• BIST 1.552
  • Altın 441,671
  • Dolar 7,3665
  • Euro 8,9421
  • Bolu -5 °C
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara -5 °C

KADINA ŞİDDET

İlhami Candemir

 

               Sayın okuyucular, bu günkü yazımda- bazılarının sinir uçlarına dokunma pahasına da olsa- KADINA ŞİDDET konusunda bir-iki kelam etmek istiyorum.

                Biz hukukçular ve özellikle avukatlar zaman zaman “yahu adama (veya kadına diyelim) yüklenen suç o kadar vahim olduğu halde sizler onu nasıl savunuyorsunuz” sorusuna muhatap oluruz. Ben bu kabil sorulara genellikle joker olarak kullandığım şu örneği veririm; Adam çok küfürbaz, bu durum kadının(bayan değil KADI) kulağına gitmiş, kadı” alın getirin bakalım şunun ifadesini bir alalım” demiş. Derdest yapıp  getirmişler,huzura alınmış,  tam ifadesinin alınmasına sıra geldiğinde, mübaşir acele ile kadının kulağına eğilerek, “kadı efendi bir adam geldi sizinle hemen görüşmek istediğini söylüyor” deyince kadı, gelsin bakalım demiş, adam nefes nefese içeri girer girmez kadının soru sormasına gerek duymadan “kadı efendi biraz önce ağabeyimin trafik kazası sonucu vefat ettiğini öğrendim,  ben onun karısını nikahıma alabilir miyim” deyince, kenarda duran küfürbaz kadıya bakmaya başlamış, durumu anlayan kadı ,” ne istiyorsun söyle “dediğinde bizim küfürbaz “kadı efendi işte ben bu durumlarda böylelerine küfür ediyorum” deyince kadı efendi  ona, “ haklısın  gidebilirsin” demiş.   Yani demem o ki her suçlunun - ki burada kast edilen SUÇLU kadına şiddet uygulayanlardır- kendisini haklı gösterecek bir savunması olabilir ve nitekim olabiliyor. Ne diyecektik, kadına şiddet.

                   Sayın okuyucular, bilindiği gibi 25 Aralık günü, “kadına yönelik şiddete karşı uluslararası dayanışma günü” olarak kabul edilmiştir. Ancak ben burada, mademki zayıf olanı güçlüye karşı korumak için  böyle ÖZEL bir gün belirlenmiş, keşke  o 25 Aralık günü “kadına ve ÇOCUĞA yönelik şiddete karşı uluslar arası dayanışma günü” olarak kabul edilseydi derim. Zira çocukların da  istismar ve şiddete karşı korunmaya muhtaç oldukları kaçınılmaz acı bir gerçektir. Bunu  böylece kafamda düzelttikten sonra gelelim ÖZEL günlere; Bilindiği gibi bazı özel günler vardır, kutlama günleridir, ancak bu kadına ve çocuğa karşı şiddetin önlenmesi günü kutlama değil, şiddetin her türlüsüne feryat ve tepki günüdür ve tabii ki ben de bu  tepki kervanının içinde her zaman yerimi aldım  ve alıyorum ama tabii ki bunun bir de AMASI var;

                     Bu konu  İnsanlar arasındaki İLİŞKİLERİN  sonucu ortaya çıkan bir durumdur. Bu İLİŞKİLER yerine göre sevgi, saygı içerir,yerine göre ŞİDDET içerir.Konumuz kadına ve çocuğa karşı ŞİDDET ve cinayet olduğuna göre olaya  salt bu açıdan bir bakalım;  Cinayet ve şiddetin anası(doğuran)  İLİŞKİDİR, ilişki yoksa ŞİDDET de yoktur,CİNAYET  de yoktur.

                     Kadınlar, anayasamızın “kişinin HAKLARI ve ÖDEVLERİ başlığını taşıyan ikinci bölümde tadat edilmiş 17 ila 40.maddelerde belirtilen özgürlükleri istiyorlar, doğru, ancak şu husus unutulmamalıdır ki hiçbir özgürlük sınırsız değildir. Nitekim yukarıda sayılan maddelerde özgürlüklerin- o maddelerde belirtilen hususların varlığı halinde- sınırlandırılabileceği de belirtilmiştir. O maddelerde belirtilen sınırlamalar YASAL sınırlamalardır. Bu yasal  sınırlamalardan ayrı olarak bir de dinsel ve ahlaki sınırlamalar vardır.Dinsel sınırlamalar yazılı(Kuran,hadis vs.),ahlaki sınırlamalar ise yazılı olmayıp halkın   dinsel olduğuna inandığı yaşam biçimi ile ilgili sınırlamalardır.  Bunların yani dinsel ve ahlaki sınırların aşılması durumunda ortaya çıkan KADINA ŞİDDET ve CİNAYET  olayları, birtakım tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Örneğin bir erkekle bir kadının,(dünkü haberlerde okudum) erkeğin dağ evinde hoşça vakit geçirmek için gidip orada beraberce alkol almaları ve sonrasında cinsel taciz, silahla yaralama durumu, birtakım tartışmaları beraberinde getirmiştir. Kadının, erkek arkadaşı ile onun dağ evine gitmesi belki YASAL sınırın aşılması değildir ama DİNSEL ve AHLAKİ  sınırın aşılmasıdır. İşte böyle durumlarda kadın cinayetini ve şiddeti tel’in etmek şüphesiz ki pek de kolay olmuyor.. Atalarımız, suç ölen de mi öldürende mi  sorusunu “ölen mi kanlı öldüren mi kanlı”  diyerek sorgulamışlardır.  “O kadının orada ne işi vardı, gitmemeliydi, kendi sonunu kendisi hazırlamış, bu durum ahlaksızlığın daniskasıdır  gibi laflar edenlerin olduğu ve olacağı yadsınamaz. Bu nedenle kadın platformlarında toplumun bütününün desteğini alabilmek için öz eleştiri de yapılmasının faydalı olacağı görüşündeyim.Tamam yassal düzenlemelerin yapılmasının da talep edilmesi yerinde ve doğrudur ama biraz da çuvaldızı kendilerinize batırmanız gerekmez mi. Peki bu hep böyle mi olur, böyle ortamlar hep şiddet ve cinayetlerin  ANASIMI DIR (doğuranı mıdır anlamında) , tabii ki hayır. Burada asıl olan tarafların kişilik vasıflarıdır. Eeeee onun kişiliğini tartmak için terazi yok ki tartalım diyenleriniz olabilir. İnsan kitap gibidir,onu okuyabilirsen  kendi davranışlarını da ona göre ayarlarsın, eğer her gidenin arkasına takılırsan sonucuna katlanırsın.” Arkadaşının kim olduğunu söyle ki senin kim olduğunu söyleyeyim “ atasözü boşuna söylenmemiştir.  Not/Çocukların ana-babayı seçme hakları olmadığından bu görüş çocuklar için tabii ki geçerli değildir, onlar kadere mahkum kuzularımızdır.

             Sayın okuyucular, bilindiği gibi Kutsal Kitab’ımızın pek çok Ayet’inde kadınlara yönelik kısıtlamalar vardır. Bunlar yukarıda değindiğim yazılı dinsel kısıtlamalardır.Peki bu kısıtlamalara  harfiyen uyuluyor mu,tabii ki hayır.

                 Dinimizin TEBLİĞİ dönemlerinde bir erkek hem dört karısına ve hem de pek çok(5,10,15 vs) çocuğuna bakabiliyordu. Ancak günümüzde ise dört kişi çalışıyor bir eve bakamıyorlar.Hal böyle olunca kadınlar çalışmak durumunda kalmaktadırlar. Bu nedenle dışarıya çıkarak çalışmak  ZARURET halini almıştır.İşte bu zaruret durumunda kalan kadınları Allah indinde mazur gösterecek- pek çok hadislerde olduğu gibi- Mecelle’de(İslam hukukunda)  “zaruret yasakları mubah kılar” hükmü vardır.Bu hüküm meri hukukumuzda da “mücbir sebep” olarak yerini almıştır.

              Sayın okuyucular, yukarıda yazımın ilk cümlesinde ”bazılarının sinir uçlarına dokunma pasına da olsa” demiştim. Biliyorum, yazar EFENDİ, sen din alimi misin de böyle boyundan büyük haddini aşan fikirler üretiyorsun diyenleriniz vardır ve olacaktır da. Yine yukarıda her suçlunun kendisini savunacak bir gerekçesi vardır demiştim. Şimdi bu  olası eleştirilere karşı savunma sırası bana geldi; Ben, her ne kadar bazı İslam alimlerinin Kuran tercüme edilemez demelerine rağmen Türkiye Diyanet  Vakfı Yayınları arasında bulunan Prof.Dr.Ali Özek, Prof.Dr.Hayrettin Karaman,Doç.Dr.Ali Turgut, Doç.Dr.Mustafa Çağrıcı, Prof.Dr.İbrahim Kafi Dönmez Doç.Dr.Sadrettin Gümüş  tarafından kaleme alınan KUR’AN-I KERİM ve AÇIKLAMALI MEALİ  kitabı ile  birlikte pek çok din alimlerinin(Ömer Nasuhi Bilmen,Ahmet Hamdi Aksekili vs.) kitaplarını okudum. Elhamdülillah okuduğumu anlayacak kadar da yüksek tahsilim var, akıl ve mantığım yerinde. Keza asistanım Google’dan da yararlanıyorum.Şimdi diyorum ki  tamam,Kuran’ın -meali de olsa- tercümesi yasak.Peki ben dinimin gereklerini kimlerden öğreneceğim, bana gerçek İslam’ın ne olduğunu öğretmek istiyorsanız  AYNI konularda AYRI fetvalar veren Mezhep ve tarikat önderleri bir araya gelin BİRLEŞİN tek elden içtihatlar oluşturun ki bizler de dinimizi şeksiz-şüphesiz bir şekilde öğrenelim. Bu ayrılıklardan dolayı  bu gün İslam alemi bocalama içindedir, kimin,kimlerin arkasından gideceği hususunda tereddüt içindedir.Bu böyle olmadığı içindir ki  ben Allah’ın(C.C.)bana bahşettiği akıl-mantığımı kullanarak kulluk görevlerimi ifaya çalışıyorum.Yunus Sure’sinin 27.Ayet’inde “kötülük yapanlara gelince. Kötülüğün cezası misli iledir.Onları zillet kaplayacaktır.Onları Allah’a karşı koruyacak kimse yoktur. İşte onlar cehennem  ehlidir. Onlar orada ebedi kalacaklardır” denildiği için kötü olmamaya çalışıyorum.

              Sürçü lisan ettikse affola.

              Hoşça Kalın 30/11/2020

                                                                             İLHAMİ CANDEMİR

                                                   

Bu yazı toplam 1255 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim