• BIST 107.206
  • Altın 142,503
  • Dolar 3,5500
  • Euro 4,1310
  • Bolu 32 °C
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 34 °C

KALEMİN VE KELÂMIN ÜSTÂDI: ABDURRAHİM KARAKOÇ

Umut Erdoğan

Sevgili kardeşim Koray, Bolu’dan dönüşünde elinde Abdurrahim Karakoç’un “Suları Islatamadım”adlı kitabıyla geldi. Derin duygularla ulvileşen mısralar ve Anadolu’m kadar tertemiz bir üslup ile tekrar okudum o şiirleri. Bundan iki yıl önce Hakka yürüyen Abdurrahim Karakoç, modern Türk şiirinin uzun soluklu şairlerinden biriydi. Kendisine has üslubuyla gönüllerde taht kuran Karakoç’un sanat hayatında eserleri üst üste baskı yapmış, özellikle “Vur Emri”adlı eseri halkımız tarafından geniş bir hüsn-i teveccühle karşılanmıştır. Halkı gözeten ve Hakkın yanında olan Abdurrahim Karakoç, milli veznimiz olan hece geleneği ve pırıl pırıl Türkçe ile donatılmışşiir vadisinde aşk, gurbet, tabiat, vatan, millet konularını işlemiştir. Ancak Karakoç’un ironi yüklüşiirleri de dilden dile dolaşmış, hece hece gönül telimize dokunmuştur. Onun şiirleri üç unsurdan oluşmaktadır: 1. Halk şiiri geleneği, 2. Temiz bir Türkçe, 3. Mânâ derinliği. Zira bu üç unsur Karakoç’un şiirlerinde eriyip yüreğimizin bir köşesine kurşun gibi oturuyor.

Âşık Veysel’in “Türk’üz türküçığırırız” mısraında özetlediği gibi binlerce yıllık Türk halk şiiri geleneği Türk, türkü ve Türkçeyle kuşatılmıştır. Batı oyuncağını bir an olsun bırakıp Türk kültürünün en saf ve en temiz ifadesi olan halk şiirini kucaklayanlar binlerce yıldır anamızın ak sütü gibi helâl Türkçe ile örülen nağme nağme türkülerimizi görecektir. İşte bunun için halk şairi demek Türk’ün şairi, millîşairimiz demektir. “Ağaç, kökünden uzakta büyümez” ifadesini dile getiren Abdurrahim Karakoç, Anadolu toprağında Karacoğlan’la, Dadaloğlu’yla, Köroğlu’yla, Yunus Emre’yle, Gevherî’yle Âşık Sümmanî’yle, Seyranî’yle, Dertli’yle uzayan halk şiirinin 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra çağdaş bir şahlanışıdır. Ancak bu toprağın bağlarından büsbütün kopmuş jakoben aydınımsılar edebiyat ve sanat oyunlarını kendi etrafında dönerek oynadıkları için Anadolu’ya bakma zahmetinde bulunmadılar. Arif Nihat Asya’ya, Abdurrahim Karakoç’a, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’na dönüp bakma zahmetinde bulunanların dilleri lâl, gözleri kör oluverdi. Bu güruh, edebiyat ortamındaki zenginliği ve çeşitliliği görmezden gelip, yarım asra yakın şiir söyleyen Karakoç ve Anadolu insanının gönlünde türkü olup taht kurmuş Karakoçşiirlerini yok saymışlardır. Karakoç’u “kalemin üstadı” olarak tanımayanlar onu türkü biçiminde meşhur şiirlerin şairi olarak tanıdılar. Bu bakımdan “Mihriban” bir kırılma noktasıdır. Zira şair vefat ettiği vakit gazeteler onu “Mihriban”la takdim etti. Ancak Karakoç’un şiirleri 60’lı yılların başında bestelenerek, halk ozanıÂşık Mahzuni Şerif tarafından okunmuştur. Daha sonra Bayram Bilge Tokel, Musa Eroğlu, Hasan Sağındık, Ekrem Çelebi başta olmak üzere birçok sanatçı tarafından şairin şiirlerinden beste yapılmıştır. Peki Abdurrahim Karakoç bir halk şairi midir? Karakoç bazı yazılarda “halk şairi”, “halk ozanı”, “Sazsız halk şairi” olarak takdim ve tarif edilmiştir: “Büyük halk şairi, Türk şiirinin köşe taşı, usta şair Abdurrahim Karakoç”[i]. Karakoç, binlerce yıllık halk şiiri geleneğinden besleniyordu. Karakoç’un şiirlerindeki imajlar, sağlam teknik ve konular, binlerce yıllık kadim geleneğimizle iç içeydi. Ancak onun için klasik bir “halk şairi” tarifini yapabilir miyiz? D. Mehmet Doğan’ın ifade ettiği gibi o, bir geleneğin sürdürücüsü olduğu kadar modern şiirin pınarlarından içmiş bir insandı. İki şiir kitabının ismi bile bu yönünü vurgulamak için yeterlidir: Suları Islatamadım, Gök Çekimi. [ii] Hocamız Prof. Dr. Metin Özarslan ise bu konuya şöyle bir yorum getirir: “O, yediden yetmişe vicdan sahibi her insanın gümrah ve keskin sesi idi. Topyekûn milletin şairi, bu mânâsıyla halkın şairi idi ve millî vezin heceyle ısrarla yazmış olması, onun, batı dillerindeki “folk poet” kavramının tercümesiyle elde edilen “halk şairi” kavramıyla nitelenmesine cevaz vermez. Karakoç’un vezin tercihi, bu mânâda onu “halk şairi” olarak nitelemekten ziyade, halkın şairi; millîşair olarak nitelemeye yeter de artar bile…”[iii] LütfüŞehsuvaroğlu’na verdiği bir röportajda “Ben ne Yunus’um, Ne Karacoğlan’ım ne Fuzulî’yim Ben, benim…”[iv] sözleriyle aslında eski halk şairlerinden farklı olduğunu belirtmiştir. Karakoç’un, binlerce yıllık kadim geleneğimizin formlarını ve hece veznini kullanması, onu hem kelâmın hem de kalemin üstâdı yapmıştır. Şairin belirttiği gibi o Karacoğlan’dan, Fuzulî’den, Yunus’tan farklıydı. Ancak O söz mülkünü, Yunus’tan, Fuzulî’den, Nef’i’den, Dadaloğlu’ndan ayrı bir şekilde kurmamıştır. Zira onda Yunus’un insan sevgisini, Nef’i’nin hiciv ruhunu, Dadaloğlu’nun cesurca başkaldırışını görüyoruz. O, Türk milletinin çektiği sıkıntıların farkındadır. Onun şiirlerinde Müslüman ve Türk bir şair olmanın yüklemiş olduğu kutlu bir misyon vardır. O misyon, Karakoç’un şiirlerinde daima yer almıştır. Karakoç, Elbistan çiçeklerini Anadolu bahçesinde yetiştirmiş, bu çiçekleri dünyaya dağıtabilmiştir. Şairin, Hasan’a Mektuplar (1965), El Kulakta (1969), Vur Emri (1973), Kan Yazısı (1978), Suları Islatamadım (1983), Dosta Doğru (1984), Beşinci Mevsim (1985), Akıl Karaya Vurdu (1994), Yasaklı Rüyalar (2000), Gökçekimi (2000), Gerdanlık I (2000), Gerdanlık II (2002), Parmak İzi (2002), Gerdanlık III (2005) isimleriyle şiir kitapları yayımlanmıştır. Ayrıca Düşünce Yazıları [Makaleler] (1990), Çobandan Mektuplar [Deneme] (1997) isimleriyle Karakoç’un fikirlerini ihtiva eden 2 nesir kitabı da yayımlanmıştır.  Karakoç’un şiir dünyasında iklimden iklime girersiniz. Onun şiirleri içinde öyle parçalar, hoş bir sada bırakan sayfalar vardır ki, onları mısra mısra kendi duygu ve düşünce süzgecinden geçirmiştir. O, şiirini gelenekle yoğurmasına rağmen okuyucusuna yeni imajlar sunmayı başarmıştır. “Mihriban”la milyonların gönlünü fetheden Abdurrahim Karakoç’un bu şiirini manzum bir aşk manifestosu olarak değerlendirebiliriz. Zira “Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban”, “Aşka hudut çizilmiyor Mihriban” mısralarıyla hududu olmayan aşkın portresini çizmiştir. Ancak şiirin sonunda “Tarife sığmıyor aşkın anlamı” diyerek aşkın kudreti karşısında tarifinin olmadığını, kelimelerin kifayetsiz kaldığını vurgulamıştır: ...

Yar deyince kalem elden düşüyor

Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor

Lambada titreyen alev üşüyor

Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban…

Tabiplerde ilaç yoktur yarama;

Aşk deyince ötesini arama

Her nesnenin bir bitimi var ama

Aşka hudut çizilmiyor Mihriban… (Mihriban)

“Ben Hep Seni Düşünürüm” adlışiirinde adeta sevdiğinden uzakta kalan bir âşığın hasret, gam ve aşk dolu mektubunu okuruz. Şair, aşktan yana her söz duyduğunda, uçsuz hayallerle sevgiliyi düşünür:

Aşktan yana söz duyunca,

Ben hep seni düşünürüm.

Uçsuz hayaller boyunca

Ben hep seni düşünürüm (Ben Hep Seni Düşünürüm)

Abdurrahim Karakoç, Türk milliyetçiliği davasının önde giden bir dava ve fikir adamıydı. Şiirlerinde Türk birliği ve vatan sevgisini, esir Türkler için çırpınan kalbini hissederiz. “Adak”şiirinde canını Türklüğe adadığını ve Türk birliği sevdasını ustaca dile getirir:

Kafkaslarda kavga başlar kan olur

Ötüken dağları boz duman olur

Erinde geçinde koç kurban olur

Bu canı Türklüğe adadım anne. (Adak)

“Üşüyenler”şiirinde Moskof zulmü altında kalan esir Türk kardeşleri için çırpınır:

Ezanlar susmuş minarelerde

Yaylalar dermiş ki; Töremiz nerde?

Yolların hasretine bittiği yerde

Her dağ yamacında bir mezar üşür. (Üşüyenler)

Abdurrahim Karakoç, 1932 yılında doğduğu Kahramanmaraş ilinin Elbistan kazasının Ekinözü köyünde büyümüştür.  Anadolu’ya ve tabiata derin bir sevgi beslemektedir.  “Anadolu Gezisi”şiirinde, ekin biçen yalın ayaklı

Bu yazı toplam 1887 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim