• BIST 94.887
  • Altın 246,611
  • Dolar 6,3495
  • Euro 7,4057
  • Bolu 13 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 11 °C

İŞTE HAYAT

İŞTE HAYAT

Bu haftaki “İşte Hayat” köşemizin konuğu Kemal Özkan. Kemal Matbaası'-nın sahibi olarak bildiğimiz Kemal Özkan'ın hayat hikayesi tam “benim hayatım roman” denilecek bir yaşam öyküsü.

RÖPORTAJ: AYŞEGÜL TOPCU

Bolulular onu Batı Karadeniz'in en gelişmiş teknolojisine uygun matbaasının sahibi olarak tanır. Tanır da 81 yaşında olan bu bilge kişiliğin uzun hayatındaki yaşadıklarını, Bolu yerel basınına yapmış olduğu öncülüğü, katkılarını derli toplu şekilde bilmez. İkinci Abdülhamit'in sarayında çalışan bir babanın oğlu; okuyabilmek için Bolu'ya 10 km mesafedeki Yakabayat köyünden yaya olarak okula gidip gelen, ilk zamanlar ne iş bulursa yapan, erkenden evlenerek orta öğreniminde büyük güçlükler yaşayan, yılmayan mücadele eden şimdi kurduğu aile şirketinin yönetim kurulu başkanlığını sürdüren, ancak aktif ticari yaşamdan kopan, günlük ticari işlerini oğlu ve damadına emanet eden Sayın Kemal Özkan'la söyleşimize ailesi ile ilgili sorularımızla başladık.

Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben 1929 yılında Bolu'da doğdum. İlkokul tahsilimi gerçekleştirmek için şehre geldiğimde şaşkındım. Köyde ilkokula başlayan ilk öğrenci bendim. Benimle kâtip kâtip diye alay ederlerdi. Babam Abdülhamit'in sarayında aşçıbaşıydı. Benim okumamı çok istedi. Bizim köy, şehre 10 km uzaklıktaydı. Ben zaman zaman şunu hatırlar ve düşünürüm. Bu gün 10 dakikada gidip geldiğimiz o yolu asırlar boyu yürüyerek iki saatte gitmiş, iki saatte gelmişler. İnsanın aklı almıyor bunları. Tuhaf olan bir nokta var ki, içimizde o günlerin özlemini çekenler de var nedense.

Babanızın sarayda çalıştığını söylediniz, nasıl oldu bu?

Bir akşam ağıla eksik dönen hayvanlardan sorumlu tutulan babam, dedemden yediği bir dayak sonucu ertesi günü evden kaçarak bir kolayını bulup, o günün şartlarında zor da olsa, Abdülhamit'in sarayında aşçıbaşılık yapan dayısının yanına kaçar. Mutfakta bulaşıkçılıktan işe başlar, aralıksız 17 sene hizmet verdiği işinde hamurkar olur. Bu arada Beylerbeyi Sarayı'nda Yusuf İzzet Paşa'nın aşçıbaşılığından görevlendirilir. Veliahtın ölümünden sonra da saraydan ayrılır.

İlkokulu nerde bitirdiniz?

Sakarya İlköğretim Okulu'nda okurken Ayşe Güler öğretmenimdi. Başarılı bir öğrenciydim. Fakirdik, babam hastaydı ve babamı 1944 yılında kaybettik. Babamı kaybettiğimde 15 yaşındaydım, ailemin bütün sorumluluğu bana kalmıştı, köyde kalmak istemiyordum. Halkevi'nde odacılık kadrosu için sınav açıldığını duydum. İlkokulu mezunu olmam avantajdı, bunun için sınavı kazandım. Hıdırlık Tepesi'nde Halkevinde 14,5 Lira maaşla odacılığa başladım. Geceleri daktiloda çalıştım. Halkevinin kitaplığından yararlandım. Artık dikkatleri üzerime toplamaya başlamıştım.15 Lira maaşla Halkevi kâtipliğine yükseldim. Öğrenimimi tamamlayamamıştım, önümde askerlik vardı. İşte deli gönül 19 yaşımda Mücahide Hanımla evlendim. Genç yaşta henüz istikbalini eline almadan yapılan evlilikler zordur, biz de çok zorluklar çektik. O kadar sıkıntı içerisinde ortaokulu dışarıdan bitirmeyi başardım.Bolu'da Öğretmen Okulu açılmıştı. Evlileri okula almamalarına karşın, bir boşluk bularak okula kaydoldum.

Okul hayatınız nasıldı?

Yıl 1950 Ekim ayının ortaları okula devam edebilmem için tüm engeller ortadan kalktı. Sanki dünyaya yeniden gelmiş gibiydim. Altı yıl önce kaybettiğim okuma özlemini büyük engellere rağmen yeniden ele geçirmiştim. O anda içinde bulunduğum keyifli halimi dile getirmek, onu kelimelerle ifade edebilmek mümkün değildi. Karmakarışık bir ortamdan bin bir zorluğu aşarak, sürüne didine geldiğiniz yerde öyle bir ortamın içine giriyorsunuz ki, alabildiğine aydınlık, günlük güneşlik, cennet gibi bir ortam. Tüm rahatlığımla düşünerek kendi kendime sesleniyorum: Kemal! Allah seni öyle bir çizgiye getirdi ki, hayatın en zor köprüsünden geçtin. Çok çalışır, çok iyi değerlendirirsen önündeki bu düzlükten Allah'ın izniyle senin için bundan böyle karşılaşacağın her türlü zorluğu son derece rahatlıkla geçeceksin. Tüm engeller geri kaldı diyordum. Bundan sonra hedefin insan onuruna yakışır şekilde çalışmak, çalışmak ve çalışmak olacaktır demiştim. Gerçi bundan sonraki yaşantım da o kadar kolay olmayacaktı. Eşim ve çocuğum var. Hem okula devam edeceğim, hem de dört nüfuslu bir ailenin nafakasını temin etme zorunluluğu vardı.

Bir yerden geliriniz var mıydı?

Hiçbir yerden gelirim yoktu. Devam mecburiyeti olan bir okulda okuyordum. Ancak cumartesinin yarım günü ile Pazar günü ve haftanın iki gecesini değerlendirmek zorundaydım. Okula başladığım zaman kendi kendime söz vermiştim. İnşallah okulu bitirip de öğretmen olmak nasip olursa tayin yerim Anadolu'nun en ücra köşesi de olsa seve seve gidecektim.

VAN İLİ ÇATAK İLÇESİ'NDEKİ İLK YILLAR...

Okulu bitirince tayininiz nereye çıktı, gittiniz mi?

Başlangıçta ilk tayininim Van vilayeti emrine olmuştu. Hemen hazırlığımı yaparak eşim ve kızımla 1 Ekim'de Van vilayetine yola çıkmamız gerekiyordu. 250 TL yolluk tahakkuk ettirilmiş evrak hazırdı, ama tahsisat mevcut olmadığından para ödenemiyordu. Tahsisatın gelmesini beklersem göreve başlamam bir ay gecikmiş olacaktı. İlk göreve başlamanın heyecanı ile bir an önce okuluma gitmek istiyordum. Rahmetli Saffetlerin (Mehmet Atabek) Mehmet abiye giderek durumu anlattım. Kendisine bir vekâletname bırakarak ödünç aldığım 250 lira ile eşim ve kızımla yola çıktık. Ankara'dan kurtulana kadar trenle gideceğimizi öğrendim ama o güne kadar Bolu'dan çıkmamış bir Anadolu çocuğu olarak tren ücretleri konusunda da herhangi bilgim yoktu. Ankara'nın Çankırı Caddesi'ndeki otelde geceledikten sonra sabah tren istasyonuna gittim.

Yolculuğunuz nasıl geçti?

Uzaktan düdüğü duyulan tren katarı önümüzde durduğu zaman bir de ne göreyim, yolcu vagonları, koridor giriş basamaklarına kadar tıklım tıklım yolcu dolu bir tren. Bırakın bir kompartımanına girmeyi trenin koridoruna dahi girebilmek başlı başına bir maharet ve güç isteyen bir olay ben de zannediyorum ki bilet aldığımıza göre bizim yerimiz boş olarak bizi bekliyor. Tren kalkmak üzereydi, itişe kakışa zor da olsa vagonlardan birine kendimizi attık. Eşimle kızımı tahta bavula oturtarak kendim de ayakta yolculuğumuz başladı ve böyle kaç saat gittik bilmiyorum. Kayseri'ye kadar böyle gittik. Yol boyu bizim perişanlığımızı gören kompartımanlardan çıkan biri bize yardımcı oldu. Kayseri'ye yaklaşırken boşalan yere, eşim ve kızımı oturtarak ben Malatya'ya kadar ayakta gitmeye devam ettim. Malatya'ya yaklaştıkça tren tenhalaşmaya başladı. Ben de eşimle çocuğumun yanında bir yer bularak oturdum. Kompartımanda birkaç Vanlı vatandaşla haşır neşir olmuştuk. “Kurtulan'dan Tatvan'a çalışan Devlet Deniz Yolları'nın otobüsleri var. Otobüsler çok rahattır. Van'a kadar beraber yolculuğumuza devam edeceğiz. Biz yanınızda olduğumuzda yabancılık çekmeyeceksiniz. Yol boyunca gerektiği yerde size yardımcı oluruz” dediler. Ben o arada bagajdaki eşyaları almakla meşgul olduğum için otobüs olayı ile ilgilenmekte geç kaldım. Yol arkadaşlarımız nasıl olsa bize yer ayırırlar diye düşünmüştüm. Otobüsün yanına gittiğimde herkes yerlerini almış, otobüs hareket etmek üzere iken arka giriş kapısının yanında kalan iki kişilik koltuğa yerleştik. O dönemde Kurtulan Bitlis yolu inşaat halinde olduğu için dinamit patlamaları var diye otobüsümüzü dört saat Baykal kazasında beklettiler. Çok rahat dedikleri Devlet Deniz Yolları'nın otobüslerinin ne kadar rahat olduğunu Tatvan'a giderken anladım. Nihayet sabahın seher vaktinde Bitlis'e vardık. Dere içinde taştan inşa edilmiş o tarihi binalarla karşılaştığım zaman ilkokul çağlarında bir mecmuada okuduğum İskitlere ait olan anılarım canlanmıştı. Bitlis'te verilen ihtiyaç molasından sonra Tatvan'a ulaşmak üzere yeniden yolumuza devam ettik. Oradan Van'a gitmek için gemiye bindik, güvertede kah uyuyarak kah uykusuz, yorgun Van'a geldik. Van'ın tek ve yegâne oteli olan Erke Palace'a yerleştik.

Nerede göreve başladınız?

Yaptığım girişimlerle Van'ın Çatak merkezine tayinim yapıldı. Çatak kaza merkezinde kiralık ev bulunmazmış. Van- Çatak arasındaki yol senenin sekiz ayında çığ nedeniyle kapalı olurmuş. İlçede doktor yokmuş, fırın yokmuş, ilçeye gidebilmek için o yolların açık olduğu dört aylık dönemde bile düzenli vasıta yokmuş. Haftanın bir günü bir sefer yapan Kamyoncu Kara Kemal'i bulup şoför mahallini önceden peylemek gerekiyormuş. Günler öncesinden kamyonu kiraladım. İlçenin savcılık başkâtibi bizimle yolculuk yapıyordu, bana hocam burada ineceksiniz dedi. Önünde durduğumuz ev okulun başöğretmeni aynı zamanda Milli Eğitim memuru sizi ona teslim edeceğim ilçe merkezine daha 2 km var. Burada otel olmadığı gibi kalacak yer de bulamazsınız dedi. Başkâtip Cahit Oto'nun kapısını çalarak sana bir arkadaş getirdim teslim al dedi. Cahit Bey büyük bir misafirperverlikle ilgisiyle eşyalarımızla bizi evine aldı. Ertesi gün biz ev armaya başladık. Yüksekova'dan gelerek Çatak merkezine yerleşen ve ilçenin belediye reisi seçilen Agita bizimle ilgilenmeye başladı. Beni belediye binasına götürdü. Taş ve topraktan, taban ve tavanları kavak tahtasıyla döşenmiş pencere doğramaları yine kavak tahtasından yapılmış, üstü çatısız toprak sıvalı iki küçük odası bulanan bir bina. Dış kapıdan giriyorsunuz, yanlarda birer oda. Odanın birinde Belediye muhasibi ve belediye tahsildarı değerinde eğri büğrü bir masa bir sandalye ki burası da reisin odasıymış. Reis “Hocam ben masa ve sandalyeyi muhasibin odasına alıyım. Bu odayı sana verelim. Sen bize ayda 10 lira kira ver, yer buluncaya kadar da orada otur” dedi.

Somyamızın altını kiler yaptık. Her türlü erzakımız ordaydı. İki meyve sandığından bir sedir yaptık. Fitili gaz ocağımızı kapının arkasına yerleştirdik. Orası mutfağımız oldu. Hemen onun yanına gerektiğinde bir oturakla tuvalet, gerektiğinde de büyükçe bir çamaşır leğenini banyo olarak kullanıyorduk. Özet olarak ifade etmek gerekirse bizim reisin makam odası hem yatak odamız, hem oturma odamız, hem misafir odamız, hem mutfağımız, hem de banyomuz ve tuvaletimizdi.

28.05.2010

 



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Bir polisin evlat feryadı18 Eylül 2018 Salı 14:17
  • Nisan Okulları yeni eğitim öğretime başladı18 Eylül 2018 Salı 12:06
  • Milletvekilleri Bolu’ya geliyor18 Eylül 2018 Salı 11:34
  • TGC’den kağıt krizine 18 maddelik çözüm18 Eylül 2018 Salı 11:18
  • Okul önlerinde güzel bir uygulama18 Eylül 2018 Salı 11:17
  • Acil servis çalışanlarına eğitim18 Eylül 2018 Salı 11:05
  • Kızılay’dan ihtiyaç sahibi öğrencilere yardım18 Eylül 2018 Salı 10:52
  • ÇHD ve HHB için açıklama18 Eylül 2018 Salı 10:07
  • Temelleri Bolu’da atıldı18 Eylül 2018 Salı 10:05
  • 53 kök kenevir yetiştirdiler18 Eylül 2018 Salı 00:48
  • Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim