• BIST 98.314
  • Altın 143,977
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • Bolu 12 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C

Konuşma özürleri

Aykut Karagüzel

Başlıca konuşma özürleri şunlardır:

Ses Kısıklığı:

Sesin çıkmaması ya da çok az çıkarak ahengin kaybolmasıdır.

Ses tellerinin iltihaplanması sonucunda oluşur.

Artikülasyon Bozukluğu:

Çocukların ana dilinde kullanılan seslerin anlaşılır ya da bir anlam ifade edebilecek şekilde çıkarılamayışına denir. Halk arasında bu rahatsızlığa “pepelik” de denir. Bazı harfler net olarak söylenmez. Söylenmesi güç olan harflerin yerine de kolay olan bir harf seçilir ve o söylenir. Bazı harflerin ise hiç söylenmediğini gözlemleyebiliyoruz.

Örn: halı ^^ alı ----- ---harf yutma
arı ^^ ayı ---------harf değiştirme
tren ^^ tiiiren------harf uzatma
saat ^^ sahat-------harf ekleme

Kekemelik:

Bir veya birkaç hecenin defalarca tekrarlanarak ancak söylenebilmesi. Erkek çocuklarında kız çocuklarına oranla daha fazla görülen bir konuşma özrüdür. Nedeni ise genellikle psikolojiktir. Yaş ilerledikçe kekeme rahatsızlığının uzaklaştığı gözlemlenmektedir. Uzmanlara göre kekemelik ne kadar ağır olursa olsun hiç bir kekeme her zaman kekelemez.

Merkezi Konuşma Bozukluğu:

Beynin doğum sırasında zedelenmesi ya da çocuğun konuşmaya başladıktan sonra beyinle ilgili geçirdiği rahatsızlıktan dolayı konuşamamasıdır.

Sağırlığa Bağlı Konuşma Bozukluğu:

Duymanın konuşmayı kontrol edemeyecek kadar az olmasına sağırlık denir. Doğuştan ya da sonradan olabilir. Çocuk konuşmayı öğrendikten sonra sağır olmuşsa konuşmanın devamını sağlamak mümkündür. Doğuştan olan sağırlık söz konusu ise konuşmayı öğretmek çok çok zordur.

“Konuşma, insan aklını kullanma sanatıdır.”
Platon

Bir de sonradan özürlüler vardır…

Güzel konuşma, sadece bir yetenek işi değildir. İnsan gerek eğitim gerek kendi çabası yoluyla güzel ve etkili konuşma becerisine sahip olabilir. Cümlelerimizin içerisinde iyi ve hoş sözler bulunduğu sürece, çevremizle sağlıklı ilişkiler kurabiliriz. Dolayısıyla çevredeki saygınlığımız da buna doğru orantılı bir şekilde gelişecektir. Güzel konuşan kişi ancak çevresini etkileyip onlara dilediğini yaptırabilir. Güzel konuşma bir sanattır. Her sanatta olduğu gibi inceliklerinin bilinmesi gerekir.

Dünyaca tanınmış düşünürlerden Aristoteles, Çiçeron, Demosten güzel ve etkili konuşabilme becerilerine çalışma ve büyük gayretler sonucunda varmışlardır. Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız, ses rengi doğuştan gelen bir yetidir; güzel konuşma becerisi ise çalışma ile sonradan elde edilebilen bir yetidir.

Diline hâkim olmak isteyen ve onu güzel ve etkili bir şekilde kullanmak isteyen bir insan, her şeyden önce dilinin kurallarını iyi bilmeli ve dilini koruyup geliştirme içgüdüsünü benliğinde hissetmelidir.

Örn: “Lan oolum aaşam size geleceez haberin ossun” gibi bir söylem ile örn: “Arkadaşım akşam müsaitseniz size gelmek istiyoruz” gibi bir söylemin arasındaki farkı hissedemeyecek kadar duyu organlarından yoksun olmamalıdır.

Bir örnek de çağdaş(!), ilerici(!), dilimizin bekçileri(!) gençlerimizden bir örnek verelim.

Örn: “Yaa abiciim yaa, dün accayip bir ekşın seyrettim manyak, pis, lanet güzeldi.”

Bu cümlenin doğru kullanımı ise çok basit, hem de kendinizi şekilden şekle sokmanıza da hiç gerek duymadan şöyle demeniz yeterli. “Dünkü film gerçekten harikaydı.”

Yukarıdaki cümlede özellikle “güzel” sözcüğüne dikkatinizi çekmek istiyorum. Şöyle bir düşünelim biz Türkler “güzel” sözcüğünü nerelerde kullanırız. Cevabınız eminim ki olumlu, hoşa giden, beğeni kazanan durumlarda olacaktır. O zaman güzel Türkçe'mizin yegâne bekçileri olan, çağdaş gençlerimize soruyorum; o güzelim “güzel” sözcüğünün orada ne işi var.

Sevgili dil dostları, burada amacımız Türk gençliğini yerden yere vurma çabası içine girmek değil tabi ki. Biz de biliyoruz bu konuda birinci derecede suçlu olan bizler yani Türk Dili ve Edebiyatı ve Türkçe öğretmenleriyiz.

Bu konudaki hassasiyetimi beraber olduğum tüm öğretmen arkadaşlarıma aktarmışımdır.

Onların içerisinde duygularımı paylaşanlar tabi ki çoktu; ancak bunun yanında “Eh be Aykut Bey senin hiç mi işin yok. Sen ne kendini parçalayıp duruyorsun” diyenler de olmadı değil. İşte burada devreye gönül giriyor, sevda giriyor, mücadele giriyor dil dostlarım.

Eğer bizler dilimizi, o güzelim Türkçemizi meslek grubuna göre koruma gayretine düşecek olursak, dilimizin yüce ruhu için bir fatiha okuyalım daha iyi.

17.01.2008

Bu yazı toplam 1055 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim