• BIST 107.371
  • Altın 142,824
  • Dolar 3,5412
  • Euro 4,1229
  • Bolu 22 °C
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 25 °C

KUR’AN HAKEM OLURSA

Hasan Dinç

  Başbakan siyasete girdiği günden beri diğer liderlerden farklı olarak dini jargonla İslâmi konulara girmeyi ve muhalif liderlere bu üslûpla sataşmayı çok denemekte ve bu yolu siyasi rant olarak kullanmaktadır. Geçtiğimiz haftaki gurup konuşmasında yine bu yolu denedi ve MHP’ye esti, gürledi. MHP’nin milliyetçilik anlayışını “ırkçılıkla” itham ettikten sonra “Irkçılık asabiyettir. Asabiyet şeytandandır” dedi. Konuyu biraz daha açarak “ Allah meleklere Âdem’e secde edin” dediğinde, şeytan secde etmedi. Çok kibirliydi “Ben ateşten Âdem topraktan yaratıldı. Ben ondan üstünüm” diyerek secde etmemekte direndi,işte ırkçılık böyle başladı. Dedi.

 Başbakanın bu konuşmasını Kur’an hükümleri içinde ele almak istiyorum. Önce ırk ayırımı ve ırkçılığın tarifi üzerinde duralım. Sosyolojik bir terim olarak ırk ayırımı sözlüklerde “Bireylerin, toplumsal kümelerin veya toplumların ırk özelliklerinden dolayı eşit olmayan işlemler karşısında bırakılmaları, ayrı tutulmaları, dışlanmaları, sınırlandırılmaları veya üstün tutulmaklarıdır” Irkçılık ise “İnsanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklere indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün olduğunu öne süren öğreti” ve ırkçı da “Bunu öne süren kişi” olarak tarif edilmektedir. Başbakanın asabiye olarak ifade ettiği kelime ise İbn-i Haldun’un sosyoloji ilmine armağanı Arapça bir terimdir. Asabiye Osmanlıca sözlükte “Akrabalık, yakınlık; yakınlık gayreti gütme, ziyade taraflılık” olarak tarif edilmektedir. Başbakanın bu sözü kullanmasını “Jargon” olarak niteledim. Jargon dilimize Fransızca’dan girmiş, “Dar bir çerçeveye özgü kullanılan dil” anlamına gelmektedir. Böyle olduğu içinde pek çok gazete ve köşe yazarı başbakanın bu kelimeyi Türkçe anlamıyla “Sinirlilik, asabi yapılı olma” şeklinde anlamış; okurlarına yanlış yorumlamalarla aktarmışlardır.

Peki, bu konuda İslâm Ne diyor? İlk dönem İslâm devletlerinde uygulama nasıl olmuştur? Kur’an-ı Kerim’de bu konudaki meşhur ayet şöyledir. “ Ey inananlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavim ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, ondan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat 13) Ayet nettir ve açıktır.  Bütün insanlar aynı ana ve babadan türemiştir. Hepsi birbiriyle kardeştir ve birbirlerine üstünlüğü yoktur. Ancak insanlar birbirleriyle tanışmaları, güzel ilişkiler kurmaları için kavim ve kabilelere ayrılmıştır. Allah yanında insanların ve kavimlerin üstünlüğü takva iledir. Yani emirlerini tutmak ve yasaklarına uymakla olur. İslâm şimdiye kadar birçoklarının söylediği gibi kavim ve millet varlığını reddeden bir din değil, aksine onların varlığını kabul eder. Kabul etmekle de kalmaz kavim ve kabilelerin varlığını “Dillerinin ve renklerinin ayrılığı Allah’ın ayetlerindendir” hükmünü getirmekle, onların varlığını Allah’ın varlığına delil sayar. Ancak konuyla ilgili olarak şu ayet de dikkatle incelenmeye değer. “Ey iman edenler, İçinizden her kim dininden dönerse, duysun. Allah onların yerine, kendisinin sevdiği, onların da kendisini seveceği, müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı başları dik, Allah yolunda savaşan, dil uzatanların kınamasından korkmayan bir kavim getirir. İşte o, Allah’ın bir lütfûdur ki, onu dilediğine verir. Allah ihsanı bol olan, her şeyi bilendir.”(Maide 54) Birde peygamberimizin şu hadisini yukarıdaki ayetlerle birlikte düşünelim. “Kişi kavmini sevmekle kınanamaz”

İslâm’ın ilk yıllarından günümüze yapılan uygulamalar ise farklılıklar göstermektedir. Hz. Osman zamanında devletin bütün üst kademelerine, komutanlıklara ve valiliklere kendi kabilesi olan Ümeyye (Emevi) oğullarından atamalar yapmış, bu yanlış uygulama çok büyük rahatsızlıklara ve tartışmalara sebep olmuştur. Daha sonraki dönemlerde bilhassa Emeviler ve Abbasiler zamanında bunlara ilâveten daha büyük huzursuzluk sebebi olan uygulamalar görülmeye başlanmıştır. Bilhassa yeni fetihlerle kazanılan topraklar İslâm Devletinin toplum yapısında değişiklikler oluşturmuş, topluma yeni etnik unsurlar ve kavimler katılmıştır. Müslüman Araplar bu yeni toplumların hepsine birden Mevali (köle) ya da Acem ( Arap olmayan, Arap’ın gayrisi) adını vermiş ve ikinci sınıf insan muamelesi yapmışlardır. Bu uygulama Arap iktidarların sonunu getirmiş, Türk iktidarların önünü açmıştır. Önce Selçuklular sonra da Osmanlılar bu sakîm ve İslâm dışı uygulamaya son vermişlerdir. Ancak daha önce uygulanan ve Araplar’a üstünlük sağlayan anlayışın tortuları günümüze kadar devam etmiştir. Meselâ günümüzde Türk Milliyetçiliğini haksız bir şekilde ırkçılıkla suçlayan kesimler, Arapları kavm-i necip (soylu kavim) olarak vasıflandırmaktan asla vazgeçmemişlerdir. Bu anlayış Türk maş’eri (vicdanı) tarafından kabul edilmemiş, İslâm’la kamufle edilen bu eşitsiz anlayış isyan uyandırmıştır. Bu isyanın ve hoşnutsuzluğun bir sonucu olarak  “ne Şam’ın şekeri, ne Arap’ın yüzü” sözü kültürümüze kazınmaz bir şekilde girmiştir. Bilhassa Arapların Birinci Cihan savaşı sırasında İngilizlerle işbirliği yaparak Türk askerlerini arkadan vurması ve çok acımasız davranması iki millet arasındaki İslâm kardeşliğine büyük darbe vurmuştur.

Yukarıdaki Kur’an ayetlerine göre kavimler ve kabileler vardır ve bu durum insanlığın hayrınadır. Allah isteseydi bütün insanları tek kavim olarak yaratır, tek dil ve renkte oluştururdu. Böyle olmadığına göre kavimler, diller ve renkler çeşitlenmiş, bugünkü var olan beşer topluluğu yaratılmıştır. Dillerin, renklerin, ırkların ve kısaca kavimlerin Allah katında birbirlerine üstünlükleri yoktur. Ancak daha sonraki ayette bildirildiği üzere Allah’ın sevdiği kavimler var ve Allahın sevme sebepleri de zikredilmiş. Bu sebepler müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı başı dik, Allah yolunda savaşan, dil uzatanların ve kendilerini kınayanların kınamalarından korkmayan kavimlerdir. Allah bu kavmi kavimler içerisinden alır ve din-i mübîni yaymakla görevlendirir. Bütün dünya ve İslâm tarihçileri ve Kur’an müfessirleri ittifakla tarihimizin incelenmesi sonucu Türk milletinin böyle bir görevle görevlendirilmiş olduğunu ifade etmişler, ayette geçen kavmin Türk’ler olduğunda birleşmişlerdir. Böyle bir durumda bir insanın mensup olduğu kavmi sevmesi ve ona bağlılık göstermesi başka kavimlere düşmanlık anlamına da gelmez ve tarihimiz incelendiğinde milletimiz yönettiği bütün kavimlerle bir sevgi halkası oluşturmuş, onlara hiçbir zaman farklı oldukları duygusunu uyandıracak davranışlarda bulunmamıştır. Cumhuriyet Türkiye’si bu geleneğini sürdürmüş, içindeki bütün farklı unsurları kendisine Allah’ın bir emaneti kabul etmiş, başkaldırıp isyan vaziyeti almadıkça tavrında bir değişikliğe gitmemiştir.

Başbakanın şeytanın tavrını kendisinin ateşten yaratılmış olması nedeniyle Âdem’den üstün görüp ona secde etmeyişini “ırkçılık” olarak algılaması ayetin anlamıyla uyuşmamaktadır. Ayette aynı unsurdan yaratılanların birbirinden üstün olamayacakları vurgulanmıştır. Yani yaratılışta maksat ve mahiyet farklılığı olan varlıkların birbirleriyle eşitliği düşünülemez. Meleklerle insanlar bir ve eşit değildir. O nedenle şeytanın Âdeme karşı tavrı ırkçılıkla izah edilemez. Bu tavır ve davranış bütün İslâm müfessirlerince “kibir ve gururla” izah edilmiş, öyle yorumlanmıştır. O nedenle “kibir ve gurura şeytanın mesleği” adını vermişler ve kınamışlardır.

Dinin siyasette bir argüman olarak kullanılması elbette doğru değildir. Bu konuda söylenenlerden hareketle Kur’an’ın hakemliği söz konusu ise, Sayın başbakan terazinin kaybeden kefesinde yerini alacaktır. Çünkü Kur’an başka ayetlerinde “Ey iman edenler, Yahudilerle Hıristiyanları dost edinmeyin! Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden her kim onlara yardaklık ederse, muhakkak o da onlardandır. Allah size zulmedenleri doğru yola çıkarmaz.” ( Maide 55), “ Onlar ki, müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar; onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Oysa izzet ve şeref tamamıyla Allah’a aittir” (Nisa 139) ve “İnananlar, inananları bırakıp da kâfirleri dost edinmesin. Her kim bunu yaparsa, Allah’tan ilişiği kesilmiş olur” ( Al-i İmran 28) gibi başbakanı ve yürüttüğü siyaseti yakından ilgilendiren ve yürekleri dağlayan hükümleri daha açık ve daha nettir.

29 Ocak 2013    

Bu yazı toplam 1163 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim