• BIST 98.398
  • Altın 234,102
  • Dolar 6,0948
  • Euro 7,1545
  • Bolu 11 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 14 °C

Leb-i Derya Muhabbet

Leb-i Derya Muhabbet

Leb-i Derya Muhabbet'in ilk konuğu, İl Özel İdare Sekreteri Tahsin Akduman. Evlerine konuk oldum ve bir sabah kahvaltısında uzun uzun konuştuk. Sağ olsun Mahmure Hanım, geleceğim diye çeşit çeşit börekler çörekler hazırlamış. Tahsin Bey'in oğlu Ahmet evdeydi, ama kızı İstanbul'da öğretmenlik yaptığı için görüşemedik. Röportajımızdan büyük keyif alacağınızı umuyoruz.

RÖPORTAJ: DERYA ÖZTÜRK

Üçümüze Sevim Hoca “üç profesörler” derdi

Çocukluğu köyde geçmiş Tahsin Akduman'ın. Zekalarından ötürü üç arkadaşına öğretmenleri “üç profesörler” adını takmış. 1975-1980 yılları arasında üniversiteyi okuyan Tahsin Bey, militan olmasa da “kalabalık” olsun diye katıldığı eylemler olmuş ve Mahmure Hanım'ı görüp “aşık olması” ile evliliğe adım atmış ve yıllar yılları kovalamış. Tahsin Bey bu yerlere gelmek için gerçekten çok çalışmış.

Öncelikle nerede doğdunuz, çocukluğunuz nasıl geçti, nasıl bir aileniz vardı, çocukluk hayalleriniz nelerdi bunlardan bahsedelim istiyorum…

Burada Dodurga köyü var, şimdi mahalle oldu. Orada doğdum. Daha doğrusu annemden öğrenemedim köyde mi doğdum, hastanede mi doğdum. Belki de evde doğdum tam bilemiyorum. Benden üç gün önce de muhtarın torunu doğmuş. Bizi nüfusa iki ay sonra yazdırmışlar. Ağustos'un 20'si gibi doğmuşum. Kasım'ın 5'inde muhtarın torunuyla aynı güne yazdırmışlar. Muhtarın torunu da Hakkı Özakyol. Allah rahmet eylesin geçenlerde vefat etti. O zamanlar şimdi E–5 dediğimiz kısmın üst kısmında hiç ev yok. Oradan tek başımıza gelemezdik bile. Köy 28 haneydi, şu anda birleşti. Yakında Sarıcılar Köyü vardı. Orada okula başladık. Kasım'da doğduk diye kayıt etmediler bizi. Köylü çocuklarıyla beraber kayıtsız okula gidip geliyorduk. Oraya bir sene kayıtsız gittik. Bir sene daha 1. sınıfı burada okudum.

2 kere mi okudunuz birinci sınıfı?

Evet. Hatta şöyle bir olay olmuş buraya şehre kaydettirmişler beni. Ama Kasım doğumlu olduğum için şehre de almadılar. Orada ikinci sınıfı da okuyunca 3. sınıfta buraya kayıt oldum. Burada kendi evimiz vardı. Yazları köye gidip geliyorum iyi havalarda, kışları da buraya gelip kalıyorum bizim büyüklerle. O zaman burası iki katlı bir bina idi, altında dükkânlar vardı üzerinde de otel vardı. Otel işletiyordu babam, aynı zamanda köydeki ziraat işlerini de hallediyordu. Tarlalar falan var onları ekip biçiyordu. Hayvanlarımız, tavuklarımız vardı, çocukluğumuz onlarla geçti. Tabi o zamanın şartları şimdiki gibi değildi. Her şey el emeğiyle, hayvanlarla, öküzlerle sürdürülüyor. Yaylacılık var. Anne babam tarlayla uğraşıyor. Babam gündüz orada çalışıyordu, gece gelip otelde görevlilerin başında duruyordu. Ben de okuldan çıkınca buraya gelirdim, burada kalırdım veya köye giderdim. Gidiş gelişlerde böyle araç yok, yürüyerek giderdik. Ben biraz daha büyüyünce babamın bisikletiyle gidip gelmeye başladım. Kışın buraya ortaokul veya lise 1'de gidip gelirken hep o bisikleti kullandım.

Nasıl bir çocuktunuz, yaramaz mıydınız? Yoksa akıllı uslu bir çocuk muydunuz?

Valla onu anneme sormak lazım. (Tahsin Bey kahkahayı patlatıyor burada) Buraya geldiğimizde köy okulundan şehir okuluna gelmiş oldum. Bu birdenbire çok değişik bir ortam oluyor. Bir sınıfa verdiler bizi o sınıfta hocam Sevim Tüzün'dü. Hala yaşıyor. Çok iyi bir hocaydı. Hani derler ya temeli sağlam olsun diye, benim bu hale gelmem Sevim Tüzün sayesinde oldu. Sevim Hocamı gördüğüm zaman hemen elini öperim, saygım vardır her zaman. Bazen arar beni hep basından takip eder. Biz o zaman üç arkadaştık. Üçümüze Sevim Hoca üç profesörler derdi. Şimdi bir tanesi kimya mühendisi oldu, bir tanesi de subay oldu. Geçenlerde toplandık ordu evinde bize bir yemek verdi.

Facebook'ta falan görüşüyor musunuz?

Facebook'ta ilkokul arkadaşlarımdan kimse yok. Ama arkadaşlarım iki yüzün üzerine çıktı. İlkokulda bize “üç profesörler” diye bir ad takılmıştı. İlkokul 5'e kadar bu devam etti. Ortaokulda ayrıldık. Oradaki aldığımız eğitim, bizim bu şekilde kendimize olan güvenimizin artması, bizde üniversiteyi bitirene kadar etkili oldu.
O temel çok önemliydi. Benim hiç zayıfım olmazdı, öyle bütünlemelere kalmazdım. Bütün hepsi pekiyiydi. Karnelerim hala durur. Epey oldu bakmıyorum. Üniversitede okurken bile hiç alttan dersim olmadı. Ailem ziraatla uğraşıyordu, ben yazları onlara yardımcı oluyordum. Hayvanların bakımı, tarlada çalışma, güz işleri olurdu. Onlara hep yardım ederdim. Şimdi kolay o işler, makineyle yapıyorsunuz bitiyor. Ben 70'lerde ormanda bile çalıştım, traktörümüz vardı.

O yazılanlar, söylenilenler benim ruhumu sızlatıyor bazen

Eşi Mahmure Hanım'la sohbet ediyoruz biraz da. Kendisi Büyükcami Mahallesi Muhtarı, 4 dönemdir yapıyor bu işi.

Siz nasıl tanıştınız Tahsin Beyle?

Evliliğimiz görücü usulü ile oldu.

Kaç yaşındaydınız?

Liseyi yeni bitirmiştim. 18 yaşındaydım. Sonra nasip işte büyüklerin tavsiyesiyle görüştük.

(Tahsin Bey araya giriyor ve sözü alıyor) Biz hanımla komşuyduk. Bu arada ben hanımı okuldan beri biliyordum. Beğenmişim demek ki. Anne ve babamı gönderdim, görüştüler.

Tahsin Bey nasıl bir eştir. Evde size yardım eder mi?
Çok yoğun olduğu için fazla yardım edecek vakti olmuyor. Ama eşim gerçekten çok sevecen ve hoşgörülü bir insandır. Manevi desteği her zaman büyüktür.

Böyle yoğun çalışması, geç gelmesine neden oluyordur. Siz keşke bu işi yapmasaydı, başka bir iş yapsaydı diyor musunuz?

Yok, öyle dediğim hiç olmadı. Bu hizmet gerçekten çok önemli, sonra sonra anlıyorsunuz bunun değerini. O kadar çok dua edenler oluyor ki. Bir işini yaptığı, bir yol gösterdiği insanlar hep takdir ederler. Biz de evde toparlamaya çalışıyoruz ayakta kalabilmesi için. O yazılanlar söylenilenler benim ruhumu sızlatıyor bazen. Onların hiçbirini hak etmiyor. Büyükcamii mahallesinin muhtarıyım. Benim dördüncü dönemim. 15 yıldır muhtarlık yapıyorum Büyükcami mahallesine.

Artık bir dahaki yerel seçimlere sizi belediye başkanı adayı olarak görebilir miyiz?

Yok yok. Her şeyin bir sınırı var, ben evimin hanımı olmak istiyorum.

Bu bina sizin mi?

Evet, babamın daha doğrusu dedem almış. Biz üç kardeşiz babamlarla beraber oturuyoruz.

Biraz da Tahsin Bey'in oğlu Ahmet'le görüşüyoruz. Üniversiteyi bitirmiş Ahmet, şimdi özel bir kurumda çalışıyor. Fransa'da kalmış bir süre.

Tahsin Bey nasıl bir babadır?

Gerçekten annemin de dediği gibi çok sabırlı bir insan. Herkes bir sanatçıyı, ünlü birilerini model alır, benim modelim de babamdır. Mühendislik mesleğini seçmemin nedeni de babamdır. Babamla biz çok vakit geçiririz.

Neler yaparsınız babanla?

Babamla bizim maceramız çok. Ben üniversite yıllarındayken çok gezdik. Babam iş sebebiyle geziyordu. Yanında beni de götürüyordu.

Balık tutmaya falan gider misiniz?

Balık tutma gibi değil de, bizim köyümüz var orada beraber bir şeyler yaparız. Hatta babam kaplıcaya gidecek olur hemen telefon eder, beraber gidelim diye. İşleri yoğun olunca gene arada bir sinemaya gidelim, yemeğe gidelim der. Genelde bir şey yapacaksak ailecek hep beraber yaparız.

Aile olarak en son nereye gittiniz?

Beraber Abant'a gittik. 15 tatildeydik. Bir de şu da çok önemli akşam babam geldiğinde yorgun ve sıkıntılı olduğu için akşamları herkesi rahat bırakır, herkes dinlenir. Ama sabahları şu var, ben gece 3'te bile yatsam mecbur sabah herkes kahvaltıda olacak. Ne olursa olsun en önemli öğünümüz kahvaltı.

Tahsin Bey, sanırım kendinize ait bahçeli bir eviniz varmış Dodurga'da?

Biz köylü çocuğu olduğumuz için, bizde tarlaya, bahçeye, ağaçlara, bitkilere bir sevgi var. Şimdi çocuklar da hanım da buna alıştılar. Hanım da şehirde yetişmiş, köy hayatını pek bilmiyor. Benim yanımda alıştılar şimdi benden daha çok seviyorlar. Köyde depremden sonra biz bir inşaata başladık, 10 senedir daha bitiremedik ama tuğlasını bile Ahmet'le ben ördük. Mühendis olduğumuz için bizde el becerisi de var. Hatta Ahmet Fransa'da okudu son sınıfı o gelince bitirdik birçok işini. Şimdi çatı bitti. Çok güzel yaptık. Alaaddin Yılmaz ve Hüseyin Özsoy'la beraber bir gün bir yere bakmaya gittik. Gelin dedim sizi bahçeye götüreyim. Gittik, bakın bakalım dedim çatı güzel olmuş mu? Ya çok güzel olmuş dediler malzeme de çok kaliteliymiş. İşçilik nasıl dedim. Çok güzel dedi. Ben yapabilir miyim bunu dedim? Yapamazsın nasıl yapacaksın dediler. Biz yaptık dedim inanamadılar.

Bir şeyler ekip biçiyor musunuz bahçede?

Bu işler dolayısıyla stresli oluyorum. Hem beden hem zihin yorgunluğu var tabi. Ben burada olursam bahçemize her gün gidiyoruz. Bayağı büyük bir bahçe 2500 metrekare. Bahçede zaten ağaç dikecek yer kalmadı her türlü meyve var kayısı, kiraz çeşitli erik ağaçları, enginar, frambuaz. Hep kendimiz yetiştiriyoruz bunları. Yazın bizim oraya bir ara bütün İl Müdürleri 45–50 kişi bahçede yemekler yiyorduk. Mesela Milli Eğitim Müdürünün ağaçta resmi var. Necip Çarıkcı'nın fotoğrafları var. 2–3 defa mısır dikiyoruz. Mısırları yapıp gelen gidenle yiyoruz. Bir iki mısır değil böyle bir kazanda kaynatıyoruz. En az elli tane kaynıyor. Hanımla kabak da yetiştiriyoruz bahçede biz. 30–40 tane kabak. Bazısı diyor getir satın alalım. Biz dağıtırız onu eşe dosta.

Tahsin Bey romantik biri midir, özel günlerde çiçek, özel hediyeler alır mı?

Alır.

14 Şubat Sevgililer Günü'nde ne aldı?

O zaman evde yoktu. Ama sürpriz yaptığı zamanlar olur. Almanya'ya gitmişti kendisi ben başta takılmıştım beni götürmüyor musun diye. Sonra bir gün aradı beni sende gelmek ister misin diye. O zaman da ablamın oğlunun düğünü vardı. Ben şimdi sayıyorum, bu hafta düğün var, kurban bayramı var akabinde de.

Dedim ki masrafımız çok ben gelmeyeyim. Tamam dedi telefonu kapattı. Sonra ben Ahmet'i aradım. Baban dedim beni de çağırıyor. İlk başta götürmemişti ama bak şimdi çağırıyor. Ama şimdi gidemeyeceğim diye anlatıyorum. Ahmet dedi ki anne sen ne diyorsun sen zaten gidiyorsun. (Ahmet yüzünde kocaman bir gülümseme ile) Babam biletini almıştı zaten.

Bir baktım ki bilet gelmiş ben güle oynaya gittim tabi. Çünkü hakikaten bu fırsat bir daha ele geçmez. Kendisi yaşadığı için bize de hep yaşatmaya çalışır.

ODTÜ'ye giriyordum ama o zamanlar orada anarşi vardı, gitmedim

 Üniversitede hangi bölümü okudunuz?

Ankara'da Makine Mühendisliği okudum. Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi'nde master yaptım. Onun da bir macerası var anlatayım. Ben ortaokulu bitirince liseye kayıt oldum, fakat bir an önce bitireyim, aileme yardımcı olayım diye düşünüyorum. O dönemde üniversiteyi düşünmeniz de bir şey, çünkü iş çok hem köyde var, hem otelde var.

Ben zaten diyorum bir an önce bitireyim aileme yardımcı olayım. Kendimce böyle düşünüyordum ama öyle düşünmemem lazımmış. Liseye kayıt oldum. Bana yol gösterecek kimse de yok, ailemde öyle okuyan da yok. Üniversiteli var ama uzakta, bana şöyle yap böyle yap diyecek kimse yok. Kendi kendinize karar vermek durumundasınız. Babama soruyorum nasıl istersen öyle yap diyor. Ama bir şeye karar vermek lazım. Bunun üstüne ben kısa yoldan okulu bitireyim bir mesleğe atılayım diye kaydımı aldım. Liseden sanat okuluna o zaman imtihanla alıyorlardı. Endüstri Meslek Lisesi değildi o zamanlar, sanat okuluydu. Sınava girdim bir baktım, herkesi geçmişim birinci kazanmışım okulu. 1971-72'lerde oluyor bunlar. Birinci sınıfta benim bütün derslerim on on. Beni teknik liseye gönderdiler. Lise sınavla alıyordu. Bana derslerin iyi sen imtihansız gideceksin, dediler. Bir sene burada okuduktan sonra imtihansız olarak Eskişehir'e gittim. Biz orada okurken teknik lise oldu. Teknik liseler dört yıllıktı. 3 senenin sonunda Endüstri Meslek Lisesi diploması aldım, onunla imtihana girdim. Benim bölümüm tesviye bölümüydü.

Yurtta kaldınız değil mi orada?

Tabi yurtta kaldım. Eskişehir'de 2 sene kaldım, bir sene de burada üç yıl. Üniversite için girdiğim imtihanda başa tıplar falan da yazmıştım ama hayalim makine mühendisliğiydi. Ben ilk tercihim olan Ankara'ya girdim. ODTÜ'ye de giriyoruz ama o zaman orada okumaya korkuyoruz. Oralarda anarşi var. Yoksa ODTÜ Makineye de giriyordu benim puanım.

Uzak durmak mı istediniz olaylardan?

Bizim okuduğumuz dönem en kritik dönemdi. Şimdi üniversitede okumanın hiçbir zorluğu yok.

O dönem herhangi bir hareketin içinde hiç bulunmadınız mı?

Bulunmamanız mümkün değil. 75'le 80 arası okudum. Ben sağ grupların içindeydim.

Katıldınız mı eylemlere?

Eylem derken mesela bir grup kalkıyor gece Ulus'a gidip yazı yazıyor, afiş asıyorlardı. Bizim yaptığımız da buydu, yanlarında bulunduk. Bu grupların arasında silahlı olanlar da vardı. Polis gelirdi, herkes dağılır giderdi.

Duvara yazı yazdınız mı hiç?

Yazı yazan vardı. Ama ben bizzat yazmadım.

Gözcülük mü yapıyordunuz daha çok?

Kalabalık yapıyordum. O dönem öyleydi. On on beş kişi öldü her iki taraftan da. Mesela Hacettepe'ye gitmiştik grup toplanmıştı. Sık sık böyle yürüyüşler oluyordu.

Ankara'da nerede kaldınız?

Ben evde kaldım arkadaş gruplarıyla. Ankara'da yurtlarda kaldım, evlerde kaldım. Akraba yanında kaldım. O kadar çok yerde kaldım ki. Okula gitmeden önce kafelerde toplanırdık. Okula giderken herkes toplanır bir yerde topluca gidilir, topluca dönülürdü. İyi bir şey değildi. O dönem çok zor günler atlattık.

Peki, özel bir anınız var mı, üniversite yıllarınıza ait sizi çok derinden etkileyen?

Bir ara olaylar çok şiddetlendi. Her grup farklı bir tarafta oturuyor, aramızda da polis oturuyor. Öyle zamanlar oluyordu ki, hoca arkasını döndüğü anda birbirlerine giriyorlardı. Çoğu insan bu stresten okulu bıraktı, çoğu ilaç kullanıyordu. Şimdi bir gün gene ders yapılıyor. Dışarıdan güm diye bir ses geldi. Korktuk bomba mı patladı, diye. Kaçışmaya başladık. Sonra öğrendik ki tuvalette kapı düşmüş yere.

Dağ, bayır, ormanlar da dahil ayak basmadığımız yer kalmadı

Peki, emekli olunca ne yapmayı düşünüyorsunuz? Var mı kafanızda bir plan?

Emekliliğim doldu tabiî ki. Benim bir iki tane, daha evvelden yapmak istediğim şeyler var. Bunlar Bolu'nun geleceğini aşacak şeyler. Sarıalan projesi var. Bu projeyi başlatmak istiyorum. Bürokrasiyi yenmek, çok zor ve uğraştırıcı. Bürokratik engellerle uğraşıyorum. Abant'ın bitmesini istiyorum. Bunlar gerçekleştirdikten sonra emekli olmayı düşünüyorum.

O zaman bir 5 yıl daha diyorsunuz?

5 yıl falan sürmez herhalde. Ben yine boş durmam bir çevremiz var, bir şeyler bulur uğraşırım. Sarıalan projesi benim için çok önemli, bence Sarıalan bir Abant kadar önemli ve değerli bir yer. Buralar için, Sarıalan Göleti için on beş yirmi yıldır uğraşıyoruz. Şu ana kadar yapılamadı. Benim memuriyet hayatımda 30 sene bitti. 25 yıla yakını Bolu'da geçti. Burada fiili olarak hizmetlerin içinde geçti. Dağ, bayır, ormanlar da dâhil ayak basmadığımız yer kalmadı.

Bu 25 yıllık süre içinde sizin en değer verdiğiniz proje Taşkesti, Sarıalan projeleri diyebilir miyiz?

Tabi köy alt yapılarında sayısız iş yaptık, küçük küçük, bunlar yoldur kanalizasyondur. Örneğin ben göreve geldiğimde gölet sayısı 32 idi. Şu anda 110. Tabi bunların yanında en önemli projemiz Taşkesti Projesiydi. Onun için 5 yıldır uğraşıyoruz. Şu anda inşaat bitti. Gölün yarıya yakını da doldu. Bundan sonra da orada başka projeler geliştirilecek tabii. Ama önemli olan temel olarak göletin yapılmasıydı.

Yani bu iki proje biterse içim rahat bir şekilde emekli olabilirim mi diyorsunuz?

Tabii.

01.03.2010



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Öznur, 2 gün boyunca yaşadıklarını anlattı26 Eylül 2018 Çarşamba 14:56
  • Hasan Dinç’in yeni kitabı çıktı26 Eylül 2018 Çarşamba 12:46
  • E- reçetede birinci Bolu26 Eylül 2018 Çarşamba 12:44
  • Tırın dorsesi yandı26 Eylül 2018 Çarşamba 12:42
  • Furmaz ve Yıldırım ailelerinin mutlu günü26 Eylül 2018 Çarşamba 12:00
  • Avukat Özarslan Son Yolculuğuna Uğurlandı26 Eylül 2018 Çarşamba 10:55
  • 19 derece birden düştü26 Eylül 2018 Çarşamba 00:16
  • Milyonları ilgilendiriyor26 Eylül 2018 Çarşamba 00:09
  • TRSM 10 yaşında26 Eylül 2018 Çarşamba 00:07
  • Mantar sezonu açıldı26 Eylül 2018 Çarşamba 00:05
  • Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim