• BIST 90.051
  • Altın 214,177
  • Dolar 5,3527
  • Euro 6,0808
  • Bolu -4 °C
  • İstanbul 3 °C
  • Ankara 0 °C

İŞTE HAYAT

İŞTE HAYAT

O HEYKEL SANATÇISI, O  TERZİ, O  FOTOĞRAFÇI, O TABELACI ALTMIŞ YILLIK KİTAPLARINI ESERLERİNİ BOLU ANADOLU GÜZEL SANATLAR LİSESİNE BAĞIŞLAMIŞ BİR EĞİTİMCİ.BOLU ÇİMENTO FABRİKASININ AMBLEMİNİ BELİRLEMEK İÇİN YAPTIĞI YARIŞMAYI BİR ÇOK GRAFİKÇİNİN ARASINDAN SIYRILARAK KAZANAN BİR ÖĞRETMEN…

85 Yaşında, hala çarşı da grand tuvalet geziyor.  “Kravatsız çarşıya çıktığım zaman kendimi lambur lumbur adammışım gibi zannediyorum” diyen bu değerli öğretmenin hayatını hep birlikte okuyup, kah gülelim kah hüzünlenelim.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Ahmet Hikmet Özçağlar.1925 Bolu Doğumlu. İlkokulu Sakarya İlköğretim Okulunda okudum. Sonra Bolu Orta Okulu’nda okudum. Eğitim çok ağırdı bizim okuduğumuzda, öğretmenlerin şakası yoktu. Bir sene ikmale kaldım soru sordular. Sorunun bir tanesi altının rengiydi, altın sarıdır dedim. Çık dediler o kadar bir senem yandı. Kaldıktan sonra öğrendim altın bakırla birleştiği zaman bakır fazla olduğunda kızıl rengine kaçar, diyecekmişim tabii ben sonradan öğrendim. Bizim zamanımızda kalma bu kadar basitti. Daha sonra Orman Fen Memuru Okuluna devam ettim. Lise tahsili veriyordu orda üç ay okudum. İstanbul’da Öğretmen Okuluna sınıf açılmış öğretmen ihtiyacı için müracaat ettim.

Oraya gittiğinizde sizi nasıl karşıladılar?

Orada müdür hepimize sordu nerden geldin sen geç bana geldi sıra Orman Okulu’ndan geldim dedim. Sen dedi kalırsın oğlum dedi, bu benim içime işledi. Bunların niyeti beni harcamak dedim. Bende var kuvvetimle çalıştım. Üç yıl orada okudum. Okulda çok başarılıydım. Mezun oldum. O sırada Balıkesir Eğitim Enstitüsü açılmıştı. İkinci yılıydı. Matematik, kimya, fizik bölümüne girmeye hak kazandım. Ben resim şubesine gitmek istiyorum dedim. Gazi Eğitim Enstitüsü’nde resim bölümü imtihanlarına girdim. Kazandım, üç yıl orada okuduktan sonra mezun oldum. Mezun olunca sordular nereye istiyorsunuz. O zaman birkaç vilayet yazılırdı. Arkadaşlarımla Türk bayrağının dalgalandığı her yeri istiyoruz yazdık. İlk görev yerim Muş, sevine sevine gittim.

Batıdan doğuya gittiğinizde ne yaptınız, şaşırdınız mı?

O zaman koskocaman ortaokul öğretmeni olduk. Sevinçten bir şey görmüyorduk. Büyük insan olarak görünüyorduk o zaman hiç yadırgamadım. Muhite hemen intibakım olur. Ben hemen orada kendime göre arkadaş grubu buldum. Orada aynı zamanda fotoğrafçılık yaptım.

Para kazanıyor muydunuz fotoğrafçılıktan?

Para kazanmak için yaptım bu işi ama para kazanamadım. İstanbul’dan getirttiğim malzemeyle bir hesap yapardım. O kadar parayı ben mi harcayacağım diye düşünürdüm ama öyle olmadı. Kimseden para alamadım, isteyemedim de, fotoğrafları hediye ederdim. Beni aileler çağırırdı, hafta sonları pikniğe yediğim böreğin çöreğin hatırına ben de fotoğraflarını çekerdim.

Muş’ta resim öğretmeni olarak mı göreve başladınız?

Ben oraya gittiğimde jimnastik öğretmeni yokmuş, ayrıca Muş’un ilk resim öğretmeniydim. Ayrıca bana sen jimnastik hocalığı da yap dediler. Ben orda jimnastik hocalığı da yaptım. Yedek subay olarak askere gittim. 1950 yılında hükümet değişti. Askerliğin süresini düşürdüler altı aydan dört aya indirdiler. Dört ay askerlik yaptım.

Jimnastik hocalığıyla ilgili anınız var mı?

Öğrencileri boy sırasına göre koydum. Kız erkek karışıktı. Dışardan sesler geldi. Kızları ayırsın diye kızları öne aldım. Daha sonra kızları arkaya alsaydı dediler. Daha sonra arkaya aldık.

Askerden sonra nerede görev yaptınız?

Daha sonra Akçakoca’ya tayinim çıktı. Orada öğretmenler ve müdür arasında huzursuzluk varmış. Okula gittim müdür Hikmet Bey bizim mavin kadromuz yok. Resim hocasısın sen, idarecilik yapabilirsin hem bekârsın dedi. Kahvelerde oturacağıma burada yöneticilik yaparım diye düşündüm. Başımı sokacak bir yer bulmuştum. Bir sene para almadan çalıştım. Sonra kadro geldi. İki sene idareci olarak çalıştım.

Meserret Hanım’la nasıl tanıştınız?

Annem çok maharetli bir hanımdı. Elinden her iş gelirdi insanlardan artık bıkmıştı. Hacer Hanım biçiver derlerdi sonra bir de dik derlerdi. Annem yorulurdu benim de içim giderdi. Ben bir yerde evleneceğim kişinin eli iş tutusun demişim. Bu da bir tanıdığımızın kulağına gitmiş anneme gelmiş Tabaklar Mahallesi’nde terzi Meserret var demiş. Beni kandırdılar. Nikâh, düğün oldu. Meserret Hanımın ben meşhur olduğunu bilmiyordum. Sonradan öğrendim, terzi Meserret. Akçakoca’da görev yapıyordum. Oraya gittik.

Akçakoca da çalıştı mı Meserret Hanım?

Akçakoca’da bir Bolulu varmış. Fotoğrafçının karısı terziymiş diye ona sormuşlar. O da Bolu’da meşhur terziydi demiş sonra bir yadırgamışlar meşhur terzi nasıl oluyor diye Düzce’ye giderlermiş gelinlik, nişanlık, elbise diktirmeye. Biri geldi elbise diktirdi sonra diğeri geldi birbirlerinden duya duya bizim hanımın terziliği ortaya çıktı. Meğer meşhur terziymiş. Bizim hanım evlendiğinde Bolulular üzülmüş gidiyor diye. Akçakoca da para kazanmak için çok uğraştım. Yazın Bolu’ya gelmezdim. Arıcılık körükleri yaptım. Tabela yaptım. Genç bir doktor geldi bir hafta geçti tabelası yok. Şuna bir tabela yazıyım dedim. O zaman tabela yazmak şimdiki gibi kolay değildi, yaptım doktor bey bu size hediyem olsun dedim verdim. Bir hafta sonra hastalandım. Doktora gittim. Benden para aldı.

Para kazanmadan hediye ederek fotoğraf çekmeye tabela yazmaya devam ettiniz mi?

Öğretmen arkadaşıma dedim. Ben artık fotoğrafçılık yapmayacağım. Hep cebimden gidiyor. Arkadaşım da sen merak etme dedi. Öğrencilerin fotoğraflarını ben satarım dedi. Çektiğim fotoğrafları ben ona verirdim. O oyun yuvası hesabına satardı. Bana da alacağım parayı verirdi. Daha sona Meserret Hanımın eteğine yapıştım. Resim iş hocası olarak terziliğe içimde bir heves varmış. Meserret Hanımla bayan terzisi olarak çalışmaya başladık. Öğretmenliğe de devam ettim. Ben prova yapmazdım. Bir de kol ve yaka takmazdım.

Neden idareciliği bıraktınız?

İş atölyeleri açılmıştı Türkiye’de bütün Ortaokullara bize iş atölyesi aletleri bakanlıktan gönderildi. Ben aletleri açıyorum. Bir sınger makas çıktı. Ben görünce makası şaşırdım. Müdür bu makas ben de kalsın dedi. Birçok şeyler var. Eşim terziydi alırım diye düşündü herhalde ben ertesi gün dilekçe verdim. Sağlık durumum müsaide etmiyor. İdareciliği bırakıyorum diye yazdım dilekçeyi verdim. Oradaki idarecilik hayatımızda son buldu. Hiç bir suretle daha sonra idareci olmak istemedim.

Öğrencilere derste ilginç şeyler yaptırımıydınız?

Benim Akçakoca’da en güzel icraatım şu oldu. Kapımızın önünde otobüs durağı vardı. Çocukların elinde beyaz bir torba, sorardım oğlum nereye böyle. Eskişehir Lisesine gidiyorum. Haydar Paşa Lisesine gidiyorum. Torbalarda eşyaları, ikinci sene üçüncü sınıflara tahtadan valiz yaptırdım. Her şeyi mükemmeldi. Her öğrencinin bir valizi olurdu. Sonra bir baktım öğrencilere valizle gidiyorlar hoşuma gitti. O torbadan çocuklar kurtuldular. İş eğitimi dersinin amacı çocukların eli her işe yakışır hale getirmek. Yapılan işin maddi bakımdan değerini öğretmek.

Bolu’ya ne zaman geldiniz?

Akçakoca’da beş yıl görev yaptıktan sonra 1955 yılında Bolu’ya geldim. Bolu’da Atatürk İlköğretim Okulu’nda göreve başladım yirmi yedi sene çalıştım. Atatürk İlköğretim Okulu’ndan da emekli oldum. Eğitim Enstitüsüne de misafir öğretmen olarak gidiyordum.

Nasıl bir öğretmendiniz, lakabınız var mıydı öğrenciler arasında?

Akçakoca’da gözlerim renkli olduğu için lakabım Boncuk’tu.

Dersiniz için araç gereç bulabiliyor muydunuz?

Bolu Ortaokuluna geldiğimizde resim malzemelerini bulmak zordu. Yağlı boya, sulu boya bulamıyorduk. O zaman çocuklar fakirdi bulsa da alamıyorlardı. Çocuklara gazoz kapaklarını toplatırırdım. Para toplardık herkesten bir cumartesi günü eli yatkın öğrencilerden grup yapardım. Çocuklarla atölyede boyaları hazırlardık, gazoz kapaklarına dökerdik. Para veren öğrencilere beşer beşer dağıtırdım.

Bolu’ya geldiğinizde terzilik yapmaya devam ettiniz mi?

Yirmi dört saat devam ettik. Evin alt katı atölyemizdi. Üst katta otururduk. O zaman bahçemizde güllerimiz çok güzeldi. Her düğüne giderdik gelinliği, nişanlığı Meserret Hanım dikmiştir. Her davulun önünde yer alırdık.

Eski öğrencilerle şimdiki öğrenciler arasında ne gibi farklılıklar var?

Bolu’ da eskiden herkes birbirini tanırdı. Çocuklar kendilerini onun için çeki düzen verirlerdi. Eskiden her okulun şapkası vardı. Yakalarda numaralar vardı. O kulun şapkasını taşımak insana gurur verirdi. Şimdi öyle şapkayı bırak gömlekler dışarıda geziyorlar. Ben 1980 Yılında emekli oldum. Kravatı çıkaramadım. Çıkarttığım zaman sokakta rast gele gezen lambur lumbur bir adamışım gibi geliyor.

Heykeli yapmaya nasıl karar verdiniz?

Öğrenci bir gün derste resim yaparken kucağında bir şeye bakıyor. Sessizce gidip kucağındaki şeyi aldım. Kucağında nü model kitabı var. Hiç bir şey demeden aldım kitabı nü modeller dikkatimi çekti. Kafama bir şey yapmayı koydum. Arabacıdan bir araba toprak istedim.1965 Yılında başladım heykele 1968 Yılında heykeli bitirdim. Evde duruyordu heykel yoldan geçenler görünce şaşırıyordu. Gazi Eğitim Enstitüsünde nü modelle çalıştık. Kampa gittiğimizde de insan vücutlarını incelerdim.

İlham kaynağınızın kim olduğu merak edildi mi?

Merak edildi. Meserret Hanımın güzel bir hanımdı. Vücudu da güzeldi. Ondan da ilham almış olabilirim. Etraftan söylentiler çoktu Meserret Hanımın heykelini yapıyor dediler. Meserret Hanım çok zayıftı bir iğne oldu. Kilo aldı. Doktora Allah razı olsun elim artık kemiğe deymiyor dedim.

Eğitim için bir yere gittiniz mi?

Milli Eğitim Bakanlığı görgümüzü bilgimizi arttırmak için beni İngiltere’ye yolladı. Meserret Hanım, çocuklar da geldi. Meserret Hanım, annesini evde bırakıp ta geldi.  Meserret Hanım, annesini merak edip duramayınca on beş günde geri geldik.

Heykeli üniversiteye nasıl verdiniz?

Atatürk’ün ölüm yıldönümünde Bolulu sanatkârlar halk eğitimde bir sergi açtılar. Benim de heykelim bu sergide görücüye çıktı. Biz sonra bu evimize geçtik. Girişte resimci öğrencilerin atölyesi vardı. Burada öğrenciler çalışıyordu. Depremde atölyede işçiler vardı. Keserle işçi göğsünü kırmış ben ona sordum. Evli misin dedim evliyim dedi. Hiç bu göğüslerden süt emmedin mi dedim. Ses yok. Seni savcılığa versem, hemen mahkûm ettiririm dedim. Bunun cezası da çok fazla sanat eseri dedim. Küçük parçayı bulup yapıştırmış. Üniversitenin hocaları atölyeye gelmeye başladılar. Model bulamıyoruz heykeli verir misin dediler. Bolulu sanatkârların sergisi vardı. Oraya götürdük orda da kaldı. Bana okula verdiğim için plakette verdiler. Meserret Hanım eve de istemedi kendine rakip gördü.



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Çok güzel bir kampanya12 Aralık 2018 Çarşamba 14:51
  • Soba zehirlenmelerine karşı uyarı yapıldı12 Aralık 2018 Çarşamba 14:28
  • Aynalıkaya S.O.S veriyor12 Aralık 2018 Çarşamba 14:22
  • Köprü çalışmasında sona gelindi12 Aralık 2018 Çarşamba 13:47
  • Çetinkaya gündemi değerlendirdi12 Aralık 2018 Çarşamba 13:40
  • Ülkücüler Nihal Atsız’ı andı12 Aralık 2018 Çarşamba 11:45
  • Girişimci Kadınlardan Yenimahalle Belediye Başkanı’na ziyaret12 Aralık 2018 Çarşamba 11:40
  • Şehit müdürü öğretmeni anlattı12 Aralık 2018 Çarşamba 10:32
  • 40 çalışana belge verildi12 Aralık 2018 Çarşamba 10:29
  • Final’den Başsavcı’ya ziyaret12 Aralık 2018 Çarşamba 10:26
  • Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim