• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Bolu -3 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -10 °C

İRTİCA UYARILARI

Mustafa Öz

Cumhuriyetimizin 83. yılını kutladığımız şu günlerde devletin en üst birimlerinden; Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı ve Genel Kurmay Başkanlarından İRTİCA tehdidi ve İRTİCA algılamalarındaki tutarsızlık ile ilgili uyarı ve açıklamalar geliyor.

Ülkemiz milli mücadele sonucunda kazandığı savaştan sonra milli devleti çağdaş değerlerle buluşturmak üzere ATATÜRK'ün önderliğinde bir dizi İNKILAP yapmıştır. Yapılan bu inkılaplarla ülkemizde ciddi değişimler olmuştur. Bu değişimleri içine sindiremeyen çevreler, güçler gerek içeride gerekse dış odakların güdümünde daima değişik özlemler peşinde koşmuşlar. Milletimizde gereksiz meşkuliyetlere, güç kaybına, zaman kaybına ve maddi kayıplara yol açmışlardır.

Anayasamızda tarif edildiği üzere; Türkiye Cumhuriyeti demokratik, sosyal, laik bir hukuk devletidir. Bu tarifte yer alan demokrasi ve laiklik kavramları üzerinde tam anlamıyla mutabakat sağlanamamış olması herkesin kafasında ayrı bir demokrasi ve laiklik tarifini doğur-maktadır. Gerek siyaset gerekse bürokrasi ve halk arasında kavram kargaşası devam etmektedir. Özellikle laiklik kavramı üzerine yapılan tartışmalar, ciddi kırılganlıklara sebep olmaktadır. Ülkenin % 99 nun müslüman olması nedeniyle inancını yaşamak isteyenler LAİKLİĞİ din ve vicdan hürriyeti olarak görürken bir başka kesim laikliği, din ve devlet işlerinin ayrılması olarak görerek gerçek inanç sahiplerinin inançlarını yaşama biçimlerini tartışmaya açmaktadır. Devlet laiklik uygulamalarında kantarın topunu iyi ayarlayamadığı için: laikçi düşünen (bunların bir kısmı inançlı olduğu gibi, bir kısımda ateist olabiliyor) kişiler gerçek inanç sahiplerini de sıkıntıya sokan birtakım dayatmalara girmektedir. Adeta gerçek inanç sahipleri inandıkları için cezalandırıldıkları düşüncesine kapılmaktadırlar.

Osmanlının son dönemlerinden başlayarak tekkeler zaviyeler etrafında toplanan kişiler TARİKAT, CEMAAT adlı altında İSLAMİYETİ çıkarlarına alet etmişler, inançları sömürerek hem maddi hem de siyasi güç elde etmişlerdir. Ülke dört bir yanından kuşatılmışken bunların büyük çoğunluğu ya MANDA ya da HİMAYE taraftarlığı yapıyor. Ya da körü körüne saltanatı savunuyorlardı.

Bu zümrenin faaliyetleri cumhuriyet döneminde de devam etti. Milli şef İsmet İNÖNÜ döneminde inançlara yapılan yanlış uygulamalar sonucunda gerçek inanç sahipleri de etkilendi. Bu durum pusuda bekleyen tarikat, cemaat v.b.lerini yeniden harekete geçirdi. Çok partili dönemde siyaset laikliği istismar etmede araç olarak kullanıldı. Ülkede inananlar, inanmayanlar ve buna bağlı olarak laik olanlar olmayanlar tartışmaları yaygınlaştı. Dini siyasete hem inandığını söyleyenler hem kısmen inan kısmen de inanmayıp ateist olanlar alet etti. Yani laikçiler de siyasallaştı laiklik karşıtları da. Bu kimin işine geldi…! Şüphesiz ülkemiz üzerinde emelleri olanların işine geldi. Bugün dünyada soğuk savaş dönemi bittiği için ülkeler kendi içinden zafiyete düşürülerek yok ediliyor. Dünyadaki sömürü adaletsizlik ortamı terörü ve adam kullanmayı kolaylaştırıyor. İslam adına birileri terör estiriyor. Hizbullah kuruyor, Hamaş kuruyor v.s. ülkemizdeki tam tarif edilememiş (tatmin edici uygulama içine alınmamış) laiklik anlayışı bu örgütlerin işini kolaylaştırıyor. Hatta MÜTEDİYYİN inanç sahiplerini bile onların safına itiyor. Ülkemizde siyasetin temellinden sarsılmasının sebebi de bu anlaşamazlık oldu.

İRTİCA TARTIŞMALARI KİMİN İŞİNE YARIYOR

İrtica tartışmaları gerçek inanç sahiplerinin işine yaramıyor. Ülkenin işine yaramıyor. Öyleyse kimin işine yarıyor…? Bu soru çok önemli… Laiklikten beslenen teslimiyeti ateist, doğma ideoloji sahiplerinin işine yarıyor. İslamiyeti kendi çıkarları için kullanmak isteyen cemaat, tarikat ve onların yöneticilerin işine yarıyor. Bu kaynaktan beslenen siyasal İslamcı siyasetçilerle, laikçi ( laik diyemiyorum) kişi, kuruluş, cemiyet ve siyasetçilerin işine yarıyor.

Devletin başındakiler iyi niyetle yaptıkları irtica açıklamaları, toplumun mütedeyyin olanlarını biraz daha bu iki kutubun kucağına itiyor. Bu tartışmalar sonucu siyasilerin düşen siyasi grafikleri yükseltiyor.

Tarikatlar, cemaatlar doluyor. Cemiyetleri örgütleri doluyor. Ellerini ovuşturarak bu tartışmaların alevlenmesini bekliyorlar. Özellikle bu tür açıklamalar askerlerden gelmişse kesinlikle İslamcı geçinen siyasetin ve tarikatların cemaatların işine yarıyor. Bu durumu eleştiriyor görünseler de bu açıklamaları sevinçle karşılıyorlar.

Peki ne yapmalıyız? Toplumu kamplaştıran bu konuda KAVRAM kargaşasına son vermeliyiz. Gerçek inanç sahiplerini ne laikçilere ne de cemaatlere, çıkarcı tarikatlara bırakmamalı dolayısıyla İRTİCACI konumuna düşürmemeli, düşmemeliyiz.

İRTİCA’dan ne anlamalıyız.? Kim ne yaparsa irticacı olur. Bu hususları masaya yatırıp netleştirmeliyiz. Yoksa devletin bekası için, anayasada yerini bulan demokratik, laik, sosyal hukuk devleti için yapmış olduğumuz tespit ve uyarılar hep kötü niyetli laikçiler ile siyasal islamı benimsemiş cemaat, tarikat ve onların yöneticilerinin işine yarıyor. Açıklama yapan kurumlar ve yöneticileri ise tartışma ortamına çekilerek yıpratılıyor. Ülke kaybediyor. İnsanımız kaybediyor. Kötü niyetliler kazanıyor, kazandıkça da iştahları kabarıyor. Bölücülük tehditleri ve çalışmalarında olduğu gibi ayaklar baş, başlar ayak oluyor. Sorun derinleşiyor. Derinleştikçe de içinden çıkılamaz hale geliyor. Kurt dumanlı havayı seviyor…!

03.11.2006

Bu yazı toplam 338 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim