• BIST 107.529
  • Altın 269,748
  • Dolar 5,7140
  • Euro 6,3303
  • Bolu 6 °C
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 4 °C

KİMİ VE NEYİ TEMSİL EDİYORSAN BİLKİ ONDAN UZAĞIM

Hasan Dinç

3 Mart 1920 Türkiye Cumhuriyeti açısından çok önemli bir tarihi ifade etmektedir. Bu tarih yeni kurulan cumhuriyetimizin hayati önemde iki kurumunun kuruluş tarihidir. Bunlardan biri Genel Kurmay Başkanlığı, diğeri de Diyanet İşleri Başkanlığıdır.

Genel Kurmay Başkanlığı yasalarla kendine tevdi edilen cumhuriyeti koruma ve kollama görevini zaman, zaman demokrasiye ara vermek pahasına da olsa yerine getirmiştir. Milletin demokrasi konusundaki hassasiyetine saygılı olmuş ve en kısa süre içinde gerekli düzenlemeleri yaparak demokrasiye geri dönülmesinin güvencesi olmuştur. Bu nedenle hâlâ halkımızın en fazla güven duyulan kurumu olmaya devam etmektedir. Bunun yanında cumhuriyetimizin kuruluş yıllarındaki yüksek milli hassasiyetler, istiklal savaşını kazanarak milletimizin makûs talihini yenip yeni Türk Devletini kuran ve muasır medeniyet hamlemizin itici dinamosu olan bu ocak, bilhassa NATO’ya girdikten sonra giderek artan bir Amerikan tesirinde kaldığı gözlemlenmiştir. 27 Mayıs ihtilâli, 12 Mart muhtırası, 12 Eylül darbesinin ve 15 Temmuz FETÖ ihanet hareketinin arkasında Amerika etkisindeki subayların rolünü tarihlerimiz şimdiden not etmeye başlamıştır.

Yine aynı tarihte kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, kuruluş yasasına göre “ İslâm Dininin hukuk kuralları dışında kalan inanç ve ibadetlerle ilgili hükümlerin yürütülmesi ve ibadet yerlerinin yönetilmesi”yle görevlendirilmiş; bu görevini ifa ederken “laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak, milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinmeyi” vazgeçilmez ilke olarak belirlemiştir. Diyanet İşleri Başkanlığının bu yasal görev ve çalışma ilkesi 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 askeri müdahalelerinin sonunda gerçekleştirilen anayasa değişiklerinde olduğu gibi korunmuş, ancak görev alanlarında genel ilke sınırlarını zorlamayacak olan ilave görevler verilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı bir cumhuriyet kurumudur. Bazı tarihçi ve araştırmacılar kurumu şeyhülislâmlığın bir devamı gibi görmeye ve o şekilde tanımlamaya özel itina göstermeye çalışmışlardır. Diyanet İşleri Başkanlığı bu tanımlamadan memnun olmalı ki sitesinde bir cumhuriyet kurumu olduğunu unutmuş ve kendini şeyhülislâmlığın devamı gibi tanıtmayı uygun görmüştür. Şeyhülislâmlık sadece bir fetva kurumu değil aynı zamanda Osmanlı yönetimi içinde aktif görev alan siyasi bir kurumdur. Bugünkü isimleriyle Vakıflar Genel Müdürlüğü, Adalet Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu) gibi devlet hizmetlerinin tümü şeyhülislâmlık tarafından yürütülüyordu. Hâlbuki Diyanet İşleri Başkanlığı yukarda ifade edildiği gibi “İslâm Dininin hukuk kuralları dışında kalan inanç ve ibadetlerle ilgili hükümlerin yürütülmesi ve ibadet yerlerinin yönetilmesi” göreviyle kurulmuş, bu görevi yürütürken de çok önemli bir hizmet ilkesiyle görevini yerine getirilmesi yasal hükümlere bağlanmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında makul bütçesi ve az kadrosuyla, görevini belirlenen ilkeler çerçevesinde yürüten bu kurum, çok partili döneme geçildiğinde maalesef siyasi iktidarların zaaflarını iyi değerlendirmiş, gün geçtikçe hem kadroları hem de bütçesi inanılmaz ölçülerde artmıştır. Günümüzde 11 milyara ulaşan bütçesi ve 230 bini aşan personeliyle birçok bakanlığı geride bırakmıştır. Personel ve bütçesiyle doğru orantılı olarak da kuruluş yasasından ve çalışma ilkelerinden uzaklaşmaya başlamıştır. Son yıllarda “laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak, milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinmek” şeklindeki ilkelerinden oldukça uzaklaşmıştır. Camilerimiz siyasi görüş ve düşüncelerin bırakınız dışında kalmayı, siyasi iktidarın çalışma alanı haline gelmiş, farklı siyasi düşüncelerin tekfir edilmesi ve toplumun birliği ve kardeşliğinin hırpalanması sıradanlaşmıştır. Milletleşme sürecinde devletimizin tespit ettiği ana ilkeler çoğu zaman hedef alınmış, din adına bu süreç hançerlenmiştir. Yapılan kürsü konuşmaları ve Cuma hutbeleri zaman, zaman ibadethanelerimizin manevi havasına ve milli mehabetine uygun olmayan tartışma ve anlaşmazlıkların sebebi haline gelmiştir.

Günümüzdeki Diyanet İşleri Başkanı Sayın Prof. Dr. Ali Erbaş’ın göreve gelmesiyle bu tartışmalar daha da artmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığının bütün faaliyetlerinde cumhuriyetle hesaplaşma ve cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşlarına açılmış saklanamaz bir savaş aleniyete dökülmüştür.

30 Ağustos büyük zaferimizin 97.yıl dönümü Cuma gününe rast gelmesi nedeniyle bütün milletimiz Cuma hutbesinin bu konuya tahsis edileceğine dair bir beklenti içine girmiştir. Cuma hutbesinde büyük zaferimiz bir paragrafla anlatılırken, bu zaferi kazanan komutan ve komuta heyetinden bir kelimeyle olsun bahsedilmemesi, beklenen toplumsal reaksiyonun en sert şekilde patlamasına sebep olmuştur. Daha önce İstiklâl savaşı için “Keşke Yunan kazansaydı” diyen bir soysuzu hasta yatağında ziyarete giden bu Diyanet İşleri Başkanı ATATÜRK’E açtığı savaşın işaretini vermişti.

Bu büyük zafer bütün İslâm dünyasında derin bir heyecan uyandırıp, bütün mazlum milletlerin hürriyet ve istiklâl rüyası görmelerine sebep olurken, bunlar nasıl Müslüman ki bu büyük zaferden ve onun büyük komutanından tiksinti duyduklarını ifade etmekten derin bir zevk almaktadırlar.

Bu büyük zafer için edebiyatımızın en büyük şairi Yahya Kemal Beyatlı:

“Şu kopan fırtına, Türk Ordusudur Yarabbi,

Senin uğruna ölen ordu, budur Yarabbi,

Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın,

Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın”

Diye duygularını mısralara dökmüştüBu mısralarda ifade edilen yüksek milli ve manevi duygular bütün Türklerin ve Müslümanların, hatta bütün mazlum milletlerin hissiyatına tercüman olmuştur. Anlaşılıyor ki bu zafer sizlere bir şey dememekte ve sizi heyecanlandırmamaktadır. Hedef almanızdan anlaşılmaktadır ki bu büyük ve tarihimizin şanlı zaferi sizi derinden üzmüştür. Bu nedenle sizinle hiçbir ortak buluşma noktamız kalmamıştır. Diyorum ki: SİZ KİMİ VE NEYİ TEMSİL EDİYORSANIZ ALLAH (C.CÇ) BENİ ONDAN UZAK ETSİN.

 

Bu yazı toplam 1087 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim