• BIST 97.533
  • Altın 145,647
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 9 °C

Konu nasıl çarpıtılır?

N. Gürkan Yetkin

Çoğumuz bir yerden bir yere ulaşmak için otobüs yolculuğu yapmıştır. Hele bir de gidilecek mesafe uzunsa hiç de çekilmez! Otobüsteki koltuğumuza oturup yolculuk için en uygun pozisyonu seçtikten sonra, ya siz, ya yanınızda yolculuk boyunca size eşlik edecek komşunuz başlar söze! Kısa bir tanışma faslından sonra, sohbet varılacak yere kadar devam edebilir.

İşte böyle bir yolculuk hikayesinde, yolculardan biri “bu gün hava yağmurlu olacak!”der. Maksat muhabbet olsun! Ancak yanındaki koltukta oturanın yüzünün şekli değişir! ”Bu ne demek oluyor! Sen bana angut mu demek istiyorsun?” diye tepki gösterir. Bu sefer havadan sudan muhabbete başlayan şaşır bu anlamsız tepkiye! “Ne alaka!” diyebilir sadece.

Adam açıklar: ”Yağmur yağarsa ne olur? Göl olur. Gölde de angutlar yaşar! Sen bana angut yakıştırmasını mı layık görüyorsun?” der.

Türkiye'de yaşayan insanlar arasında bir anket düzenlense ve anket konusu adalete ve hukuk sistemine güven olsa, sonuçları ne çıkar çok merak ediyorum. Böyle bir ankete cevap verme şansım olsa cevabım birçok kişi gibi “olumsuz” olurdu. Eğer bir rejim hukuk anlamında sorgulanıyorsa veyahut toplum yaşadığı ülke sınırları içinde hukuk sistemine ve adalette hakkaniyete güvenmiyorsa! Her gün bir şekilde ana haber bültenlerinde habere konu olanlar “adalet istiyoruz!” diye haykırıyorsa, o rejim ciddi tehdit altındadır!

Kızı hatrı sayılır bir zengin psikopat cani tarafından öldürülen bir baba, günlerce derdini anlatacak bir merci bulamıyor, karşı karşıya kaldığı adaletsizlikten dolayı bu ülkede yaşamaya isyan ediyorsa, daha da acısı, bu durum, ülkede tüm vatandaşlar olarak açık bir şekilde görüldüğü halde cılız bir tepki dışında kimsenin gıkı çıkmıyorsa, adalet terazinin ayarı ciddi derecede bozulmuş eksik tartıyor demektir.

Dava konusu olmuş, bir anda ülke gündemine oturmuş bir vesika altına imza edenin görevi nedeniyle önem arzediyorsa ve bu belge günlerce binbir yöntemle incelendikten sonra gerçek midir, sahte midir ortaya konulamadığı halde en hassas birimce “kağıt parçası“ olarak küçümseniyorsa, GÜVEN duygusu ciddi zaafa uğramış demektir.

Üzülmez adıyla çağrılan, yetmiş yaşındaki sapık bir dede suçu ispat olduğu halde adalet sisteminin eleğinden geçip aklanabiliyorsa, tüm sapıklara örnek teşkil eden bu gariplik, adalet sistemi işleticilerinin içine siniyorsa söylenecek bir söz kalmış mıdır?

Tüm bunlar gözümüzün önünde gerçekleşip dururken, bu duruma ilk tepki göstermesi gereken Barolar, özellikle de eski veya yeni baro başkanları esas meselelerin dışına çıkıp yağmur kelimesinden angut kelimesine ulaşabiliyorlarsa, felsefede bitmiştir, mantıkta!

Babasının arkasına saklanıp, her fırsatta dayak yedikleri yaşıtlarına kafa tutanlar, baba yanlarında olmadığı anda yine sopa yiyeceklerini çocuk olduklarından akıl edemeyebilirler. Ancak koskoca adamların babalarının ardına sığınıp ona buna sataşmalarını seyretmek size de tuhaf gelmiyor mu?

Neredeyse çocuk yaştan itibaren, ruhen ve bedenen yaşıtları arasından elenerek “Bu ülkede yaşayan yaşıtlarınızın en seçkini, en akıllısı, en beceriklisi ve en sağlıklısı sizsiniz!” gazı ile yıllarca tuhaf bir eğitimden geçenlerle kısa süreli de olsa bir zorunluluk nedeniyle çoğumuz bir araya gelmişizdir.

Yukarıda açıklamış olduğum konu aynen yaşanmış bir olay olarak benim karşıma çıkmıştır.

Karşımdaki üstün insan! Kendisinin bedenen ve zihnen binlerce yaşıtının arasından bir elemeden geçtiğini, bu sebeple de rüştünü ispatladığını, bu anlamda benden daha akıllı, daha zeki, daha atik ve daha sağlıklı olduğunu sırf bu sebeplere dayanarak kendisine saygı duymam gerektiğini anlatmak istemişti.

Kendisine “Ben o sınavlara girmedim! Girseydim ve başarılı olamasaydım belki %1 de olsa haklılık payın olabilirdi. Aynı elekten geçmediğimize göre, sen bu yargıya nasıl varabiliyorsun? Bu anlamsız böbürlenmeye kendini bu kadar inandırdığın için bu basit ayrımı bile göremez iken, benden daha akıllı olduğun sonucuna nereden vardın?” dediğimde sesini kesip bulunduğumuz ortamı terk etmişti.

Maalesef toplumumuzda bu tür kompleksli yetki sahipleri çok ama çok fazla bulunmakta. Amaç dışına çıkıp araçlarla, ana meseleller çözümsüz bir halde dururken, tali meselelerle boğuşmayı tercih edenler amir konumunda!

Karakter sahibi olup saygı görmek yerine, itibar sahibi veya etiket sahibi olup yalakalık görmeyi tercih eden de görev başında!

Nereden geldiğini unutup, nereye gideceğini çoktan şaşırmış olanlar, burnunu gökyüzüne dikmiş kimseleri görmez hale gelmiş makamlarına kırmızı halıları sermiş durumda!

Vatandaş sersefil, esnaf dökülmüş, tefeciler ve bankalar ihya olmuş, sanayici batmış halde iken kısaca karar sahibi millet, sorunlarına, sorularına çözüm için yetki verdiklerinden müjdeli bir haber umudu içinde oldukları yerde beklerlerken “üstün nitelikli seçilmişler!” Avrupa gezisinde!

Teşvik peşinde koşması gerekenler, fıkra anlatma peşinde!

Kısaca kasap et, koyun can derdinde!

“Parayı veren düdüğü çalar!” derseniz, kızı bir canice katledilmiş ağlayan baba yerine kendinizi koymaz duyarsız kalırsanız, ”Adalet mülkün temelidir!” yazısının sadece duvarlarda asılı kalmasına siz de seyirci kalırsanız, hukuka ihtiyaç duyduğunuzda ilahi adalete sığınmak yada kendi adaletinizi kendiniz sağlamaya çalışmak dışında pek de yapacak bir şeyiniz kalmaz!

29.06.2009

Bu yazı toplam 426 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim