• BIST 89.371
  • Altın 146,677
  • Dolar 3,6426
  • Euro 3,9175
  • Bolu 19 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 17 °C

Koca Sinan -2-

Nadir Garipoğlu

Mimar Sinan’ı anma haftası için geçen ki yazımda Mimar Sinan’ın hayatından kesitler vermiştim.

Bu hafta yapıtlarından bahsedecek olursak, başta İstanbul olmak üzere Osmanlı topraklarının dört bir tarafında Sinan’a ait veya Sinan’a atfedilen yüzlerce yapı görebiliyoruz.

Bolu’da ise Ferhat Paşa camisi, iki tane han ( Mehmetpaşa), Mustafa Paşa camisi, Şemşi Paşa imareti Sinan’a ait yapı olarak kaynaklarda bulmak mümkündür.

En çok ve en güzel eserlerini İstanbul’a yapan Sinan, sanki İstanbul’un imarı için gönderilmiş ve Allah ona 98  yıllık bir ömür biçmiş.

En önemli eserim dediği Süleymaniye külliyesinden bahsedelim…

Sene 1549… Kanuni Sultan Süleyman bir rüya görür, içine büyük bir cami yaptırmak düşer bu görev Sinan’a verilir. Muazzam bir parkın içinde bir mektep, dört medrese, bir darülhadis, bir darültıp, bir darülşifa, bir matbaa gibi kültür ve sosyal yapı gurupları ile Allah’ın evini inşa eder.

Padişah ondan yalnız bir cami istemişken Sinan İstanbul’a bir ilim ve kültür yuvası kurmuştur.

Düşününüz bir kere; padişahın gönlüne bir cami yaptırmak düşer, Sinan ondan bir kültür sitesi çıkarır. Çevresinin muhtaç olduğu bütün sosyal tesisleri de beraber inşa eder. Camiye su getirme vesilesi ile İstanbul’a 300 çeşme yapar.

İşte bu kendini daima toplum hizmetinde gören yönü.

Dini, ilim ve sanatla bağdaştırmasını ve yaşatmasını bilen dünya anlayışı.

Sinan gerek kişiliği gerekse eserleri ile asırlardan beri günümüze kadar dipdiri, taptaze ulaşıyor ve şu 21.asrın bütün imkanlarına sahip olmamıza rağmen böyle eserleri üretememekten bizleri utanç içinde bırakıyor.

Sene 1556 Ağustos ayı; Sinan Süleymaniye külliyesini bitirmiştir.

Yeryüzünün en kudretli devletinin başı, padişahlar padişahı mağrur sultan için bu cami ve külliyesi yapılmıştır. İstanbul’un en yüksek ve güzel tepesindedir. Bütün külliye bir piramit silueti içinde bu tepede yükselir. Ana kubbeye yakın iki minarede piramit’in tepesi biter. Oradan şadırvan avlusuna inerken daha kısa iki minare ile bu piramit İstanbul’un dağınık ve güzel siluetinde kaybolur.

Kubbeler, kemerler değişik açıdaki ışıklar altında renkli ve aydınlık duvar ve kubbelere çarpan ve baş döndüren dinamik bir mekan gezenleri hayretler içinde bırakır.

Artık o tepede kubbe ve kemerleri ile taş bir yapı yoktur. Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman bağdaş kurmuş oturmaktadır.

Sinan, sultanını böyle görmüş, böyle anlamış ve böylesine ebedileştirmiştir.

1576 senesinde hayranı olduğu ve bunca yıl hizmetinde bulunduğu ulu padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın mezarını yapar.

Ona hiç süs koymamıştır. Çıplak yapı, olduğundan daha ağır ve heybetlidir. İçeride, padişah vezirleri ile beraber yatar. Her vezirin mezarı birer pencere ile aydınlatılır bir çok sütun mızraklı süvariler gibi mezarı çevreler.

Muhteşem Süleyman son seferine cennet-i alayı fethe çıkmıştır sanki.

Sinan böyle bir sanatçıdır, yapı malzemesi ve tekniği ile eserlerinde kendisine konu olan kişiyi anlatır onun psikolojisini iç dramını söylemeye çalışır.

Koca Sinan’ı anarken ülkemiz mimarlarına örnek olması dileğiyle.

11.04.2012


Bu yazı toplam 1127 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim