• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Bolu 23 °C
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 27 °C

Kaybolan güvenimi arıyorum

Mustafa Namdar

Sanki, yazı hiç gelmeyecek kış uykusunda gibiyiz. Sanki geçmişimizi unutup geleceğe gözümüzü açmak istemiyoruz. Sanki Cumhuriyet’in ilk yıllarında eğitmen ve onbaşılarla başlatılan eğitim seferberliğinde kazanılan başarıyı unutmuş, o yılların heyecanını, hırsını, arzusunu, aşkını kaybetmiş gibiyiz. O günlerin vatan sevgisinde oluşan görev tutkusu sanki çıkar kaygısına dönüşmüş gibi.

“Öğretmenler yeni nesil sizlerin eseri olacaktır” buyruğunu yerine getirememenin ezikliği var içimde. Bağışla başöğretmenim. Sanki kendimize olan güvenimizi ve saygımızı yitirdik. Sanki eğitim-öğretimdeki ilkelerini unuttuk. Nefesimi geçim için başka alanlarda tükettiğimden, öğretmekte zorlanıyorum. Pazar ağzından daha çok anlar oldum. Ben de öğretmen gibi öğretmen olmak istiyorum, olamıyorum. Eskiden olduğu gibi başköşede yerimi bulamıyorum.

Dün okulların öğretmen kurulunda belirlenirken öğretmen adayları, şimdi mevlana dergahı gibi oldu. “Ne olursan ol, gel” deniyor.

Kimi zaman jet gibi yetiştirdiler. Kimi zaman komşu kurumlardan destek aldılar. Model öğretmenimi arıyorum.

Bendensin modasına kapıldık. Bizi unuttuk. Bendensin diyenin peşinden gider olduk. Yolumuzu hedefimizi şaşırdık. Dümeni kırık yelkenliye döndük. Rüzgara göre yol alıyoruz. Bilgi özelleşti, almakta zorlanıyor, aktarmakta şaşırıyoruz.

Deniliyor ki; liseler dört yıla çıkacak. Şaşmamak elde değil. Şu anda zaten dört yıl. Üç yılda diploma alınır, dördüncü yıl dersanede bilgi tamamlanır. O nedenle güveni yiten devletin okulunu arıyorum.

Kalite dedik bastık marşa. Nedense özürlü çıkıyor ürünümüz. Defolu da olsa üretileni pazarda tüketmek kolay da diplomalı cahili nerede, nasıl, kime pazarlayacağız? İşte bu durumun yanıtını bulamıyorum.

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? demiş inancımız. Müfredat programına göre adam yetiştireceğimize, adama göre konu belirliyor, ders veriyoruz. Bileni bilmeyenden ayırmakta zorlanıyoruz. İnanın kafam karma karışık. Öğretmenlikse fazlasıyla tamam. Mekansa İzzet Baba nurolsun. Donatıysa en moderninden eksiksiz. Öğrencisi oldukça bereketli. Anlayacağınız un, yağ, şeker ve aşçı tamam da kazanın altındaki ateş siyaset rüzgarından etkileniyor. Tutturamadık ateşin alazını. Ya kazanın gibi tutuyor ya da kıvamını kaçırıp tadını bozuyoruz helvanın.

Kara tahta başından tanıdığım başöğretmenim. Herkes senin düşüncelerini içeren aksesuarları takmış yakasına. Sahtesini gerçeğinden ayırmak zor. Kimi saçlı sakalı, kimi bıyığı selamı, kimi tokalaşıp öpüşmeyi, kimi şapkayı örtünmeyi benimseyip moda yaratmış kendine, sahtesini, aslını, yakışanı bir türlü ayıramıyorum.

Bize ne oldu başöğretmenim? Ne oldu böyle anlamıyorum. “Ülkenin geleceği gençlere, gençlerinki de öğretmenlere bağlı” demiştin. Sanırım bizim geleceğimizi unutmuşsun. Nedenini çözemiyorum. Onun için giriliyor olmalı alanımıza. Arkası önü işgal ediliyor bahçemizin. Ya da, sağdan soldan esen rüzgarlarla tarumar oluyor ektiklerimiz.

Unutuyoruz çocuklarımızın ayağına batan dikenlerin, ya bizim saçtığımız tohumlardan ya da görüp de biçmediklerimizden arta kalanlar olduğunu. İleri ülkeler laboratuvarları kafalarda kurarken, bizler yakamızı süslüyoruz şekillerle.

Kendi gölgemizi çiğnemeye çalışıyoruz, yerinde sayarak. Gürültü yapıyoruz da vermiyoruz başarı için komutu.

Yaz boz tahtasına dönen sistemle yolumuzu şaşırdık. Siyasetin eli omuzumuzda ipin ucunu kaçırdık. YÖK’ü tartışırken öğretmenimizi unuttuk. Meslek liselerini yol ayırımında genel liselerden ayırdık. Saz çalana verdik Prof.ünvanını da, sazı hem yapan hem çalanı katsayı ile cezalandırdık.

İş ilişkisi, bilgi paylaşımı, görev dağılımında sorumluluğumuzu unuttuk. Birbirimize olan güvenimizi sevgimizi yitirdik. Kalkınma köyden başlar dedik, taşıdık öğretmeni merkeze. Ayırdık üçlüyü birbirinden yalnız bıraktık imam ile muhtarı.

Yalnız kalan sadece onlar mı? Ne yapıyor velimiz? Nasıl takip ediyor çocuğunu, çocuğunun geleceğini? Okuluyla ilişkisi nasıl? “Saldım çayıra mevlam kayıra” felsefesinde bulmuş teselliyi unutmuş okulu. Öğrencilerinse son sınıfta geliyor aklına, bir üst okula gitmek için sınavlar. Aslında onlara verilmiş geleceğin sorumluluğu. Onlara verilmiş, Türk’ün istiklalini ve Cumhuriyetini koruma ödevi. Küreselleşen dünya sloganında tek tip dünya modeliyle gelişiyor sistemler. Egemen olmak istiyorsak, yeni dünyanın pazarında, vitrinde olmalı ürünümüz. Kalite, ucuzluk, üretim performansında girmeliyiz yarışa.

Daha iyi bir geleceğe hazırlamaksa muradımız çocuklarımızı, ana babadan sonra en çok etkilendiği kurum olan okullarımızda öğretmenlerimize çok önemli görevler düşüyor. Böylesi zorlu bir sorumluluğu üstlenen öğretmenlerin ülke olarak içinde yaşadığımız ekonomik krizden etkilendiği ve en ağır faturayı ödediği unutmamalıdır. Umarım 24 Kasımlar umudu olur öğretmenlerimin. Yirmi yıldır her 24 Kasım’da, elimizden alınan alınterimiz evimizden dertlendik. Bu yılsa Solmaz ve Ahmet Baysal’la ödüllendik. Attılar temelini öğretmenevi ile eğitim merkezinin. İçini donatacak Valiliğimiz, dışını düzenleyecek Belediyemiz. Öğretmenin selamı var Baysallara. Öğretmenlerin selamı var gönül bağını açanlara.

Bir har için kırk yıl köle olunuyormuş. Bizlerse insanlığı kölelikten kurtarıp, başöğretmenin işaret ettiği bağımsızlığı öğretebilmek için harcıyoruz gücümüzü. Mum misali, her öğretide eriyip tükendiğimizi bile bile, vicdanı hür, irfanı hür nesilleri yetiştirmek, Cumhuriyeti yüceltip sonsuza dek yaşatmak için ışıtmaya çalışıyoruz geleceği.

Günümüz kutlu olsun öğretmenim. Mutluluklar içinde nice 24 Kasımlar’a.

Bu yazı toplam 369 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim