• BIST 1.808,79
  • Altın 702,32
  • Dolar 12.7091
  • Euro 14.3969
  • Bolu 10 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 10 °C

KUTSAL BEKLENTİLER

İlhami Candemir

Sayın okuyucular, Kutsal Kitap’ımızın pek çok Ayet’inde “hakkı teslim edin ,adaletle hükmedin” denilmektedir.İşte ben de bu Ayet’lerden esinlenerek-adaletten beklenenler anlamında- yazıma başlık olarak “ KUTSAL BEKLENTİLER” ibaresini tercih ettim. Bu başlıktan da anlaşılacağı gibi konumuz adalet, yani YARGI. Konuya  bir ata sözü ile girmek istiyorum; Ne İsa’ya yaranabildi ne Musa’ya . Görüldüğü gibi bu ata sözü sanki YARGI için söylenmiş, kimseye yaranamayan birisini ararsanız işte o  birisi “YARGI” dır. Durum böyle ama  onunla da olmuyor onsuz da olmuyor diyebiliriz.

Bilindiği gibi çekişmelerin(nizaların) çözümlendiği yer YARGIDIR.       Çekişmenin tarafları vardır. Bir taraf beyaz der diğer taraf siyah. Zaten iki taraf da siyah veya beyaz derse çekişme olmaz. Diyelim hakim kararını verdi, siyah dedi. Eeee beyaz olduğunu iddia eden taraf memnun mu, tabi ki değil. Tersini söyleyelim, hakim beyaz dedi, peki siyah olduğunu iddia eden taraf karardan memnun mu tabii ki değil.(İstisnalar hariç).Bu nedenle yargı her zaman  eleştirilerin  odağı olmuştur. Dün de öyle idi bu gün de öyle. Bu önsözden sonra yargının ÇATISINA, İŞLEYİŞİNE ve YARGISAL işlemlerine bir göz atalım; Yargı bütünsel bir mekanizmadır,  ÜÇ AYAKTAN  oluşur. Buna “ÜÇ AYAK” denilmesi çok anlamlı ve çok önemlidir. Burada murat edilen (arzu edilen) ayaklardan birisi kırılırsa (işlevini yitirirse) ÜÇ AYAĞIN yani YARGININ çökeceği anlatılmak isteniyor. Şimdi gelelim yargının bu  ÜÇ AYAĞINA; 1) Karar(yargıç-hakim) 2)İddia(savcı-müddei) 3) savunma(avukat-müdafi). Yukarıda “ne İsa”ya  yaranabildi  ne Musa’ya” demiştik. Şimdi bu ÜÇ AYAĞIN “Ne İsa’ya,ne Musa’ya yaranabilip yaranamama karnelerine- iddiadan,savunmadan söz ettiğimize göre-  CEZA HUKUKU ve CEZA DAVALARI ile sınırlı olmak üzere- bir bakalım.Savunmadan başlayalım;  Bu ayağa  SAVUNMA denilse de bu ayağın görevi  KÜMÜLATİFTİR.(İki görevin -iddia-savunma-bir arada olması durumu).Ama avukat iki görev için iki ücret değil tek ücret alır .Not/ Oturduğu makamın siyasi etkinliği sonucu 3-4-5-6 yerde görevli olup hepsinden ayrı ayrı ücret(maaş) alanların görevleri de kümülatiftir(!). Bunlara KÜMÜLATİF GÖREVLİLER diyebiliriz.Nerede kalmıştık?Avukatta.  Avukatın(savunmanın) görevi kümülatif dedik. Nedeni şu:  Savunma görevinin içinde İDDİA görevi de  vardır. Örneğin bir ceza davasında SANIĞIN avukatı salt SAVUNMA pozisyonundadır ve fakat  aynı davada MÜDAHİLİN  (olaydan zarar görenin )  avukatı ise  hem müvekkilinin hukukunu  SAVUNUR ve hem de sanığın  suçlu  olduğunu  İDDİA  ederek cezalandırılmasını talep eder. Ancak burada da avukatın ASLİ GÖREVİ müdahil olan müvekkilinin hak ve hukukunu SAVUNMAKTIR. Bu nedenle yargının bu ayağına SAVUNMA denilmektedir. Gelelim İsa-Musa durumuna yani avukatın yaranıp yaranamama durumuna;  Burada göze çarpan en önemli YARANAMAMA durumu şudur. Avukat davayı kazanırsa İYİDİR kaybederse KÖTÜDÜR.  ”Avukatım davamı sattı” diyen istisnai müvekkiller olduğu gibi bunun tersi istisnai müvekkiller de vardır ki insanlık timsalidirler. Hapis cezasına mahkum olunca avukatını teselli eden müvekkilleri de duymuşsumdur.  Ancak bu gel-gitler toplumu fazla rahatsız etmediğinden bu ayağı noktalayarak  gelelim yargının  diğer iki ayaktan birisi olan  KARAR ayağına; Karar ayağı  HAKİMDİR.(Yasalarda çoğu kez Hakim kelimesi kullanıldığı için yargıç demiyorum)  Ben  HAKİMİ aşçıya benzetirim, o,  gerek savunmanın ve gerekse iddia makamının yani bir anlamda  tedarikçilerin (kanıt-delil getirenler anlamında söylüyorum)getirdikleri malzemeye(delillere) göre yemek yapar.Tabi yemeğin tadında olması için sadece malzemenin kalitesi değil aşçının da (Hakimin de)yeteneğinin ,bilgisinin ve  hiç bir etki altında kalmayan sağlam bir  VİCDANININ olması gerekir. Nitekim Anayasa’nın 138. Maddesi bu hususu vurgulamaktadır.(Aşağıda detayına girilecektir.) Keza hakimler  kararlarını Türk Milleti” adına verirler. Savcıların iddianameleri ise KAMU adına düzenlenir. Yani demem o ki Hakim MİLLETİN hakimidir, savcı KAMUNUN yani devletin savcısıdır. (Yanlış anlaşılmasın İKTİDARIN(muktedirin) değil DEVLETİN savcısıdır). Hakimlere cumhuriyet hakimi denilmediğini, savcılara ise cumhuriyet savcısı denildiğini hatırlatmama bilmem gerek var mı? 2802 sayılı Hakimler Ve Savcılar Kanunu’nun 4.maddesinde   “ Hakimler mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre görev yaparlar denildikten sonra devamla hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz” denilmektedir. Görüldüğü gibi buradaki uyarılar ve yasaklar HÂKİMLERLE ilgilidir, SAVCILARDAN söz edilmemektedir. Nitekim şikayet dilekçeleri  HAKİME değil SAVCIYA verilir. Bu ayırım, yargılamanın sonuç belgesi olan KARARIN,  anayasanın 138.maddesinde belirtildiği gibi salt anayasaya,  kanuna ve hukuka uygun olarak VİCDANİ kanaate göre verilmesini sağlamaktır.  İşte burada da karşımıza avukatlık mesleğinde olduğu gibi ne “İsa’ya ne Musa’ya yaranamama  durumu karşımıza çıkmaktadır. Yani  hakimin verdiği karardan memnun olanlar da vardır, memnun olmayanlar da vardır.Ancak  bu MEMNUYETSİZLİK  tarihin hiç bir devrinde  bu günkü kadar olmamıştır .Bunun birinci nedeni hissettirilen SİYASİ  BASKIDIR. Hissettirilen dedim, bunu biraz açalım; “İbret-i müessire” denilen bir tabir vardır. Anlamı şudur, herkesin ibret alacağı bir ders. İktidarlar muktedir olur olmaz yargıyı kendi paraleline çekmek için” beğenmediği” bazı yargısal işlemleri yapanları  ya açığa alır,ya ihraç eder veya oraya buraya atayarak perişan eder.İşte yapılan bu  siyasi ameliyeler (işlemler) diğer yargı mensupları için “ibret-i müessire” ki  buna “Demokles’in kılıcı” da diyebiliriz  verilen kararlar  “memnuniyetsizliğin odağı” olur. Ancak burada Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim, bu memnuniyetsizlikte HAKİMLERİN rolü yok denecek kadar  AZDIR. Ne yazık ki YOKTUR diyemiyorum(Keşke diyebilseydim). Üzüntü ve kaygı ile izliyoruz, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan hâkimler olduğunu görüyoruz. Hatta –ne yazık ki-bunların iktidar tarafından ÖDÜLLENDİRİLDİKLERİNİ de görüyoruz. İşte bu nedenle YOKTUR diyemiyorum. Şimdi memnuniyetsizliğin diğer ayağına gelelim; Bunlar İDDİA MAKAMI ile o makamın değirmenine su taşıyanlardır. İddia makamı yargıyı HAREKETE GEÇİREN ayaktır. İddia makamı susarsa yargı da susar. İşte bu gün hukuka olan güvenin ortadan kalkmasının nedenlerinden birisi ve belki de en önemlisi budur. Ancak İddia makamının tedarikçilerini de(delil getirenleri de)unutmayalım. Bunlar kolluk güçleri(polis-jandarma vs), bilirkişiler( buna adli rapor düzenleyicilerini de katabiliriz),tanıklar ve özellikle  son yıllarda karşımıza çıkan “gizli tanıklar” dır. Kumpas davalarında bunların nasıl bir rol üstlendiklerini, savcılara bavullar dolusu sahte belge getirdiklerini görmedik mi? Gördük.  Uygar ülkelerde iddia makamının emrinde “adli kolluk” vardır. Bizde halen böyle bir durum söz konusu olmadığından kolluk gücü İç İşleri Bakanlığı’na bağlıdırlar yani siyasetin emrindedirler. İşte bu nedenle yargıyı harekete geçiren iddia makamı(soruşturmayı açan iddia makamı) bu tedarikçilerin getirdikleri kanıtlar ne kadar gerçekçi ise iddianame o kadar ADİL olur, yok eğer tedarikçilerin getirdikleri deliller ne kadar gerçek dışı olursa iddianame de o kadar gerçeklikten uzak olur ki adaletin yara almasının nedenlerinden birisi de  bu durumdur. Bu nedenlerle yukarıda da değinildiği gibi Hâkimler önlerine getirilen malzeme ile yemek yapmak durumunda olduklarından gerçeği yansıtmayan kararlar verebiliyorlar. Yani hâkimin önüne getirilen mantar zehirli ise yapılan yemek(karar) de zehirli oluyor ve milleti zehirliyor. İşte bu günkü durum budur. Not/Açıklama; zehirli mantardan kastım tanıkların yalan beyanları, bilirkişinin gerçek dışı raporu vs. gibi gerçek dışı delillerdir.

Adalet herkes için lazımdır. Bu nedenle kararların ADİL olması dileği ile. Hoşça kalın.

Bu yazı toplam 452 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim