• BIST 110.115
  • Altın 273,620
  • Dolar 5,7673
  • Euro 6,4129
  • Bolu 5 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 6 °C

İSTİLAYA UĞRADIK, İŞGAL EDİLDİK

Hasan Dinç

Vatan kavramı millet vicdanının derinliklerine kök salmış en ulvi duygulardan biridir. Dinimiz bu duyguyu “ Hubbül vatan minel iman” hadisiyle formüle etmiş “Vatan sevgisi imandandır” diyerek, vatan sevgisini imanla eşitlemiştir. Ancak vatan kavramı somut “müşahhas” hale getirilmemiştir. Vatan nedir? Vatan neresidir? Sorusu kesin olarak cevabını bulmamış, herkes vatan kavramını kendisine göre tarif etmiştir. Yakın tarihimize kadar devletler, imparatorluklar kurmuşuz; fakat sınırları kafalarımıza kazılmış ve diğer milletlerin kabul ettiği bir vatanımız olmamıştır.

Dilimizin çok eski dönemlerinde bu kavram YURT kelimesiyle karşılanıyordu. Ancak yurt kavramı belli bir süre yerleşilen, gerektiğinde ayrılabilinen bir yerdir. Görüldüğü gibi yurt kavramı vatan kavramından başka bir şey ve dar bir kavramdır. Mesela bizim anayurdumuz Orta Asya, anavatanımız Türkiye’dir.

1699 da yapılan Karlofça antlaşmasıyla Osmanlı Devleti tarihinde ilk defa büyük çapta toprak kaybetmiş, daha sonra yaptığı savaşlarda kaybettiğimiz toprak artmış ve sınırlarımız her geçen gün daralmıştır. Bu durum XIX. Yüzyıl ortalarına kadar devam etmiş, kaybedilen her toprak parçasının millet vicdanındaki acısı dilimizde yeni kavramların oluşmasına sebep olmuştur. İşte bu kavramların başında vatan kavramı gelmektedir.

Vatan nedir, insan vatanını neden sever? Gibi sorular edebiyatımızın en önemli gündemini oluşturmuştur. Mesela o dönemin meşhur şairi Namık Kemal Vatan Şairi olarak şöhret bulmuş ve edebiyat tarihçilerimiz onu öyle tanıtmışlardır. Namık Kemal’i vatan şairi olarak şöhret yapmasının sebebi Vatan Yahut Silistre adlı eserindeki şu dörtlüğü olmuştur.

“Yâre nişandır tenine erlerin,/ Mevt ise son rütbesidir askerin,/ Altıda bir, üstü de birdir yerin,/Arş yiğitler vatan imdadına.” Bu dörtlükte yiğitleri imdadına çağırdığı vatan parçası Osmanlı- Rus savaşında elimizden çıkan Plevne’dir. Görüldüğü üzere yiğitler vatan için ölüme çağırılmaktadır. Öyleyse vatan, uğruna ölümün göze alındığı ve altıyla üstü aynı değerde olan topraktır.

XX. yüzyıl başlarında Türk’ün ateşle imtihan edildiği dönemlerde daha birçok kişi tarafından vatan tarifi yapılmış ve millet hafızasına kazınmıştır. Mesela Mithat Cemal Kuntay’ın şu tarifi hâlâ dillerimizden düşmemektedir. “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır” Bu tarife göre bir milletin vatanı, o milletin uğruna ölmeyi göze aldığı topraktır. Yine aynı dönemde Ömer Seyfettin Forsa adındaki küçük hikâyesinde vatan kavramını Kaptan Kara Memiş’in ağzından söyletmiş “Vatan bayrağın dalgalandığı yerdir” demiştir. İstiklâl Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy ise yine aynı yıllarda yazdığı İstiklâl Marşı’nda vatanı yurt kavramıyla yakınlaştırarak “Şu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli” diyerek vatanı, semalarında ezanların okunduğu yer olarak tarif etmiştir. Ziya Gökalp ise “Ey Türkoğlu işte senin orasıdır vatanın” diye başladığı şiirinde “Bir ülke ki camiinde Türkçe ezan okunur,/Köylü anlar manasını namazdaki duanın,/Bir ülke ki mektebinde Türkçe Kur’an okunur,/Küçük büyük herkes bilir buyruğunu Hüdâ’nın,/ Ey Türkoğlu işte senin orasıdır vatanın!”  diyerek, Türk milletine en Gerçekçi vatan tarifini yapmış, sınırlarını Türkçenin konuşulduğu yer olarak çizmiştir. Türkçe bizim ses bayrağımızdır. Türkçenin konuşulduğu yerde ses bayrağımız dalgalanıyor demektir ve orası Türk’ün vatanıdır. Nerede Türkçe susarsa, ses bayrağımız inmiş demektir. Türkçenin sustuğu yer Türk’ün vatanı olmaktan çıkar.

Bu uzun girişi niye yaptım. Onu okuyucularımla paylaşmak istiyorum. Her sabah evimden çıkar ve Bolu’muzun en önemli caddesinde yalnız başıma belediye önünden vilayet önüne, oradan da tekrar belediye önüne kadar sessizce yürürüm. Etrafıma bakar, gözüme ve kulağıma takılanları düşünürüm. Kalabalık içinde yalnızlığımı hissederim. Yürüyen insanları, oturan insanları takip ederim. Sonrada içim cız eder, yüreğim yanar. Ziya Gökalp merhumun şiiri dilime düşer ve çocuklarımıza “Ey Türkoğlu işte senin orasıdır vatanın” diye cesaretle söyleyemeyeceğim gerçekle karşılaşırım.

Telefonla konuşanların sesleri kulağıma takılır, sohbet edenlerin kahkahalarını görürüm. Sonra dil yabancı, renk yabancı, elbise yabancı, hareketler ve mimikler yabancı, içlerinde bende yabancıyım. Sokaklarımızdan, caddelerimizden, ticarethanelerimizden, belki de evlerimizden güzel dilimiz, ses bayrağımız indirilmiş, muhitimizden kovulmuş ya da son nefesini vermek üzeredir. Türkçenin konuşulmadığı yerde Türk vatanından bahsedilmeyeceği için aklıma takılıyor. Aklıma takılan o gerçeği okuyucularımla paylaşmak istiyorum. İstilaya uğradık, işgal edildik de bizim mi haberimiz yok?

Bu yazı toplam 1186 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim