• BIST 1.330
  • Altın 472,643
  • Dolar 8,1805
  • Euro 9,8402
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 12 °C

Korana Salgınının Bir Acı yönü de Dostlarımızın Cenazesine Katılamamak

Cevat Özsoy

Malum salgın, her gün yakınınızdaki veya uzağınızdaki bir akraba, arkadaş ve dostumuzun terki diyar etmesine sebep oluyor.

Son bir yıla bakıyorum da, hep ölüm konuşulmuş, vefat haberleri gelmiş, ardı arda acı kayıplar vermişiz.

Elbette ki, ölüm sadece korana ile gelmiyor. Sebepler bin bir türlü… Gerçek ise bir, oda Ecel…

Mevla’mız yüce kitabında “her ümmetin bir eceli vardır, ecel gelince ne bir geri kalır, ne de bir ileri gider” buyurur. (Süre Araf 35)

Hiç şüphesiz, vefat edenler bize ölümü hatırlatır, ölüm sonraki hayata hazırlanmamız yönünde uyarı da bulunur.

Elbette, sevdiğimizi, can ciğer paremizi kayıp etmemiz bize çok büyük acı verir. Duygularımızı kelimelerle ifade edemeyiz. Geçmişte kalan acı tatlı günler, yaşanan hatıralar bir filim şeridi gibi gözünün önünden geçer ve artık geriye dönüş yoktur. Burada bizi teselli edecek tek şey, vefat eden yakınımız veya dostumuzun veda anına katılmaktır.

Veda anına iştirak çok önemlidir. Bu an hep hafızamızda kalıcı bir şekilde yer eder. Dinimiz de bunu teşvik etmiştir. Onun için din kardeşinin veda anında bulunmak, hem İslam’ı, hem de insanı bir görevdir.

Fakat bu korona virüs önlemleri sebebiyle bu merasimlerin birçoğuna katılamıyoruz. Bu çok acı bir durum. Başka bir ülkede bulunup da, vefat eden annesinin cenaze merasimine katılamamak bizi mahvetti diyenlere şahit oluyoruz.

Maalesef biz de, aynı şekilde, çok arzu etmemize rağmen birçok dostumuzun cenaze merasimine katılamadık. Yakınlarının acısını paylaşıp, taziyede bulunamadık. Bu durum hep içimde bir ukde olarak kaldı.

Katılamadığım dost ve değerlerimizin hangi birini sayayım ki…

Yukarı çarşı esnaflarından Saatçi Muharrem İka, Güzel sanatlardan emekli Hüseyin Aköğretmen, Karacasu Beldemizden Mehmet Reçber ve İsa Elgün Hocalarımız, Paşa köyü cami müezzini Cemalettin karaçam Hocamız, İş adamı Hüseyin Akgül, Acar kuru yemiş sahibi Tahsin Acar, Köylümüz Muhsin Gürbüz, Genç yaşta sevdiklerine doyamadan hakka yürüyen teyze oğlu Şükrü Çağdaş kardeşim, Soku mahallesinde mukim, değerli dostum Ahmet Öztürk Hocamız ve daha niceleri…

 Her biri sessiz bir şekilde terki diyar etti. Bu insanlarla sarsılmaz kadim dostluk, hatıralar ve hukukumuz vardı.

Şöyle ki, Saatçi Muharrem abi…  Bir ara, zannediyorum yetmiş beşli yıllarında, o günlerin gözde mesleği olan saatçiliğe merak sarmıştı. Muharrem Abi ile usta- çırak şeklide başlayan dostluğumuz,  daha sonra, abi- kardeş şeklinde devam etti. Cadde de, şurada burada karşılaştığım da, Kayın pederim Hidayet Altıntaş’ı sorar “Hocamın sağlığı nasıl? Mutlaka benim selamımı söyle” derdi. O yaşına rağmen, gayet sağlıklı, elinde baston düzgün yürür, temiz ve güzel giyinirdi. Kendisine “ nasıl böyle,  kendine yakışanı bulup buluşturup şık giyinebiliyorsun” diye takılırdım. Allah’tan Rahmet diliyorum.

Hüseyin Aköğretmen zaman zaman ticarethaneme gelir, kendine has konuşma tarzıyla sohbet ederdik. Çok yönlü bir zanaatkârdı. Saz tamiri gibi ince işlere eli yatkındı. Bir ara atölyesine gitmiştim. Atölyesinde değme ustalara taş çıkartacak yüzlerce alet ve edevat vardı. Bunları gururla gösterip özelliklerini anlatmıştı. Daha bir sene önce bize gönderdiği doğum günü mesajında  “ sevgili, cefakâr, dost canlısı, çalışkan kırtasiyeci arkadaşım! Önündeki yıllarda, sevdiklerinle beraber sana faydalı, dini bütün, sağlıklı, mutlu, hayırlı ömürler yaşarsın” diye temennide bulunmuştu. Allah’tan rahmet diliyorum.

Hüseyin Akgül Abi… İsmiyle, adeta, Bolu’da bir marka idi. Kendileri ile bir ara,  Soku mahallesindeki Kurs ve Okul talebelerine yardım derneği yönetiminde bulunmuştuk. Meselelere pratik çözüm üretirdi. Lüzumlu lüzumsuz çok konuşarak değil de, az ve özlü konuşarak gücünü hissettirirdi. Bir mana da “sakin güçtü” diyebiliriz. Mevla’mdan rahmet diliyorum.

Mehmet Reçber Hocamızın Bolu’da başta esnaflar olmak üzere,  birçok kişiye Kur’an’ı kerim ve ilmihal bilgilerini öğrettiğini biliyoruz. Kendisini elinde çanta hep koşuşurken görürdüm. Onun koşturması, daha bir fazla esnafa Kur’an öğretebilme heyecanı idi. Bu hizmeti kendisine bir aşk mesafesine getiren, Peygamberimizin  “ sizin en hayırlınız Kur’an öğrenen ve öğreteninizdir” mesajında anlamını buluyordu. Allah’tan rahmet diliyorum.

Ve değerli dostum Ahmet Öztürk…

Kendisi ile uzun uzun sohbetlerimiz olurdu. Dertleşirdik. Yanlışa tahammül edemezdi. Askerlik dönüşü, hayata nasıl devam edeceğim diye arayış için de iken, kırtasiye dükkânında ki kendisinin dörtte bir hissesini bana devir ederek, ticari hayata adım atmamı sağladı. İstanbul’ a beraber giderek, ilgili piyasayı öğrenmeme katkısı oldu.

Kendileri, Diyanete bağlı Gölyüzü Kuran Kursunun fahri öğretmeni idi. Bu gün hangi din görevlisi fahri olarak böyle bir görevi yapar. Bu bir dava adamı ve İdealist insanlar için istisnayı bir durumdur.

Fahri öğretmenlik kadrosu kaldırılınca aynı hizmeti bir gönül eri olarak yapmaya devam etti. Bu ara da, memleketi Göynük ilçemizdeki Baba Dostları Ericek ailesinin Bolu’daki işlerini takip eder. Oğlu Süleyman, Ericek ailesinin damadı olunca, artık sanayici bir aile ile dünürdür.  Bu gün, beyaz et sanayinde hatırı sayılır bir güce ulaşan Erpiliç’in yönetiminde oğlu Süleyman vardır; fakat O, bir dünür olarak tanımlanmak yerine, yine eskisi gibi, hayat seferiyle başladığı davasına, yıllarını vermiş Bir Ahmet Öztürk olarak tanınmayı yeğledi ve ömrünü böyle tamamladı. Mevla’m Rahmetini esirgemesin.

Ve son olarak da, uzaklardan, ta Alanya’da mukim, İstanbul’dan talebe arkadaşım Mehmet Öndin’den bahsetmeden geçemeyeceğim. Kendileri Bolu’da talebe iken zaman zaman Bolu camilerinde müezzinlik yaptığını söylerdi. Bolu’ya geldiğinde bu camilere beraber gittiğimizde, o günlerdeki anılarını tazelerdi. Ailecek görüşüp, telefonlaşırdık. Bir ara telefon edip “ beni aramayan hayırsız kardeşimi bir arayayım dedim” demişti. Biraz sohbet edip, karşılıklı  “dualarınızı bekleriz” temennisi ile telefonu kapatmıştık. Nerden bilebilirdim ki iki gün sonra vefat haberi geleceğini… Adeta şok oldum. Keşke dedim, keşke telefonda daha fazla konuşsaydım. Artık,  numarasını silmeye elimin gitmediği telefonuna ulaşmam imkânsız.

Onun için derim ki, yakınlarınızı, dostlarınızı imkân buldukça sık sık arayın! Hal hatır sorun! Ziyaret edin! Hiç olmazsa telefonlaşın! Maalesef, İnsan elindekinin kıymetini bilemiyor; ancak kayıp ettiğinizde ne kadar kıymetli olduğunu anlıyorsunuz. Kayıp etmemişken, henüz sesini duyarken bunları yapmamız gerekiyor.

Bu gün benim için hüzünlü bir yazı oldu, anılar tazelendi. Ne diyelim, tensibi ilahi böyle imiş… Böyle bir yazı yazmakta varmış… Vefat edenler için Mevla’dan gani gani rahmet diliyorum. Mekânları Cennet olsun.

Kalın sağlıcakla…

 

 

 

                                                                                                                                                       

Bu yazı toplam 1988 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim