönetimi devralan bu günkü AKP iktidarı, ABD telkinleri ve AB'ye girme tutkusuyla, oralardan gelen isteklerin fütursuzca yerine getirilmesi ve demokratikleşme kılıfı giydirilen hıyanet, atılımları günümüzde ayrılıkçı terörü yeniden azdırmıştır.

Son günlerde bu ayrılıkçı, bölücü terörü bitirmek adına meselenin bir adım daha ötesine geçilerek, konunun bir KÜRT MESELESİ olduğu yetkili ağızlardan dillendirilmeye başlanmıştır. Demokratikleşme ve kültürel haklar adı altında şimdiye kadar verilmiş bazı imtiyazların, bölücü unsurları daha da azgınlaştırdığı görülmüş, devlette kurucu ortak unsur olma taleplerini dillendirerek Türkiye Cumhuriyetini temel kuruluş felsefesinden uzaklaştırma, çok uluslu, çok dilli ve bölünmeden bir önceki safha olan federatif özerk yapılanma taleplerini gündeme taşımaya başlamışlardır.

Hükümetin KÜRT MESELESİ adını vererek çözme konusunda üstünlük alma girişimi günümüzdeki sert tartışmanın fitilini ateşlemiştir.

KÜRT AÇILIMI diyerek başlattıkları çalışmanın içeriği hakkında hiçbir şey söylemeden, partilerden konunun çözümüne dair iş birliği talebinde bulunmaları tartışmayı tetiklemiş, hükümet kanadının ve onların kontrolündeki basın, yayın organlarındaki kadrolu köşe yazarlarının ölçüsüz değerlendirmeleri tartışmalara tuz biber ekmiş, Sayın Başbakanın içinde bulunduğumuz rahmet ayının manevi iklimi dikkate almadan saf ettiği sözlerle doruğa ulaşmıştır.

Ramazan ayının ilk günü, Cuma namazından çıkan Sayın Başbakan gazetecilerin bir sorusu üzerine “Kürt açılımı ABD projesidir diyen birisi bunu ispatlayamazsa alçaktır, namussuzdur. Bu kadar açık, bu kadar ağır konuşuyorum” demek tedbirsizliğini göstermiştir. Türk demokrasi tarihinde bir başbakanın muhalefete bu derece ağır hakarete varan sözlerle yüklenmesi ilk olmaktadır. Bırakınız siyasi liderleri, halkımız bile bu hakareti küfür telakki ederek sonuçlarını hesap etmeden gereğini yerine getirir. Milli Güvenlik Kurulu’ndan da içeriği toplumla paylaşılmayan Kürt açılımı projesi girişimlerinin devam ettirilmesi yönünde bir kararla hükümete tavsiye kararına varması toplumun daha da gerilmesine sebep olmuştur. Bundan sonra karşılıklı sözlü ve yazılı beyanatlar ve ölçüsüz ifadeler Türkiye'yi iplerin kopacağı noktaya getirmiştir.

MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, bütün Türk milliyetçilerine ve Türk milletinin hislerine tercüman olan iki yazılı bildiri yayınlamış, “Türkiye hayati bir kavşak noktasına gelmiştir” diyerek milleti gelişmeler karşısında uyarma görevini yerine getirmiştir. “Hükümetin terörle mücadele iradesi ve siyasetinde çok vahim bir sapma ve kayma yaşandığı, bölücü emellerin şekillendirdiği bir teslimiyet sürecinin başlatılmasının amaçlandığı görülmektedir” diyerek, halkımıza Kürt açılımı ile ilgili endişelerini aktarmıştır. Ayrıca “Herkes ve her kurum şimdi tarih ve millet önünde sorumluluklarıyla baş başadır” diyerek, Milli Güvenlik Kurulu üyelerine de tarihi ikazını yapmıştır.

Sayın Devlet Bahçeli’nin bu yazılı açıklamasının ardından, Cumhurbaşkanlığı bir bildiri yayınlamış, Sayın Devlet Bahçeli'nin bildirisini “Yakışıksız” olarak nitelemiştir. Cumhurbaşkanlığının bu açıklaması durumu daha da nazik hale getirmiş, Sayın Devlet Bahçeli yayınladığı cevap niteliğindeki yazılı açıklamasında, “Terör örgütünün ve etnik bölücülüğün taleplerini karşılayacak bir sürece girilmesini Türkiye Cumhuriyeti Devletine yakıştıranların, Anayasal görev ve sorumlulukları hakkındaki beyanlarımızı yakışıksız bulmalarının aslında fazla yadırganacak bir yönü bulunmamaktadır” demek suretiyle uzlaşma ihtimalini iyice zayıflatmıştır. İşin uzlaşmaz noktaya geldiğinin kesin kanıtı ise Sayın Cumhurbaşkanının görüşme talebinin Sayın Devlet Bahçeli tarafından geri çevrilmesi olmuştur.

Kısa demokrasi tarihimizde böyle bir buhran ilk defa yaşanmaktadır ve müsebbibi konuyu iyi yönetemeyen Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanıdır. Artık ipler gerilmiş kopma noktasına gelmiştir. Hiç kimse Sayın Devlet Bahçeli'nin bundan üç ay önceki partisinin grup toplantısında söylediği “Bu konuda MHP henüz son sözünü söylememiştir” ikazını ve bundan on beş gün önce söylediği “Türkiye'nin birliğini ve üniter yapısını korumak için gerekirse 50 yıl dağlarda kalmaya hazırız” sözünü palavra kabul etmemelidir. Bu sözlerin alt yapısı vardır ve de ciddiye alınmalıdır. Kimse Türk milliyetçilerinin sabrını zorlamamalı ve vatanseverliklerinin derecesini sınamaya kalkmamalıdır. Ayrıca bu günlerde herkes ne yazdığına, ne söylediğine ve ne yaptığına çok dikkat etmelidir. Bir gün yazdıklarının, söylediklerinin ve de hareketlerinin bir bir önüne konulacağını aklının bir köşesine yerleştirmelidir. Hesabını veremeyeceği konuşma ve hareketlerden uzak durmalıdır.

25.08.2009

Bu yazı toplam 765 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim