• BIST 1.144
  • Altın 505,008
  • Dolar 8,2307
  • Euro 9,6809
  • Bolu 11 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 16 °C

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

İlhami Candemir

                               

       Sayın okuyucular, aylardır siyasetin gündemini meşgul eden kadına yönelik şiddetin, çocuklara yönelik istismarın önlenmesi için yapılması gereken yasal düzenlemelerle ilgili İstanbul Sözleşmesi konusuna –izninizle- biraz da ben burnumu  sokmak ,  maydanoz olmak istiyorum. Bakalım  çuvallamadan  işin içinden  çıkabilecek miyim.

         Sayın okuyucular,konuya “önsöz” anlamında “kız isteme” prosedüründen başlamak istiyorum;

       Bir ay kadar önce bir dostum aradı,Av.bey(onun hitap şekli) “yarın akşam benim oğlana  KIZ İSTEMEYE gideceğiz,seni de aramızda görmek istiyoruz” dedi.Ben de “biliyorsun ben 65 yaş üstüyüm,bu nedenle  beni mazur görün gelemem,bu yasal mazeretimi de lütfen kabul edin” dedim ve gitmedim.Sonra bu davet nedeni ile şu “kız isteme” tabirine kafam takıldı.Yahu (affedersiniz) isteme deyince istenilen şeyin bir eşya, bir nesne  olması gerekmez mi? Köle ve cariyelerin alınıp satıldığı dönemde olmadığımıza, uzay çağında olduğumuza  göre  “insan istenir mi” yani “kız istenir mi” dedim. Varsayalım istenir, peki bunun karşıtı ne olur  “oğlan isteme”.Sayın okuyucular sizler hiç “oğlan isteme” duydunuz mu? Tabi duymadınız. Neden, çünkü O yaratılanların güçlüsü olduğuna göre  İSTEMENİN nesnesi durumuna düşürülemez.( Sayın okuyucular, bu durum  aşağıda dini perspektiften ele alınarak  sizlerle paylaşılacaktır). Esasen İstanbul Sözleşmesi de bu güç  farklılığını kabul ediyor ve bu nedenle de kadının korunması yönünde hükümler içermiyor mu.? İçeriyor.  Peki oğlan istemeyi duymadınız ama “kız istemeyi” duydunuz mu?ohoooo her zaman ve her yerde duymuşsunuzdur. Ben-yaşım gereği yani tarafın büyüğü olarak- pek  çok “kız isteme” merasimlerine iştirak ettiğim gibi bizatihi oğlan tarafı adına,kız tarafının yetkilisinden,  Allah’ın emri Peygamberimizin kavli ile kızınız…..yı oğlumuz ….ya istiyoruz,ne dersiniz,cevabınız nedir gibi klasik isteme prosedürünün sözcülüğünü de yapmışımdır.Vallaha ne yalan söyleyeyim benim hatırım  için, beni kırmamak için olacak ki şimdiye dek isteme sonucunda  hiç elim boş dönmedim.  Sayın okuyucular,”atma Recep din kardeşiyiz” dediğinizi duyar gibi olduğum bir yana içimden gelen bir ses de “kendini meth etme ayıp ayıp” dediği için ifademi düzeltiyorum, zaten bu devirde kız-oğlan daha önce anlaştıkları ve büyüklerinin de rızalarını aldıkları için  ben de  “hayır-vermiyoruz” cevabı ile hiç karşılaşmadım.  Yani  burada ne oluyor, başarı kız isteyenin (dünürcü başının) değil(İlhami’nin değil) gençlerin oluyor.Oh be.İnsanın kendisini met (metih) etmesi ne kadar ağır bir yükmüş,üstümden attım gitti.

           Bu kız isteme tabiri günümüzde “söz kesme” olarak değiştirilmiş olsa bile yine de “kız isteme” prosedürü işlevini olanca hızı ile sürdürmektedir. İstemeden vermek Allah’a mahsustur denir,öyle ise bu isteme mutlaka olacak ama nasıl olacak?Nasıl olacağını ben söyleyeyim mi ? merasim görünümündeki bir ortamda ve büyüklerinin huzurunda oğlan” benimle evlenir misin” diye sorduğunda kızın da cevaben “evet evlenirim” demesinden sonra KIZ İSTEME olayı devre dışı bırakılabilir ama örf –adetlerine sıkı sıkıya bağlı toplumumuzda  bu olabilir mi bunu zaman gösterir.Neyse dönelim sadede; Bu nedenle, özelde İstanbul sözleşmesini,  genelde ise “eşit bir dünyayı” savunan feministlere diyorum ki  öncelikle bu konuya yani kızın meta gibi istenmesi olayına ben bir göz attım, bir de sizler göz atsanız olmaz mı diyorum.

          Sayın okuyucular, anayasamızın 10.maddesinde “ …..kadınlar ve erkekler kanun önünde eşit haklara sahiptir,devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür denilmektedir. Peki Anayasamız böyle diyor da dinimiz  ne diyor ona da bir bakalım;  İslam hukukuna göre-tabii ki Kuran’a dayalıdır- ölen ebeveynin mirasından erkek iki, kız ise bir hisse alır,keza bazı hukuksal ihtilaflarda iki kadının tanıklığı bir erkek tanıklığı yerine geçer.

            Vallaha yazdıkça aklıma geliyor, hani şu boşanma hususu var ya  ona da bir bakalım.Erkeğin boşama hakkı var ama kadının boşama hakkı yok.Ya gördünüz mü sayın okuyucular vay anasını dediniz değil mi.Hatta kadın imam nikahı kıyılırken(şimdiki mal ayrılığı sözleşmesi gibi) boşanma hakkımı mahfuz(saklı)tutuyorum derse o zaman da kocasına “seni boşadım” diyemiyor, ne diyor? Ancak “boşandım” diyebiliyor.

              Sayın okuyucular, şimdi bana, yazar - sen de mi Brütüs der gibi- kadın sana göre de mi erkeğin yanında güçsüz, eşit değil diyeceksiniz, vallaha ben Kutsal Kitab’ımıza göre yazdım.Takdir sizlerin.Ancak şunu söyleyebilirim,bu hususu niçin gündeme getirdiğimi izah edebilirim;

               İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasını savunanların kafalarındaki gizli  gerekçe kadını İSLAMİ çizgiye çekmektir. Demem o ki  bu konu daha çooook su götürür.

            Sayın okuyucular, sizlerin kafalarını biraz karıştırdım ama kendimi affettirmek için  İslam hukuku deyince aklıma gelen bir FIKRAYI sizlerle paylaşmak istiyorum;  Çoğu kez  çocukların sorularına cevap verirken zorlandığımız ve  uydurduğumuz bazı  cevaplar vardır,işte onlardan birisi; Çocuk babasına “baba biz nereden geldik-türedik” diye sorunca baba” maymundan ”diye cevap veriyor,bu kez çocuk annesine de aynı soruyu soruyor, anne”Adem babamız ile  Havva anamızdan geldik” deyince, oğlan “ama babam maymundan geldik” diyor dediğinde anne,” o babanın soyu”  diye cevap veriyor.

             Halk arasında ,çocuktan al haberi” diye bir deyim vardır,(çocuğun kral çıplak dediği gibi) fıkra bu ya , torun dedenin kucağına oturmuş,”dede gözlerini yumsana” deyince dede” nedenmiş o” dediğinde çocuk “annem, deden gözlerini bir yumsa işte o zaman zengin olacağız dedi” demez mi.Kıssadan hisse,bu bizlere çocukların yanında her şeyin konuşulamayacağını anlatıyor.

            Sayın okuyucular, bu sözleşmeden çıkılmasını savunanlar genellikle, sözleşme gereği yapılan düzenlemeler kadına karşı suçu önlemiyor, aksine aile bütünlüğüne müdahale  olduğundan çekişmelerin büyümesine ve dolayısı ile istenmeyen  olaylara neden oluyor diyorlar.Aslında    “kadın kadınlığını bilsin”(İslami görüş) diyecekler ama o şimdilik erken. Aksini savunanlar gibi ben de diyorum ki ,yaptırım ne kadar caydırıcı olursa suç da o kadar önlenebilir. Bunu bir örnekle açıklamak istiyorum;6831 sayılı orman kanununa göre (6831/91) bir kimse kaçak olarak ormanda “bir tek fidan” keserse cezası 6 yıldan 36 yıla kadar hapisti, yani asgari 6 yıl hapisti.Yasanın öngördüğü  bu yaptırım(ceza) sonucu vatandaş, değil fidanı kesmek yanına bile yaklaşamıyordu. Yani ceza caydırıcı nitelikte idi. Yasanın bu hükmü değiştirilerek ceza 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasına  indirildikten sonra fidanların başına gelmeyen pişmiş tavuğun başına gelmiyor. Keza yine orman kanununa göre kaçak orman emvali(malı) naklinde kullanılan nakil vasıtaları(kamyon da olabilir,Tır da olabilir) zapt edilip açık artırma ile satılabiliyordu. (6831/108) Bu yaptırım sonucu orman kaçakçılığı nerede ise sıfırlanmıştı. Bu yasa da değişti, (müsadere-zoralım) hususunda TCK. Uygulanacaktır hükmü getirilerek bu zor alım da adeta ortadan kaldırıldı.Dolayısı ile şimdi  ormanlar yol geçen hanına döndü,kaçakçılık aldı başını gidiyor.Yani  tahterevalli gibi  cezalar azaldı, kaçaklılık(suç) çoğaldı.

              Sayın okuyucular, demem o ki  yaptırım (ceza)ne kadar ağır olursa suç da o kadar önlenebilir.  İstanbul Sözleşmesi’nden çekilelim denileceğine, cezaların artırılması yoluna gidilmesi durumunda sanırım hem bu istenmeyen olaylar biter veya azalır ve hem de sözleşmeden çıkalım mı çıkmayalım mı tartışmaları son bulur.  Gerçi sayın Devlet Bahçeli vur deyince öldürürcesine bazı suçlar için idam  teklif etmekte ise de  acizane ben bir hukukçu olarak idama kesinlikle karşıyım,zira hukuk fakültesinde hocalarımız  bizlere, infazdan sonra hükümlünün  suçsuz olduğu ortaya çıktığında dönüşü olmayan bir durum söz konusu olduğu için bu durumda   bütün insanlık idam edilmiş sayılır demişlerdi.

               Hoşça kalın.

                                                                        İLHAMİ CANDEMİR

 

Bu yazı toplam 2106 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim