• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Bolu 30 °C
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 29 °C

LAFONTAİN VE BİR FRANSIZ MASALI

Hasan Dinç

  Milletlerin geçmiş zamanlarda oluşmuş başta destanları, masalları, menkıbeleri ve anonim şiir ve türküleri olmak üzere sözlü ve yazılı edebiyat ürünleri o milletlerin ahlaki (etik), kültürel, insani, ulusal ve inanç değerlerinin kısaca millet olarak milli karakterlerinin oluşmasında birinci derecede etken unsurlar olarak bilinmektedir. Bizim milli karakterimizin izlerini Ergenekon, Göç, Bozkurt destanlarında; Orta Asya bozkırlarında ozanların kopuzlarında inleyen deyişlerinde, Orhun abidelerinde taşa kazılan Bilge ve Gül tekin Kağanın dilinden dökülen ölümsüz hitabelerinde; Saltık Buğra menkıbelerinde; Keloğlan masallarında; Dede Korkut hikâyelerinde; Ahmet Yesevi hikmetlerinde; Hacı Bektaşi Veli velâyetnamesinde, Yunus Emre, Mevlana, Karacaoğlan, Köroğlu, Gevheri ve Âşık Veysel’in ölümsüz şiirlerinde bulabilirsiniz.

   Fransız halkının milli karakterinin de elbette izlerini Fransız edebiyatının ilk dönem ürünlerinde çok renkli bir şekilde takip etmek mümkündür. Bu ürünlerden en önemlisi şüphesiz orta dönem Fransız edebiyatçısı LAFONTAİN (Lafonten) dir. Lafontain Hint filozofu BEYDEBA’nın KELİLE VE DİMNE ve Yunan filozofu AİSOPOS’un AİSOPOS’TAN MASALLAR’INDAN yaptığı uyarlamalarla LAFONTAİN MASALLARI’NI yazmış, Fransız Milli karakterini bütün özellikleriyle ortaya koymuştur.

   Dilimize Orhan Veli Kanık ve Adil Hanlı tarafından çok başarılı ve manzum bir şekilde kazandırılan bu masallardan biri ortaokul Türkçe ve lise Edebiyat kitaplarımıza örnek metin olarak alınmıştır. KARGA İLE TİLKİ masalı günümüz TÜRK- FRANSIZ münasebetlerine de ışık tutabileceği inancıyla üzerinde durmak istiyorum.

   KARGA İLE TİLKİ

   Bir dala konmuştu karga cenapları;

   Ağzında bir parça peynir vardı.

  Sayın tilki kokuyu almış olmalı;

  Ona nağme yapmaya başladı.

    “Oooo! Karga cenapları, merhaba!

   Ne kadar güzelsiniz; ne kadar şirinsiniz!

   Gözüm kör olsun yalanım varsa,

   Tüyleriniz gibiyse sesiniz

   Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın.”

   Keyfinden aklı başından gitti Bay Karganın;

   Göstermek için güzel sesini

   Açınca ağzından düşürdü nevalesini.

   Tilki onu kapıp dedi ki: “Efendiciğim,

   Size küçük bir ders vereceğim;

   Alıklar olmasa iş kalmaz açıkgözlere;

   Böyle bir ders de değer sanırım bir peynire

   Karga şaşkın, mahcup, biraz da geç ama,

   Yemin etti gayri faka basmayacağına.

    Çev.: Âdil Hanlı

   Manzum masal bu kadardır. Bu hikâyede genelde Batılı toplumların özelde ise Fransızların karakteristik özelliklerinden iki önemli çizgi hemen kendisini göstermektedir. Birisi başkalarını kandırmak ve hileyle elindekileri almaktır. İkincisi ise helal ve haram duygusunun bu karakterde bulunmayışıdır. Bu hikâyedeki rol dağılımı ise tilki batılı toplumları ve Fransızları temsil etmekte, karga ise doğulu toplumlara ve Türklere düşmektedir. Kandırmak ve ele geçirmek hususunda hiçbir ahlâki değer gözetmeyen bu karakter özelliği, batılı toplumların tarih içinde doğulu toplumlara üstünlük sağladıkları en büyük silahları olmuştur.

   Günümüz milletler, devletler ve medeniyetler mücadelesi aslında değerler mücadelesidir. Milletler ve medeniyetlerin başarısı temsil ettikleri değerlerin üstünlüğüne ve insanlık değeri seviyesine yükselmesine bağlıdır. Bir kısım emperyalist güçlerin yayılmacı politikalarına demokrasi, insan hakları, bağımsızlık, eşitlik, barış ve adalet kılıfları geçirmesi boşuna değildir. Başta ABD, İngiliz ve Fransa olmak üzere batılı egemen güçlerin Türkiye münasebetlerine ve Fransa ile geldiğimiz son problemli noktaya biraz da bu açıdan yaklaşmak gereğine inanmaktayım.

   Cumhurbaşkanımızın, başbakanımızın ve ilgili devlet adamlarımızın ağızlarında son yıllarda her yönden bölgenin büyük gücü olduğumuz ve dünya politikasında söz sahibi olduğumuz gibi insana keyif veren bir söz sıkça dile getirilmektedir. Bu bize Genişletilmiş Ortadoğu Eş Başkanlığı, Medeniyetler ittifakı eş başkanlığı gibi sıfatlarla batılı devletlerin sırtımızı sıvazlaması yoluyla intikal etmiş yapay bir politikanın sonucudur.  Bu politika Orta Doğu coğrafyasında enerji kaynaklarını ve yer altı zenginliklerini ele geçirmek isteyen batılı emperyalist güçlerin bizi karga yerine koyarak “Ormanların sultanı” olduğumuza inandırmayı amaçlayan kurnaz tilki çabasıdır. Bunun sonucu olarak YENİ OSMANLICILK adı altında hayali bir politikanın teşebbüslerine bile şahit olmaktayız. Zaman, zaman lüzumsuz bir şekilde komşularımızın işine karışmak hatta “Suriye bizim iç meselemizdir” diyecek derecede gerçeklerden uzak ve “Bıçak kemiğe dayandı” diyecek derecede savaş heveslisi görüntü vermekteyiz.

    Geçtiğimiz hafta Fransız parlamentosunda Türkiye ile ilgili önemli bir karar alındı. Sözde Ermeni soy kırımını inkâr edenlere mahkûmiyet ve para cezası öngören yasa kanunlaştı. Kendilerinin büyüklüğüne inandırılmış olanlar başta Sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve ilgili diğer devletlilerimiz olmak üzere hiç beklemedikleri bu sonuca isyan edercesine konuşmalar yaptılar. Öyle ya! Bizim gibi bir büyük (!) devlete bu muamele nasıl yapılabilirdi?  Cumhurbaşkanımızın telefonuna cevap vermemelerden tutun da Sarkozy’nin meseleyi babasından ve de dedesinden öğrenmesi tavsiyelerine kadar her türlü sözler söylenildi.

   Sayın Cumhurbaşkanımız “Savaş halinde bile cumhurbaşkanları birbirleriyle konuşabilmeleri gerektiğini” söyleyerek Fransız cumhurbaşkanını kınadı. Ancak bu yaşadığımız yakın siyasi tarihimiz için bir ilk değildi. 1 Mart tezkeresi meclisimizden geri çevrildiğinde intikam peşinde koşan ABD Irak’ta konuşlu Türk birliğini basarak on bir askerimizi kaçırarak başına çuval geçirdiğinde de ABD’nin bütün telefonları meşgul çalmış, üç gün boyunca Türk yetkililer sorumlu bir Amerikalıya ulaşamamışlardı. O günlerde Dış İşleri Bakanı olan Sayın Cumhurbaşkanı gazetecilerin “Bundan dolayı Amerika özür diledi mi” diye sorduklarında “Büyük devletler özür dilemez “ diye cevap vermişti. Son meselede Fransız Cumhurbaşkanı dünyada sadece ABD büyük değil, ben de büyüğüm diye bir hatırlatma yapmışsa bundan bu derece alınmanın bir anlamı olmasa gerektir.

   Bu konuşmalara Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin “Biz kimseye ders vermiyoruz. Kimseden de ders almak istemiyoruz” sözleri tam gerçeği yansıtmamaktadır. Aslında Türk yetkililerin kendisine yönelik konuşmalarını ders vermek şeklinde anladığı için “Kimseden ders almak istemiyoruz” diyerek cevaplandırmış ise de, gerçekte yaptığı tam bir ders vermedir. Hani tilkinin peynirini kaptıktan sonra kargaya dönerek “ Efendiciğim, size küçük bir ders vereceğim; alıklar olmasa iş kalmaz açıkgözlere; böyle bir ders de değer bir peynire.” demesinden farkı yoktur. Türkiye’ye bölgesel güç olmadığını ikaz etmek için “Ermeni soy kırımı meselesi” önemli bir fırsat olmuştur.

   Bu olay üzerine bazı Fransız politikacıların Sarkozy’i kınayan ve “zamansız” bir girişim olarak niteleyen sözlerini Türk basınının öne çıkarmasını ve Fransız kamuoyunun kararın arkasında olmadığına dair delil gibi göstermesini de doğru bir değerlendirme olarak görmüyorum. Onlar “Kararın yanlışlığını” değil “ “zamansızlığını” ifade etmektedirler. Yani Fransa’nın Türkiye’ye yaptırması gereken Suriye konusu varken konunun bu kadar önceye alınmasının doğru olmadığını söylemektedirler. Mesele bundan ibarettir. Zaten bizim devletlilerimiz Mısır ve Libya’da mikrofonla halka hitap edip meydanları şenlendirirken, İngiltere ve Fransa petrol anlaşmaları yaparak gerçek “peyniri” kapma mücadelesini kazandıklarını göstermediler mi?

   Acaba biz bir daha“faka basmayacağımıza” ne zaman yemin edeceğiz.

   NOT: Bu haftaki yazımı birçok dostuma söylediğim gibi milletvekilimiz Sayın Tanju Özcan’a tahsis edecektim. Onun hareketli temsil çalışmalarını ve bilhassa bütçe görüşmelerinde gösterdiği performansı değerlendirecektim. Kısaca Bolu yıllardır aradığı vekile kavuştu diyecektim. Ama lafı ağzıma tıkadı. Emekli milletvekili maaşlarının artırılması konusunda CHP adına imza koyması, hakkındaki bütün olumlu kanaatlerimi silip süpürdü. Onun için yazı gündemimden düştü. Kendisine bu tür hataları bir daha yapmamasını diler saygılar sunarım.

27.12.2011


Bu yazı toplam 1244 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim