• BIST 73.391
  • Altın 132,849
  • Dolar 3,5219
  • Euro 3,7585
  • Bolu -1 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 1 °C

İSLÂM’IN YAHUDİLEŞTİRİLMESİNE FIRSAT VERMEYELİM

Hasan Dinç

 

Yahudi bir kavmin adıdır. Yahudilik ise o kavmin inandığı dinin adı haline gelmiştir. Aslında Yahudi kavminin dininin gerçek adı peygamberi Hz. Musa’ya nispetle Museviliktir. Fakat Musevilik adı ikinci plana düşmüş, bütün dünya o kavmin dinine Yahudilik yakıştırmasını daha uygun bulmuştur. Bunun sebebi Museviliğin sadece Yahudi kavmine ait bir din olmasıyla izah edilebilir. Yahudi olmayan Musevi olamaz. Musevilik sonradan kabul edilen bir din değil, doğuşla gelen bir dindir. Herhangi bir kimsenin ben Musevi olmak istiyorum demesiyle o kişinin Musevi olması söz konusu olamaz. Bir kişinin Musevi olması için Musevi bir anadan doğması gerekir.

Musevilik milli olup sadece Yahudilerin dinidir. Bu dinin Tanrısı YAHOVA’ DA sadece Yahudilerin Tanrısıdır. YAHOVA Yahudilerin milli tanrısı olması hasebiyle sadece onların hamisi, diğer milletlerle mücadelede Yahudilerin yanında yer alan ve dünyanın her türlü nimetini onlara bağışlayan, Yahudileri yeryüzünün efendisi diğer milletleri ise onlara köle ve hizmetçi kılan bir Tanrıdır. Yahudilerin her zor anında onların imdadına koşan, onları her türlü nimetleriyle buluşturan, savaşlarda düşmanlara karşı açıktan Yahudilerin cephesinde yer alan bir Tanrıdır. Cennetini ve cennet nimetlerini bile yalnızca Yahudilere uygun görüp diğer milletleri bu tür nimetlerden mahrum eden bu Tanrı diğer milletlerin zenginliklerinin yağmalanmasını, onların mal ve ziynetlerinin bir şekilde ellerinden alınmasını meşru bulmuş ve salık vermiştir. Savaşlarda karşı milletlerin bakire kızları hariç tümüyle yok edilmesini ise tavsiye etmiştir.

İslâm kendinden önceki bütün dinlerin aşırılıklarını ve insan eli değmiş bozukluklarını düzeltmek, bütün insanlığın iki cihanda da huzur ve mutluluğunu temin için vahyedilmiş bir dindir. Bu nedenle yukarda kısaca değinilmiş bulunan konu ile ilgili Museviliğin yanlışlığı her yönüyle Kur’an’da ve Peygamberimizin hadislerinde düzeltilmiş, İlahi kaynaktan gelen emirlerin bu şekilde bir millete ayrıcalık tanınmasının mümkün olmadığını her vesile ile dile getirmiştir.

Öncelikle İslâm’da Allah Rabbül âlemindir. Bütün âlemlerin Rabbi ve Allah’ıdır. O hep “Eyyühen nas” ya da “Ya eyyühellezine amenü” yani “ Ey insanlar” ya da “ Ey iman edenler” diye hitap eder. Kur’an’ın hiçbir ayetinde “Ya eyyühel Arap” denmemiştir. Öyleyse İslâm’ın Allah’ı Rabbül Arap değildir. Yani yalnızca Arapların, beyaz ya da siyahların Allah’ı değildir. Daha da öte bütün kâinatın, bütün mahlûkatın Allah’ıdır. Bir milleti diğer milletlerden, bir yaratılmışı diğer yaratılmışlardan ayırmaz ve onlara farklı yaklaşmaz. Bunu sünnetullaha aykırı bulur. Hatta kendisine inananlarla inkâr edenlere bile bu dünyada eşit mesafede olup onları nimetlerinden mahrum etmez. Hiçbir milleti diğer milletlerden üstün görmediği gibi bu tür inançları şiddetle reddeder. Bir millete efendiliği, diğer milletlere köleliği uygun görmez, bunu dine yakıştırmak isteyenlere de hükümleriyle fırsat tanımaz.

Şimdi Kur’an-ı Kerim’e dönelim. Hucurat suresi 13. Ayete bakalım. Hep beraber okuyalım “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Tanışasınız diye sizi milletler ve kabileler halinde kıldık. Şüphesiz Allah katında en değerli olanınız, takvada en ileri olanınızdır. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir. Her şeyden haberdardır.” Bir de peygamberimizin veda haccında irat ettiği veda hutbesine bakalım. Konu ile ilgili orada ne demiş. Beraberce okuyalım. “Ey iman edenler! Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbiniz birdir. Babanız birdir. Hepiniz Âdem’densiniz. Âdem’de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük ancak takva iledir. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının malına el uzatmak helal değildir.” Bu ayet ve hadislerin benzerlerine kutsal kitabımızda ve peygamberimizin hadislerinde bolca bulmak ve görmek mümkündür.

Hem ayetin hem de hadisin anlamı gayet açıktır. Bütün insanlar bir ana ve babadan “Âdem ve Havva’ dan” yaratılmıştır. Bütün insanlar birbirinin kardeşidir. Birbirlerine üstünlükleri yoktur. Ancak insanların birbirlerini tanımaları, birbirleriyle bilişip sevişmeleri için milletler ve kabilelere ayrılması Allah’ın iradesiyledir. Bunda hiçbir insanın dahli yoktur. İnsanların ayrı millet ya da kabileler halinde şubelere ayrılması onların Allah indindeki derecelerini göstermez. İnsanlar arasında bırakınız millet ve kabile üstünlüğü, soy ve sop üstünlüğü de yoktur. Yani kimse babası ve atasından dolayı Allah indinde muteber değildir. Peygamber çocuğu olmak da buna dâhildir. Herkes Allah indinde ancak ameliyle muteberdir. Yani Allah indindeki yerimiz takvamız ile tayin edilir. Takva ise Allah’ın emir ve yasaklarına uygun yaşamaktır. Başkalarının rızası olmadıkça mallarına el koymak ta haramdır.

Görüldüğü üzere bu hükümler Yahudi inançlarıyla taban tabana zıttır. Yahudi inançlarına uymak ne kadar insanlık için felaket kapılarını açıyorsa; İslâm’ın hükümleri de o nispette insanlığın mutluluğuna kapı aralamaktadır.

İslâm’ın insanlık için mutluluk ve huzur anahtarı olan bu ilkeler maalesef bozulmuş birçok konuda olduğu gibi bu konuda da Yahudi inançlarına yönelme ve kaymalar olmuştur. Emevi’lerden başlamak üzere Abbasi döneminde de bu tür kaymalara çok tesadüf edilmektedir.

Hemen Emeviler döneminde İslâmi fetihlerin akabinde İslâm toplumu ikiye ayrılmış, biri Araplar diğeri yani diğer Müslüman topluluklar Acemler (Arap olmayanlar) ya da mevaliler (köleler) olarak tanımlanmışlardır. Arap olanlar her türlü nimete hak sahibi olup mevaliler bu haklardan yoksundurlar. Ayetlerin ve hadislerin açık hükümlerine rağmen bu tasnif Arapların dinlerini Araplaştırmak ya da Yahudiliğe özenmek şeklinde yorumlanabilir. Bunu yaparken de Kur’an’ı tahrif etmeye yeltenememişlerse de uydurma hadislerle bu ayetleri işlevsiz hale düşürmekte başarı sağlamışlardır. Mesela muteber hadis kitaplarında şöyle bir hadisi peygamberimize atfetmekten zerrece utanmamışlardır.”İnsanların en şereflisi Araplar, Arapların en şereflisi de Kureyş’lilerdir” Şimdi bu uydurma hadisi yukarıdaki ayet ve hadislerle anlam bakımından nasıl yan yana koyacak ve izahını yapabileceğiz. Bu hadis İslâm’ın anlayışına ne kadar ters düşüyorsa o kadar da Yahudi inancına uygun düşmektedir. Araplar da kendilerini insanların efendisi, diğer milletleri köle görmeye özenmişler ve ilahi hikmet ve hükümlerden uzaklaşmışlardır.

Ancak bu kanaat Müslümanlığı Araplardan öğrenen milletlere de oradan tevarüs etmiş, Arapların üstünlüğü kabul görmeye başlanmıştır. Meselâ bizde Araplar için söylenen ve darb-ı mesel haline gelmiş “kavm-i necip- temiz kavim” sözünü okuyucularımın düşünmesini ve ne anlama geldiğini bulmaya davet ederim.

Not: Gelecek haftaki yazımda bu konuya tarihimizden iki örnek verecek ve bizi Araplarla onların kültür asimilasyonuna maruz kalmış insanlarımızın nasıl gördüğünü okuyucularımın idrakine sunmaya çalışacağım.    

Bu yazı toplam 913 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim