• BIST 97.988
  • Altın 242,195
  • Dolar 6,2610
  • Euro 7,3524
  • Bolu 14 °C
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 17 °C

Külköylüoğlu: Sen koskoca öğretmen olmuşsun ve benim elimi öpüyorsun

Külköylüoğlu: Sen koskoca öğretmen olmuşsun ve benim elimi öpüyorsun

Prof. Dr. Okan Külköylüoğlu ile yaptığımız röportaja devam ediyoruz. Okan Hoca anlattıkça görüyoruz ki bu konu kolay değil ve bir o kadar da geniş ve zahmetli. Yaptıkları çalışmaları anlatan Okan Hoca, göllerde yaptıkları çalışmaları ve yöre halkının kendilerine yönelik tutumlarını aktardı.

Bolu'nun kendine has su bitkileri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Okan Külköylüoğlu, Bolu'da su teresi yetiştiğini ve inanılmaz şifalı olduğunu söyledi. Yöre halkına da yavaş yavaş bu bitkileri tanıttıklarını ifade eden Okan Hoca, başlarından geçen ilginç öyküleri de anlattı.

Çalışma yaptığınız yerdeki halk nasıl bakıyor size?

Gittiğimiz yerde ekip olarak şunu yapıyoruz, oradaki köy halkını topluyoruz bir yere. Hatta burada da yaptık. Çubuk'a o zamanlar Kanal D 'den gelip belgesel çektiler. En başta ne yapacağız, anlatıyoruz oradaki vatandaşa. Bakın biz bunu yapacağız amaç bu, sizin de yeriniz bu projede şurası. Dolayısı ile siz olmadan bu iş de olmayacak. İnsan olmadan bu iş olmaz diyoruz. Şu anda o kadar dostluğumuz ilerlemiş durumda, gitmesek telefonla arıyorlar bizi hocam gelmiyor musunuz diye. Çünkü oradaki insanlara ne yaptığımızın eğitimini veriyoruz. Çalışmalarımız 3 yıl sürüyor, 7 ayda bir neler yaptığımızı anlatıyoruz. Mesela gölde hangi tür, belki siz bilmezsiniz ama onlar biliyorlar, bitki var. Çubuk'ta örneğin kıyıda gördüğümüz 6–7 tane su bitkisi var.

Onların ayrımına varabiliyorlar mı?

Bazılarına öğrettik. Mesela Bolu'nun bazı akarsuları var, su teresi var orada. Su teresi, 3 bin senedir bilinen, hatta Roma'da merhem olarak yaralara sürülen, antiseptik özelliği olan bir bitki. Özellikle akarsuda ve temiz su da oluyor. Filiz Makarna'nın arka tarafında dağda kaynak suyu var. Orada çok güzel akarsularda bu su teresi var. Aladağlarda, Köroğlu'nda Bolu'da akarsuların başında çok var. İngiltere'de demeti 7–8 sterline satılıyor bu bitki. Abant'ta falan da var ama bizim toplumumuz henüz bunu tüketmeye hazır değil, bilemiyor ne olduğunu. Gölet yapılan yerin orada da vardı ama gölet yapıldıktan sonra orada kalmayacak. Çubuk'ta bunun eğitimini de veriyoruz biz, sadece üniversite olarak da düşünebilirsiniz bunu. Oradaki insanların eğitilmesi çok önemli. Mesela Mehmet Demirel var, 80 yaşında, bana geldi dedi ki ben dedi hayatımda ilk defa hoca görüyorum dedi. Sen koskoca öğretmen olmuşsun ve benim elimi öpüyorsun, dedi. Ben, seni nasıl sevmem, dedi. Öyle bir ilişki ki bu, her gittiğimde bana bak diyor buraya bunlar geldi, şuraya bir tane balıkçı geldi kovduk biz onu. Orayı sahiplendiler ama daha önce sahiplenmiyorlardı.

Üniversiteden gidiyorsunuz siz buraya.

Evet, teknemiz var, 2–3 arabayla gerektiğinde öğrencilerimizi de götürüp orada öğretiyoruz olayı ve diğer arkadaşlarımızla beraber ben bizzat gidiyorum. Her ayın 3. hafta sonu gidiyoruz. Tespitleri yaptıktan sonra oraya olası akan, atık suları falan tespit ediyorsunuz.Tabi, orada biz pestisit çalışıyoruz. Pestisit dediğimiz bu tarlalara atılan böcek öldürücüler. Orada mesela çok ilginçtir radyo aktivite çalışıyoruz. Bunlar özel bilgiler, stratejik önemi olan bilgiler. Niye bunu çalışıyoruz? Orada radyo aktivite var diye değil. Varsa nedir? Bir gölde radyo aktivitenin canlılara etkisi nedir? Türkiye'de hiç çalışılmamış bir durum bu ve ilk defa orada çalışıyoruz. Bu çalışmanın güzelliği doğal bir alan olmasında. Yaklaşık üç sene önce bütün köyün fosseptiği akara verilmiş. Bütün köyün lağımını toplamışlar, gölün çıkışına vermişler. Böylelikle gölde hiç bakteri bulamıyoruz. Temiz gözüküyor ancak bu göl bu şekilde temiz kalacak mı? Şu anda bir sorun gözükmüyor gölde. Güzelliği burada zaten böyle göl bulmak çok zor.

Bu çalışmaların sonucunda halka ya da birilerine de eğitim veriyorsunuz değil mi?

Elbette, aynı zamanda eğitiyoruz. Biz orada aynı zamanda iklim değişiminin sucul sistemlere olan, ufacık bir alan bile olsa, etkisine bakıyoruz. 3 senelik bir çalışma ama diğer fosil örnekleriyle de karşılaştırdığınız zaman, ortaya 5 bin senelik, 3 bin senelik bir mazi çıkabiliyor. O göl 3 bin sene önce var mıydı? Hayır yoktu. O göl çok çok daha yeni bir göl ama bunu çıkartabiliyoruz. Çubuk'un bir diğer özelliği de; şu Çubuk'ta biz ağır metal bakıyoruz. Ağır metal dediğimiz bu araba egzozlarından çıkan veya herhangi bir şekilde havayla ya da suyla gelen şeylere bakıyoruz. Çubuk'ta öyle bir etki de söz konusu değil. Çubuk'un durumu iyi demiyorum ama kötü de değil.

Bu raporu hazırladıktan sonra kötü olan yerlerin düzeltilmesi ile ilgili merci neresi?

Biz TÜBİTAK'a bunun senenin sonunda raporunu vereceğiz En sonda diyeceğiz ki durum bu en azından bu durumda kalmalı. Bunun için de şunları yapmalısınız.

Kim yapacak?

TÜBİTAK'a biz bunu rapor halinde sunacağız. Bunun sonrasında da biz bunu çeşitli kongrelerde, konferanslarda ya da bilimsel dergilerde basacağız, yayınlayacağız.

Pratiğe nasıl dönüşecek bunlar?

Ben oradaki köylü vatandaşlara özellikle şunu söyledim kooperatif oluşturun dedim. Girişi mesela ücretli yapın dedim. Halk girişe para verdiği zaman oraya daha farklı bir gözle bakacak. Böylece köylü halk da oraya bir çöp kovası alıp koyabilecek. Oturacak tahta piknik yerleri alabilecek.

Turist çekiyor mu orası?

Yazın gayet iyi oluyor. Otobüsler birkaç sefer gidip geliyor. Orada zamanında Rüzgâr Gülü diye bir dizi çekilmiş. Birkaç bölüm çekilmiş sonra bırakılmış. O diziyle beraber kurulan yel değirmenleri hala duruyor. Tabi kimisi yıkık biraz ama hala duruyor. Diyorum ki kooperatif yaparsanız kendi ürünlerinizi de koyarsınız.

Gölde istifade edebilecekleri bir yer var mı?

Özel bir şey var, gölde şu anda sazan ve gümüş balığı var. Ama biraz uğraşırlarsa oraya kerevit balığı atabilirler ve kerevit çıkarabilirler oradan. Yeniçağa'da çıkan kereviti ta Edirne'den gelip alıyorlar. Demek istediğim bir takım şeyler yapabilirler. Potansiyeli kullanabilirler.

TÜBİTAK'a gönderdiğiniz raporun bilimsel olarak pratiğe dönüşmesi sizin yetkinizde değil anladığım kadarıyla.

Evet değil ama TÜBİTAK'ın da değil.

Kimin o zaman?

TÜBİTAK yapar ya da yapmaz ama biz gördüğümüzü, önerilerimizi sunuyoruz.

TÜBİTAK nereye gönderiyor bunu?

Hiçbir yere göndermiyor, rafa kaldırıyor. Ama şöyle sizin bir bilim insanı olarak sorumluluğunuz bu. Bilim insanının bunu yapması gerekiyor.

Kamu kurumlarından bu tezin, bu çalışmanın sonucunda çalışma yapacak, bunu takip eden bir kamu kurumu yok mu Türkiye'de?

Yok, herhangi bir kurum yok. Biz bir de değişik yerlerde öneriler getirebiliyoruz. Örneğin danışmanlıklarımız var. Diyelim ki İl Özel İdaresi orada bir çalışma yapacak. İl Özel İdaresi'nin yapması gereken şey ya bize başvuracak ya da TÜBİTAK'a başvurarak, bizim raporlarımızı alabilirler. Bir de bizim yaptığımız bilimsel çalışmalara TÜBİTAK son 5 senedir bir madde koydu. Ekonomik değeri nedir bu yapılan çalışmaların diye. Ama bilimsel çalışmalarda ekonomi öncelikli değil. Öncelikle yapıyı anlamak, onun biyolojik ve ekolojik özelliklerini ortaya çıkarmak lazım. Ondan sonra orayı bakın ekonomik olarak da şöyle kullanabilirsiniz deriz.

Sizin ürettiğiniz çalışmanın neticesinde burayı kurtarma maliyetini kim karşılayacak?

Onu biz yapamayız. Biz sadece tespit ederiz, sunarız. Anlaşmamıza göre TÜBİTAK diyor ki bu benim malım artık diyor.

Çevre Orman Bakanlığı nerede bu işte?

Hiçbir yerde yok. Ben Çubuk için İl Özel İdaresi'nden, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na, Çevre Bakanlığı'na, Orman Bakanlığı'na, Valiliğe yazışmalar neticesinde biz burada çalışacağız, haberiniz olsun diye izin mektupları gönderdim. Bizim alanımız değil orası dediler. Bir tek Tarım'dan şu geldi. Hocam bizde ilgileniyoruz, çalışmalarınızı takip ediyoruz, izin verirseniz bizden de bir arkadaş size katılsın dedi. Tamam dedik. Zamanlamalarımız bu, buyurun gelin. Hiçbir zaman gelmediler. Yani şimdi onları suçlayacak değilim belki ellerinde eleman yoktu. Böyle de kendi içinde çelişkisi olan bir durum. Biz ne yapıyoruz, diyelim gölde on bin metre küplük bir suyumuz var. Ben şunu diyebiliyorum, bak sen akıllı kullanırsan her sene bin metre küpünü tavuk çiftliğinde kullanabilirsin. Sünnet Gölü'nde bir senede 7 metre birden suyun derinliği değişiyor hiçbir doğal gölde olmayan bir şey. Çünkü doğallıktan çıkartılmış orası, önüne bendi koymuşlar koymuşlar yükseltmişler. Köprüyü biliyorsunuz, köprü buraya gelince suyun en yüksek zamanı korkuyorlar, kapakları açıyorlar. Kapakları açınca kaçıyor su, gidiyor. Ama su yükseliyor canlılar çoğalıyor. Su birden bire azalınca hayvan ya da bitki ne yapacağını şaşırıyor. Uyum sağlayamıyor, sonra ne oluyor? En az tür çeşitliliğini Sünnet Gölü'nde bulduk. Çünkü uyum sağlamasına izin bile verilmiyor. Bu kimin suçu, kimsenin suçu değil.Uygulamada böyle, baştan kim bu şekilde burayı böyle değiştirdiyse onun suçu. Benim elimde eski dergiler var bir tanesinde Sünnet Gölü'nün toplam alanı 400 metrekaredir, diyor. Şu anda mümkün değil 17 bin metre karelik bir alandan bahsediyoruz. Kaç katı büyük bir alan olmuş şu anda bu doğru mu bilemiyoruz. Bunu o sondalarla anlıyoruz. Ne zaman su buraya geldi anlıyoruz.

13.03.2010



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim