• BIST 99.547
  • Altın 236,786
  • Dolar 6,1013
  • Euro 7,1788
  • Bolu 24 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 28 °C

KİMLER NEDEN DOLAYI EVET OYU VERECEK

Hasan Dinç

 

Geçen hafta bu köşede Ensar Vakfı’nın Köroğlu Otelde yaptığı bir toplantıya katıldığımı yazmıştım. Bu toplantıda 16 Nisan tarihinde yapılacak olan Anayasa değişikliği ile ilgili referandum konusu ele alınmış, toplanatıya konuşmacı olarak katılan önemli kişilerin düşüncelerinden kısaca bahsetmiştim. Ayrıca toplantıya davet edildikleri için katılan sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinden bazılarının konuşmacılara konu ile ilgili sorularını yazmış, Soruların cevaplandırılmaya başlandığı bir sırada aldığım bir telefon nedeniyle toplantıdan üzülerek ayrılmak zorunda kaldığımı da ifade etmiştim. Cevabını çok merak ettiğim soruların başında Bolu Hafızlar Derneği temsilcisinin konuşmacılara yönelttiği soru olduğunun altını da çizmiştim.

Soruyu hatırlatmak için tekrar yazıyorum. Hafızlar derneği temsilcisinin sorusu aynen olmasa da şu mealde idi. “ Kanuni Sultan Süleyman zamanında devlet hizmetine alınan kişilerde aranılan en önemli özellik kişinin hafız olmasıydı. Sistem değişikliği gerçekleştiğinde kamu görevi alacak kişilerde hafız olma niteliği aranacak mı?  Bugün Türkiye’de resmi kayıtlara göre 135 bin hafız bulunmaktadır. Bu sayı her geçen gün hızla artmaktadır. Seksen milyonluk nüfusumuz dikkate alındığında bu sayının yetersiz olduğu görülmektedir. Hâlbuki on milyonluk Somali’de bu sayı bir milyondur.”

Soruya katılımcılardan nasıl bir cevap verildiğini araştırdım. Toplantıya katılan ve söyleneni iyi dinleyen, iyi anlayan ve eksiksiz anlatan bir dostuma konuyu açtım. Bana verdiği bilgiye göre soruyu konuşmacılardan Sayın Ayhan Ogan cevaplamış. Verdiği cevapta bana aktarılana göre “Kimseyi hafız yapmak gibi bir niyetimiz yoktur. Hafız olmak isteyenlerin de önü açıktır. Ona da herhangi bir kısıtlamamız söz konusu olamaz. Bırakınız hafızlık konusunu, Türkiye’nin hiçbir konuda Somali ile mukayesesini kabul edemeyiz.”

Verilen cevap okuyucularımın bu konudaki düşüncelerine ne kadar tercüman olmuştur bilemem. Ama beni ziyadesiyle tatmin etmiştir. Bunu memnuniyetle belirtmek isterim. Ancak, bir referandumdan hangi kesimlerin ne beklediğini bilmemiz açısından soruyu iyi tahlil etmenin gerekliliğine inanıyor ve konuyu biraz daha açmak istiyorum. Soruyu soran kişinin eskilerin “içtimai mukavele” dedikleri, şimdilerde ise “toplumsal sözleşme” olarak tanımlanan Anayasa değişikliğinden öncelikle beklediği demokrasi, yönetim şekli, hak ve hürriyetlerimiz değil, kamu görevine getirilmede kendilerine öncelik beklemekte, bize böyle bir imtiyaz ve öncelik tanınırsa EVET diyeceğiz ve EVET için bütün gayretimizle çalışacağız uyarısı hissedilmektedir. Devletin üniter yapısı; milletin birlik, beraberlik ve kardeşliği; Ülke bütünlüğü gibi büyük endişeler soru soranın gündeminde hiç yer almamaktadır.

Bir de soru soranın temsil ettiği kesim dikkate alındığında istenilen imtiyaz ve ayrıcalığın dini bir hak olduğuna dair bir kanaat oluşmakta ve İslâm’ın böyle bir hükmünün bulunduğu zehabı uyanmaktadır. Gerçekten dinimiz İslâm’ın bu konudaki hükmünün ne olduğunu da hepimizin bilmesinde fayda görmekteyim. İslâm Dini kamu görevi alacak kişilerde hafızlık özelliği mi aramaktadır? Bu konuda İslâm’ın getirdiği ölçü ve esas nedir? Onu sizlerle paylaşmak istiyorum.

İslâm Peygamberi Hz. Muhammed Miladi 630 yılında Mekke’yi fethettikten sonra ashabıyla birlikte Kâbe önüne gelir. Kâbe’ye girerek Putlardan temizlemek ve iki rekât şükür namazı kılmak ister. O sırada Kâbe’nin anahtarı Osman bin Talha’da bulunmaktadır. Peygamberimiz Hz. Ali’ye Kâbe’nin anahtarını getirmesi görevini verir. Hz. Ali Osman bin Talha’dan anahtarı istediğinde ondan şu cevabı alır. “Ben Muhammed’in hakiki peygamber olduğuna inanmıyorum ki, Kâbe’nin anahtarını teslim edeyim.  Anahtar dedelerimden bana kalmıştır. Dedi. Fakat Hz. Ali Resülüllah’ın emrini yerine getirmek üzere anahtarı halen müşrik olan Osman bin Talha’nın elini sıkarak zorla aldı ve Resülüllah’a getirdi. Peygamber Aleyhisselâm ve ashap Kâbe’ye girip putlardan temizlediler ve içerde iki rekât şükür namazı kıldılar. Bu arada Hz. Abbas Peygamberden Kâbe’nin anahtarının kendisine verilmesi için ricada bulunmuştu. O esnada “Haberiniz olsun ki Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Gerçekten Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah işiten ve bilendir ( Nisa suresi, 58. Ayet) ayeti nazil oldu. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz anahtarı Hz. Ali ile tekrar eski sahibi Osman bin Talha’ya gönderdi. Osman bin Talha Hz. Ali’ye “Ya Ali biraz evvel anahtarı elimden zorla aldın. Şimdi ise tekrar geri veriyorsun. Bunun sebebi nedir? Diye sordu. Hz. Ali cevaben “ Bu hususta ayet nazil oldu” Dedi ve nazil olan ayeti sonuna kadar okudu. O zamana kadar inanmayan ve müşrik olarak Hz. Muhammed’e düşmanlık hisleriyle dolu olan Osman bin Talha “Dininizin emanete verdiği öneme hayran kaldım, dedi ve Resülüllah’ın huzuruna getirilmesini istedi.” Hz. Ali ile beraber Peygamberin huzuruna geldiler. Osman bin Talha şahadet getirerek İslâm’a girdi ve imanla müşerref oldu.

Yukarda anlatıldığı gibi kamu görevi bir emanettir ve emanet İslâm’a göre ehline verilmelidir. Bir kişinin devlet hayatında bir göreve getirilmesi onun liyakatine bağlıdır. Liyakati uygun değilse Müslüman olmak, hafız olmak, aynı mezhepten olmak ve hatta kardeş olmak bile bir göreve getirilmek için kişiye öncelik hakkı tanımaz. Biz biliyoruz ki bir gün kıyamet kopacaktır. Ne zaman kopacağı bilinmemektedir. O gün peygamberimize bile bildirilmemiştir. Ancak bazı belirtileri eskiden beri söylenegelmektedir. Bu belirtilerin başında emanetlerin ehline verilmemesi gelmektedir. Eğer Osmanlı yıkılmışsa ve soru soranın dediği doğruysa emanetleri ehline vermemekten yıkılmıştır.

Günümüz iktidarının da en zayıf noktalarından biri emanetleri ehline verememesidir. Devlet hayatında görev verdikleri kişiler liyakatli kişilerden ziyade kendi siyasi kanatlarına uygun olanlardır. Bu da iktidarın başarısını önlemektedir. İktidar başarısızlığının sebebi olarak sistemi görmektedir. Hâlbuki ehil olmayan insanlarla hangi sistemi getirirseniz getirin başarısız olmaya mahkûmsunuz.

Hafızların temsilcisi olan arkadaşımıza da bir küçük hatırlatmam olacaktır. Siz belki hafızsınız. Kur’an-ı Kerimi söz olarak ezberlemiş olabilirsiniz. Biliniz ki Kur’ana ve onun muhteşem özüne vakıf değilsiniz. Eğer Kur’an-ın özüne vakıf olsaydınız yukarıdaki ayetin yüce manası sizin böyle bir istekte bulunmanıza engel olurdu. Görülüyor ki Cenab-ı Allah’ın bütün insanlara verdiği güzel öğütten hiç nasibiniz olmamış.

NOT: Önümüzdeki haftadan itibaren konuşmacıların söylediklerini değerlendirmeye alacağım. Böylece hem bana telefonla ulaşanların hem de yazımın altına mesaj gönderen okuyucularımın isteklerini de yerine getirmiş olacağım.

 

 

   

   

 

Bu yazı toplam 2454 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim