• BIST 97.533
  • Altın 145,969
  • Dolar 3,5805
  • Euro 3,9998
  • Bolu 14 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 14 °C

Kendimizi tanıyor muyuz

Mustafa Namdar

 

Eğitimle yatıp eğitimle kalkıyoruz. Düşünüyorum; biz eğitimle ne kadar barışığız? Okul öncesi eğitimle aldığımız bilgilenmede soran sorgulayan yönümüzü ne kadar değerlendiriyoruz? Bu konuda yol haritamızı hazırlayanlar, kişilik haklarımızın ne kadarıyla ilgililer? Göçebe toplumu anlayışında, çocuk haklarına ayrılan zaman diliminde onlara, ne kadar yer ayırabiliyoruz. Aile ortamındaki çocuğun söz hakkında ki sınır çizgisi ne? “Sen küçüksün! Sen anlamazsın! Büyükler meclisindeki söz hakkını kullandırma sınırımızın ucu, ne kadar açık toplum içindeki aile yapımızda bilen bilmeyen oranımız nedir, sorgulamasına ait bilimsel bir çalışmamız var mı? Yoksa ben bilirim benim dediğim doğru mantığı ile mi toplumu yönetiyoruz?”

Anaokulundan orta öğretim sonuna kadar öğrencilerimizi, düşündükleri kişisel ve fiziksel anlamda ne olup olmadığına ait kararlarımızda hangi bilimsel kriterlerimiz öne çıkıyor?

Eskiden ilkokul başlangıcından itibaren tutulan ruhsal, kişisel ve aile yapıları ile bilgiler içeren öğrenci dosyaları vardı. Burada aile birlikteliğinden, ekonomik yapısından, aile büyüklerinin sağ ve birlikte olup olmadığından tutun, derse ilgisi, başarı ve başarısızlığı, disiplin davranışlarını içeren bilgileri yazılır. Yüksekokul ve fakültelerine adar gönderilir. Eğitim öğretimde kimlik cüzdanı gibi kullanılırdı.

Şimdi; TEOG sınavları, üniversite sınavları ve tercih konusunda bir dizi içinden çıkılmayan sorunların çözümü için, ailede ve öğrencilerimizde bir koşuşturma basmış durumda.

Çocuğun yetenekleri, beceri kabiliyetleri dikkate alınamayan bir dizi sosyal ve sayısal değerlendirilmeler ve en önemlisi beceri durumları dikkate alınmadan, aile baskısının öne çıktığı tercihlerle öğrencinin mutlu olmayacağı bir meslek alanlarına yerleştirilmeleri gelecekte nasıl bir kaos yaratacağını düşündürmekte…

Toprağın derinliğine düşen bir tohum sadece kalitesi, toprağı suyu havası ile meyveye dönüşmüyor. Bakımıyla beraber yerini sevmesine de bağlı. Tarlaya çok tohum ekmek, çok gübre ve çok harman kullanmak yetmiyor.

Onu yerinde kullanmak önemli. Başarıya götüren yol başkalarının önerdiği değil, öze dönmekle olur…

Bu yazı toplam 446 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim