• BIST 98.991
  • Altın 219,720
  • Dolar 5,5632
  • Euro 6,4169
  • Bolu 11 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 13 °C

İRŞAD, VAAZ VE VAİZ

Hasan Dinç

 İrşat kelime anlamıyla doğru yolu gösterme, uyarma demektir. Vaaz ise cami ve mescit gibi yerlerde yapılan dini konuşma; dinleyenlerin kalbini yumuşatacak onları doğruluğa, iyiliğe götürecek biçimde söz söyleme, başka bir ifadeyle din öğütlemek demektir. Bu işi yapan kişiye de vaiz denir.

Kelimeleri bu anlamlarıyla ele aldığımızda insanlığın ilk mürşitleri ve vaizleri şüphesiz peygamberlerdir. Vaizler yaptıkları dini, itikadi, fıkhi ve ahlaki konulardaki konuşmalarla toplumu aydınlatmak; kişilerden topluma uzanan bir hidayet mesajıyla hem şahsın, hem de toplumun mutluluğunu ve huzurunu sağlamak için gayret gösterirler. Bu görevi yerine getirirlerken rehberleri ve izinden yürüdükleri örnekleri peygamberlerdir. Bu bakımdan vaiz dini anlayan, anlamlandıran ve sonra da halka anlatan özelliğiyle önemli bir görevi bulunmakta olup söylediği her söz, ifade ettikleri her cümle ve onları hayata aktaran örnek yaşantılarıyla toplumları kuran, onları şekillendiren güçlü kişiliklerdir.

 Faziletli, ahlaklı ve mutlu toplumlar inşa etmek gibi önemli görevleri olan vaizler bu iş için gönüllü olmalı, işini sevmeli, başka bir işte gönlü ve meyli olmamalıdır. İşiyle ilgili doğru bilgilerle donanmalı, edindiği bu doğru bilgileri hikmetli bir üslupla ve samimi bir gönül diliyle dinleyenlere aktarmalıdır. Bunu yaparken de müjdeleyici ve kolaylaştırıcı olmalı ve sürekli bir güler yüze, yapıcı ve yumuşak bir dile sahip olmalı, anlattıklarının toplum üzerinde etkili olabilmesi için bizzat anlattıklarını kendisi yaşamalı ve tutarlı olmalıdır.

Vaizlerin bu önemli görevleri dikkate alınırsa hiçbir devlet böyle bir mesleğe uzak duramaz ve ilgisiz kalamaz. Hz. Peygamber döneminden bu yana bütün devletler ve Türkiye Cumhuriyeti de vaizlik işine önem vermiş ve Diyanet İşleri Başkanlığı Kurumu aracılığıyla bu görevleri yerine getirecek kişilerle ilgili düzenlemeler yapmıştır. Bu mesleği icra edecek kişilere bir görev çerçevesi hazırlamış, Kur’an ve sünnet esas alınarak on dört asırlık dini gelenek ve tecrübenin ışığında çağın ve insanlığın ortak birikimine duyarlı olunmasını vaizlik mesleğinin ana temeli olarak görmüştür. Ayrıca mesleğin faaliyet alanlarını da geliştirerek cami ve mescitlerin dışında cezaevleri, hastaneler, çocuk yuvaları da bu mesleğin hizmet alanları olarak kabul edilmiş, buralarda vaaz ve irşat hizmetlerinde bulunmayı, fetva nöbeti tutmayı, aile ve rehberlik bürolarında görev yapmayı da bu mesleğin ana hizmetlerinden saymıştır.

Diyanet İşleri Başkanlığının yurt sathındaki işlevinin yerine getirilmesinde geniş ve güçlü bir dayanağa sahip olması, hemen, hemen bütün topluluğa hitap etmesi ve büyük tesir gücüne sahip olması bakımından vaizlerde bazı özelliklerin aranması elbette lüzumludur. Öncelikle Kur’an-ı Kerimde peygamberimize hitaben vahyolunan “Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi ( Al-i İmran Suresi 159.Ayet)” ayetinin günümüzdeki birinci dereceden muhatapları vaizlerdir. Bu nedenle bu ayette tarif edilen kabalık, katı yüreklilik vaizlerin özenle uzak durmaları gereken davranışlardır. Kürsüde toplumla kavga eden, onlara bağırıp çağıran, hatta hakaret edip ağızlarından köpükler saçan vaizlerin gerçekten Kur’an hükümleriyle önce kendilerinin yüzleşmeleri gerekmez mi? Bu ayete paralel olarak “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğüt ile çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et(Nahl Suresi Ayet 125) ayetinin derin ve hikmetli anlamını düşünmeye vaizlerimizi davet ediyorum. Kendilerinin cevap vermesi mümkün olmayan kişileri hedef alıp onlara kürsüden kâfir, Allah Düşmanı, din düşmanı, peygamber düşmanı ilan edip güya dine hizmet etiklerini sanan bir kısım zavallılara Kur’an aydınlığında kendilerine çeki düzen vermelerini istemek; bu yöndeki ilahi hükümleri hatırlatmak hepimizin görevidir.

Yine Kur’an-ı Kerim de “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeci, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.( Azhap Suresi Ayet 45-46)” ayeti vaizlerimizin emri görev ifa ederken gözden uzak tutmamaları gereken ilahi hükümlerden biridir. Yine “İnsanlara iyiliği emredip (kendinize iyiliği emretmeyi) unutuyor musunuz? (Bakara suresi 44.Ayet)” ayeti de vaizleri tehdit eden önemli bir ilahi ikazdır.

Yine Kur’an-ı Kerim’in şu ayetlerine bütün vaizlerimizin dikkat etmelerini ve görev yaparken bu ilahi hükümlere gereği gibi uymaları dini bir vecibedir “ Ey Peygamber! Sen onlarır üstüne bir zorba değilsin. O halde, benim tehdidimden korkanlara Kur’an ile öğüt ver.( Kaf Suresi Ayet 45)”  “Yüz çevirirler ise biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen tebliğden başkası dğildir. ( Şura Suresi Ayet 48)”  “Rabbin isteseydi, yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları inanmaları için zorlayacaksın. ( Yunus Suresi Ayet 99)”  “Dinde baskı, zorlama yoktur. Doğruluk sapkınlıktan seçilip belli olmuştur.( Bakara suresi Ayet 256)”

Şunu da bütün vaizlerimizin hatırdan çıkarmamaları gerekir. Allah bize sadece yaşadığımız hayatın değil, inandığımız ve başkalarına anlattığımız dinin de hesabını soracaktır.  İnsanları dine yaklaştıralım derken takip ettiğimiz yanlış yol ve metotlarla insanları dinden soğutmamızın hesabı da elbet vaizlerden sorulacaktır.

Kalın sağlıcakla.

    

 

Bu yazı toplam 2769 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim