• BIST 107.882
  • Altın 143,804
  • Dolar 3,5304
  • Euro 4,1439
  • Bolu 17 °C
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 24 °C

KİM, NE KADAR ZENGİN?

Aykut Karagüzel

 İnsanoğlunun yaradılışında vardır mal edinebilme tutkusu. Son dönemlerde Bolu'muzun da gerek mynet, gerekse Hürriyet gazetesinin yaptığı araştırmalar sonucunda Türkiye'nin en zengin ili olduğu haberini hepiniz okumuşsunuzdur. İyi ama neye göre zenginlik? Zenginlik ölçütü nedir? Sadece mal varlığı mıdır zenginliğin ölçütü?
Peki ama ruhumuz ne kadar zengin? Biz ruh zenginliğimizi artırmak için hiç çaba sarf ediyor muyuz? Gibi soruları peşi sıralamak yoruyor insanı. Hani derler ya: “Boş ver dostum, benim gönlüm zengin.” İşte bu zenginliğimizi yani gönül zenginliğimizi önemsemez olduk artık.

İnsanları oturdukları mahalleye, bindikleri arabaya, giydikleri kıyafete göre “ELİT, ÜST TABAKA” gibi sıfatlarla adlandırır olduk. Eskiden bu sıfatları insanlar edindikleri bilgiye ve çevrelerine verdikleri faydaya göre alırlarmış.
Bizim öğretmen camiası bile çalıştığı okula göre iyi öğretmen ya da vasat öğretmen diye sınıflandırılabiliyor. Bu arada bana göre kötü öğretmen yoktur. Hazreti Ali'nin herkesçe bilinen “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” Sözünü hatırlatırım sizlere.
Şimdi de yazımı küçük bir öykücük ile tamamlamak istiyorum.

Günlerden bir gün aşırı derecede mal varlığına sahip, bankalarda fazlasıyla parası bulunan bir baba oğlunu yakın bir köye götürür. Bu seyahatin amacı, babanın oğluna insanların ne kadar fakirlik içinde yaşadıklarını gösterebilmek ve bu sayede de bulunduğu ortamın değerini bilmesini sağlamakmış. Baba ve oğul köyün en fakir ailesine misafir olurlar ve etrafı gezip gece de bu fakir ailenin tek göz evlerinde kalırlar. Ertesi gün 4*4 cipleriyle, elit(!) mahalledeki lüks evlerine dönerken yolda baba büyük bir merakla oğluna sorar:
-- Evet oğlum, insanların ne kadar fakir olduklarını ve ne sıkıntılar çektiklerini gördün mü?
Bizim yakışıklı cevap verir:
-- Evet baba gördüm, hem de ayrıntısıyla gördüm.
Baba büyük bir merakla oğlunun yorumunu bekleyerek sorar:
-- Peki ama ne gördün oğlum, anlatır mısın?

Oğlan şöyle anlatır gördüklerini:
-- Şunları gördüm babacığım. Bizim evde bir tane köpeğimiz var, o da evin içinde yaşamak zorunda kalıyor. Onların ise dört tane köpekleri var ve serbestçe yaşayabiliyorlar. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan havuzumuz var; onların ise ucu bucağı belli olmayan ve devamlı akan bir dereleri var. Bizim bahçemizde Avrupa'dan almış olduğun lambalar var; onların ise gökyüzünde sayısız yıldızları var. Bizim görüş açımız komşumuzun beton duvarıyla sınırlı; onlarınsa bahçeleri bütün bir ufku görüyor.
Bizim yakışıklı oğlan üzüntüsünden hıçkırarak ağlamaya başlar ve bu arada babası da oğluna söyleyecek bir şey bulamamnın acısı içerisindedir. Ve son bir hamleyle oğlan şu cümleyi ekler babasına:
-- Teşekkür ederim babacığım, bana ne kadar fakir bir insan olduğumuzu gösterdiğin için.

15.02.2012

Bu yazı toplam 2163 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim