• BIST 1.904,10
  • Altın 774.63051
  • Dolar 13.7226
  • Euro 15.489
  • Bolu 8 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 1 °C

KALPTEN Mİ, MİDEDEN Mİ?

Hasan Dinç

İnsanoğlu var olduğu ilk günden bu yana toplumsal bir hayat yaşamaya başlamış, bu yaşayış biçimini günümüze kadar devam ettirmiştir. Varlığını sürdürdüğü sürece toplumsal yaşayışını devam ettirecektir. Çünkü insanoğlu toplumsal bir varlık olup cemiyet halinde yaşamaya mahkûmdur.

İnsanlar günümüzde olduğu gibi bazen gönüllü olarak bazen de zorlamalarla gerek; inanç (din, mezhep, tarikat)  gerek felsefe ve gerekse fikir ve ideolojik olarak farklı guruplar oluşturmuşlar ve diğer toplulukların da kendi inanç ve düşüncelerine dâhil olmalarını istemişlerdir. Bu isteklerini gerçekleştirmek için çoğu zaman zora başvurduklarını insanlık tarihi göstermektedir. Dinler ve mezhepler arası savaşlar hep bu türden savaşlardır. Günümüzdeki devletlerarası gerginliklerin ana sebeplerinden birisi yine budur.

Günümüzde ideolojik ve siyasal düşünce farklılıkları iç ve dış çatışmaların önemli sebepleri arasına girmiştir. Demokrasi bu çatışmalara son verecek bir yönetim biçimi olarak görülse de bu sefer de siyasal partilerin yönetimi ele geçirmek için zora, şiddete başvurdukları ve demokratik kurallara uymadıkları esefle görülmekte, toplumlararası çatışmalar günümüz insanının baş ağrısı olmaya devam etmektedir. Aynı milletin,  aynı inancın mensubu ve aynı devletin vatandaşı olmalarına; aynı dili konuşup aynı kültürü paylaşmalarına; aynı tarihten gelip ortak geleceğe yürüyen topluluklar, sırf siyasi düşünce ve ideoloji farklılıklarından birbirlerini helâk etmekte, kan akıtmakta ve dünyayı yaşanmaz hale getirmektedirler.

Beşeri barış ve huzuru sağlamak için bazen vahye dayalı ilahi dinler, bazen de insani düşünce mahsulü felsefi akımlar büyük gayretler göstermişlerse de maalesef toplumlar arası savaşlara ve kıyamlara engel olamamışlar; cennet olan dünyayı insanlar için cehenneme çevirmişlerdir. Bu nedenle insanlar zaman, zaman istemedikleri halde sırf korku ve şiddet nedeniyle din ve mezheplerini değiştirmek, belli felsefi ve ideolojik akımları benimsemek zorunda kalmışlardır.

 Günümüzde Zora ve baskıya dayalı inanç değiştirme yerini siyasal kanaat, ideoloji ve parti değiştirmelere bırakmış; insanlar istemeseler de değişik Saiklerle bir siyasi partiye mensubiyet duyma zorunluluğu hissetmiştir.

Değişik Saiklerden kastım ya o siyasi partiden çıkar beklemek, işlerinde engellerin ortadan kalkmasını sağlamak, devlet işlerinde isteklerinin önünü açmak, karşı siyasi partilerin tahakkümünden kurtulmak, yönetimde belli makamlara ulaşmak, ticarette haksız kazanç sağlamak, mesleki rakiplerini kolayca ekarte etmek bu Saiklerin bazı bilinenleridir.

Bütün bu saydığım Saiklerin dışında gerçekten o inanca ve siyasal kanata gönülden inananlar, samimiyetle bağlı olanlar da bulunabilir. Bunlar inançlarının bütün toplum tarafında paylaşılması, siyasi kanatlarının iktidar olabilmesi için candan gayret gösterirler, maddi ve manevi fedakârlıklardan hiç çekinmezler. Zamanlarını, emeklerini, alın terlerini ve maddi imkânlarını seferber edebilirler. Gerektiğinde canlarından bile vazgeçebilirler. Dinler Tarihinde bunların sayısız örnekleri vardır. Gerek dinlerin, gerekse siyasi partilerin başarıları bu tür mensuplarının varlığına ve sayılarının fazlalığına bağlıdır.

Geçmiş seksen yıllık çok partili siyasi tarihimizde bunun acı örneklerini maalesef yaşamış bir milletiz. Siyasi kanatlarından ötürü işkencelere maruz kalmış, zindanlara atılmış, darağacına çıkarılmış ve her türlü mahrumiyetleri yaşamışların şahidi olmuşuz. MHP ve Ülkücüler bu acı ve ıstırapların en çoğunu yaşayan kesimi temsil etmektedirler. Sayıları beş bini bulan şehitleri, onun katbekat üzerinde gazileri, idam sehpasına çıkarılan nice yiğitleri ve zindanları “Medrese-i Yusufiye” haline getiren nice çilekeşleri,  geride bıraktıklar gözü yaşlı anne, baba, eş, çocuk ve yakınları bu söylediklerimin en yakın şahididirler. Bütün bunlar da “Kanım aksa da zafer İslâm’ın, Türklük gurur ve şuuru İslâm ahlâk ve fazileti, Hira dağı kadar Müslüman Tanrı dağı kadar Türk’üm” dedikleri için başlarına gelmiştir. Ayrıca “Ne Amerika, ne Rusya, ne Çin; her şey Türk tarafından, Türk’e göre, Türk için; ”dedikleri ve bütün Dünyaya “Esir Türk’lerin esaretten kurtarılma isteklerini” dillendirdikleri için bu felaketleri bilerek ve rıza göstererek yaşamışlardır.

Yaşadıkları acı ve çektikleri ıstırap onları çelik gibi bilemiş, yay gibi germiş ve isteklerinden geri dönmeyen yüce bir iradenin sahibi haline getirmiştir. Sayılarının az olmasına rağmen her isteklerini almayı, dışındakileri yanlarına çekmeyi başarmış zamanın en dinamik siyasi gurubunu oluşturmuşlardır. Yanlarına yeni gelenlerin bir kısmı yukarda söylendiği gibi onların güçlerinden yararlanmayı, isteklerinin gerçekleştirilmesini, yeni makamlara ulaşmayı ve ticari çıkar temin etmeyi düşündükleri için kısa zamanda bozulma emareleri göstermişlerdir.

MHP ve Ülkücüler yeniden kendilerine, siyasal inançlarına gönülden bağlı, ilk örnekleri Dursun Önkuzu, Ruhi Kılıçkıran, Recep Haşatlı gibi fedakâr yeni nesillerle davalarına yürümelidir. Aralarına katılmış gözleri çıkar dışında bir şey görmeyenlerden arınmaları gerekir. Kısacası davalarına MİDEDEN DEĞİL, KALPTEN BAĞLI neferleriyle devam ederlerse; kafa kırarak değil gönüller kazanarak ve yollarına gönül adamlarıyla devam ederlerse başarı onların olacaktır. Şu gerçek hiç değişmemiştir. Dış güçlere ve çıkarcılara sırtını dayayanlar zamanı gelince faturasını öderler. Karaya oturduğunda gemiyi ilk terk edenler de farelerdir.    

 

    

 

 

Bu yazı toplam 1163 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim