• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Bolu 2 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara -1 °C

KORKUTAN GELİŞME

Hasan Dinç

Son yıllarda artan bir ivme ile toplumun bütün kesimlerini içine alan gerginlik yaşanılmaktadır. Hemen herkesin gördüğü bu durum endişeyle izlenmekte, herkesin görüp de konuşamadığı bir korku, toplumu sarmış bulunmaktadır. İnsanlar küçük tartışmaları bile kavga sebebi saymakta, tartışmalar kısa sürede yaralamalara ve öldürmelere kadar varabilmektedir. Ülkenin her tarafı bu korku ikliminin hâkimiyeti altına girmiş, insanımız mutsuzluğun girdabına yuvarlanmış görünmektedir. Daha düne kadar evlerimizden, sokaklarımızdan ve meydanlarımızdan şen kahkahalar yükselirken; yerini mutsuzluğun sessizliği ve şiddetin gürültüsüne bırakması, ciddiye alınması gereken bir durum olarak görünmektedir. Kendi kendine konuşanlar, birbirlerinden neredeyse selâmı ve merhabayı kesenler, çatık kaşlar, gülmeyi unutmuş yüzler insanları ürkütmektedir. Mahkemelerdeki dava sayılarının orantısız artması, boşanmaların normalin çok üzerinde seyretmesi, okulların yeniden kavga ortamına dönmesi toplumun tüm kesimlerince ümitsizce ve endişeyle takip edilmektedir.

Bize ne oldu da bu girdaba yuvarlandık? Niye bu tahammülsüzlük bataklığına sürüklendik? Kimler bizi bu uçuruma itelemekte ve Sevgisizliği körüklemektedir? Niye yakın çevremizde gördüklerimizden kafamızı çevirerek kurtulmaya çalışıyoruz? Eşimizin, dostumuzun ve komşularımızın başına gelenleri paylaşmaktan niye kaçınıyoruz? Hangi sebepler çevremizdeki istenilmeyen gelişmelere seyirci kalmamızı gerektirmektedir? Ne zaman farklı inanç ve kanaatlerin saygıya layık olduklarını öğreneceğiz? Anayasal bir ifade ile kaderde, tasada ve kıvançta niye ortak olma özelliklerimiz aşındı? Bu sorulara daha nicelerini eklemek mümkündür. Bunların incelenip çözüm bulunacağı mekânlar üniversitelerdir. Bizim sayısı iki yüze yaklaşan devlet ve vakıf üniversitelerimiz olmasına rağmen, kendi meselelerini çözmekten toplum sorunlarına eğilmeye zaman ayıramadıklarını üzüntüyle görmekteyiz. Hâlbuki gelişmiş Batı ülkelerindeki üniversiteler bu türlü sorunları daha çıkış noktasında iken üzerine eğilmekte, buldukları sonuçları ilgililere rapor olarak sunmakta ve toplumu buldukları sonuçlar doğrultusunda bilgilendirerek görevlerini yerine getirmektedirler.

 Toplumumuzu geren ve insanlarımızı gergin hale getiren sebepleri el yordamıyla da olsa hepimiz biliyoruz diyen okuyucularımız elbette olacaktır. Doğrudur. Bu konulara eğilen bütün vatandaşlarımız üç aşağı beş yukarı ortak kanaatlere varabilirler. Meselâ siyasi sebepler, meselâ ekonomik sebepler, meselâ ülke ve millet bütünlüğüne yönelmiş tehditler, meselâ cumhuriyetimize, onun kurucusuna ve cumhuriyetimizin kuruluş felsefesine yönelmiş tehditler, meselâ yaşayış tarzımıza uzanan uygunsuz sataşmalar, meselâ başta adalet ve güvenlik kurumlarımız olmak üzere devlet kurumlarımızın halk nezdinde itibar ve güvenlerini yitirmiş olmaları, meselâ ülkemizin çeşitli bölgelerinde yaşayan yurttaşlarımıza yasaların farklı uygulanıyormuş hissinin insanlarımızda yerleşmeye başlamış olması gibi sebepler hemen bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçmektedir.

Siyasi sebeplerin başında günümüz iktidarının insanımızı ayrıştıran bir anlayışı devlet yönetiminde egemen kılması olarak görenler son derecede haklıdırlar. Kendilerinden yana olan insanımıza devletin her türlü nimetlerini seferber ederken, başka siyasi kanaatlerin mensuplarını ikinci sınıf vatandaş muamelesine tabi tutması önemli bir gerginlik sebebi olmaktadır. Bundan da öte farklı siyasi parti mensuplarını adeta düşmanca muamelelere tabi tutmakta, devlet kurumları bu insanlarımızın tepesine bir tehdit unsuru olarak gönderilmektedir. Şu anda başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere hiçbir siyasi yetkili kendisine yasalarla verilmiş yetkilerle yetinmiyor, yasaların tayin ettiği yetki sınırlarını bırakınız zorlamayı, bu sınırları tamamen yok saymayı, hatta anayasa ve yasaları çiğnemeyi alışkanlık haline getirmekten derin bir zevk aldıkları maalesef müşahede edilmektedir. Bu durum siyasi hayatımızı germekte, siyasi hayatımızdaki bu gerginlik insanlarımızın arasına sirayet etmekte, günlük hayatımızı derinden etkilemektedir.

Ekonomik hayatımızdaki olumsuzluklar da gerilimi artıran sebeplerin başında görülmektedir. Artan hayat pahalılığı, bir türlü düşürülemeyen işsizlik oranı, Genç kesimdeki %30’lara varan işsizlik, Üniversite bitiren gençlerin yeterince istihdam edilemeyişi, düşük ücret ve taşeron işçi çalıştırma politikaları, işçi sağlığını dikkate almayan işyeri ve patronlara müsamahakâr devlet tavrı, Sağlık politikalarında hasta aleyhine gelişen uygulamalar, Küçük esnafı kaderiyle baş başa bırakan tutumlar, çiftçilerimizin yıllardır bitmeyen sıkıntıları, girdisi yüksek ve sattıklarının sabit fiyat uygulamasına tabi tutulması, Emeklilerin bitmeyen geçim sıkıntıları, memur maaşlarının enflasyondan düşük tutulması; insanımızın yakmadıkları elektriğin, tüketmedikleri doğalgazın ve kullanmadıkları suyun parasını ödemeleri de gerginliği körükleyen ekonomik sebeplerin önde gelenleridir.

 

Otuz yıldan beri ülke ve millet bütünlüğünü tehdit eden bölücü terör ise AKP iktidarının son dönemde uyguladığı çözüm politikaları sonucu çığırından çıkmış, bölünmenin şartları müzakere sonuçlarına yansımıştır. Ayrı bir devlet ve bayrağın işaretleri devletin üs katlarında duyulmaya başlamış, insanımız derin bir buhranın ayak sesleriyle irkilmiştir. Bizzat devletin başı tarafından milletin 36’ya inatla ayrıştırmaya çalışılması; etnik ve inanç farklılıklarının öne çıkarılması sonuçlarını vermeye başlamış, insanlarımızın arasına güvensizlik ve şüphe girmiş, gerginlikler artmıştır. Son dönemde üniversitelerimizdeki öğrenci kavgaları ve ölümle sonuçlanan olaylar tamamen bu bölücü ve etnik ayrılıkçılığın AKP iktidarı ve onların uydusu üniversite yönetimlerinin müsamahası ile meydana gelmekte; toplumumuzdaki gerginliği patlamaya götürecek önemli sebepler olarak görülmektedir.

7 Haziran seçimlerine yaklaştığımız şu günlerde yazımın üçüncü paragrafında başlıklar halinde sunduğumuz diğer önemli gerginlik sebepleri giderek ağırlaşabilir. Milli birlik ve kardeşliğimizin çok nezaket kazandığı bir dönemde herkesin, ama bilhassa iktidarın gerginliği düşürmesi yönünde üzerine düşen önemli görevler bulunmaktadır. Ülke ve milletini seven herkes de AKP iktidarından bunu beklemektedir. Gerginliklerin sosyal patlamalara ve bölünmelere sebep olmaması için bundan başka da çare yoktur.  

 

Bu yazı toplam 1423 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim