• BIST 1.488
  • Altın 418,553
  • Dolar 7,3773
  • Euro 8,9641
  • Bolu -1 °C
  • İstanbul 3 °C
  • Ankara -2 °C

MAĞDURUZ

İlhami Candemir

                                               

          Sayın okuyucular, hani “kimseye etmem şikayet  ağlarım ben halime” dizeleri ile başlayan bir şarkı sözü var ya işte şimdi ben 84 yaş üstü ihtiyar bir delikanlı! olarak   bu şarkı sözünü kendime uyarlayıp tekrarlıyorum; Kimseye etmem şikayet ağlarım halime”.Peki neden hem şikayet etmiyorsun hem   ağlıyorsun diyebilirsiniz? Haklısınız- okuyucularla diyaloğu severim,bu nedenle cevaplandırmaya çalışayım;

          Sayın okuyucular , benim derdim bu covit 19 virüsü.Bu kör olası virüs nedeniyle devlet tarafından birçok önlemler alınıyor,kısıtlamalar getiriliyor. Hayatı olumsuz etkileyen bu önlem ve kısıtlamalar tabii ki mücbir sebep(virüsten halkı korumak) noktasında alındığı için ŞİKAYET etme hakkım yok. Ama tüm bu önlemler ve kısıtlamalar alınırken biz yaşlılar sadece yiyip-içen  canlılar  gibi görülüyoruz. Bu durum da beraberinde pek çok sıkıntıyı getiriyor.   İşte ben de  bana ve hatta yaşlılara yansıyan bu sıkıntıları ve mağduriyetleri  (ağlamadan )dile getirip  öne çıkarmaya çalışacağım.  Onların(yaşlıların) malları mülkleri yok mudur, hayatlarını idame ettirebilmek için devlete ödenmesi gereken vergileri,harçları yok mudur,gerek özelde ve gerekse resmiyette alım-satımları yok mudur, tabii ki vardır ve hatta özellikle vardır,kişi  ahir zamanında rahat edebilmesi için yaptığı tasarruflarla bir çok mal- mülk edinmiştir ve hatta  bunun böyle olması gençlere nazaran daha bir mantıklıdır.  Genelde –istisnalar bir tarafa- 25 yaşındaki bir delikanlının malı mülkü mü çoktur, yoksa 60 yaşındaki  bir kişinin mi malı mülkü çoktur ? Tabii ki yaşlının malı-mülkü çoktur, düz mantık bunu gerektirir. İşte önlem ve kısıtlamalar alınırken bu hususlar hiç nazara alınmamaktadır. Tüm bu gereksinimleri ve yapılacak işleri virüs öncesi bizzat gidip yapabiliyorduk. Şimdi ise hem bu virüsten dolayı alınan önlem ve  kısıtlamalar  nedeniyle ve hem de bilişim teknolojisinin ortaya çıkardığı zorluklar nedeniyle ellerimiz ayaklarımız bağlandı. Bizler gençler gibi bu bilişim teknolojisini rahat kullanamıyoruz. Hal böyle iken bizlere tanınan 3 saatlik izin yetmiyor.Zaten bunun bir saati öğle tatiline denk geldiği için hiç yetmiyor.  Hangi resmi kumuma giderseniz gidin kuyruk. Hal böyle olunca hiç mi hiç yetmiyor. Bilişim teknolojisini yeteri kadar kullanamadığımızı belirtmiştim. Belki alınganlık gösterenler olur diye bu hususu –aczimi deklare etmek pahasına da olsa- kendimi örnek göstererek izah etmek istiyorum;   Benim bu bilişim teknolojisi ile aram çok iyi sayılmaz. Bu  nedenle  uzun zamanadır küçük bir Nokia cep telefonu ile iletişimlerimi sağlıyordum.  O küçük Nokia ile pek çok işlemimi dahi yapamıyordum ama  kısıtlamalar olmadan önce  her gün dışarıya çıkabildiğimden  ilgili muhataplarıma bizzat giderek işlerimi  yapabiliyordum. Kısıtlamalar başlayınca  muhataplarım olan  gerçek ve  tüzel kişiler virüse karşı, ya devletin istediği gibi veya kendi  arzuları doğrultusunda önlemler aldıklarından bazı işlerimi cep telefonu ile yapma zorunluluğu doğdu.  Bu kez şeytana uydum, çok yönlü hizmete uygun  bir başka  telefon aldım. Öğrenmek için karıştırırken onun da benim de kafamız karıştı, bozuldu. Fabrika ayarına  getirme operasyonuna tabi tuttular, neyse aklı başına geldi ama gel velakin aramız bir türlü düzelmiyor. O  iş yapacak ama bende iş yok.Yaş 84, biraz da olsa elim titriyor, a ya  basacakken y ye basıyorum. Hal böyle olunca onunla yapmam gereken iş ve işlemlerin çoğunu yapamıyorum.  Bu nedenle elim-kolum bağlı kalıyor. Para göndereceğim gönderemiyorum, vergi yatıracağım yatıramıyorum, cep tlf, ev tlf, digitürk, internet, elektrik,doğalgaz  gibi ödemeler için bankaya talimat verdim ama kalan işlerimi yapamıyorum.  Örneğin bu gün Tapu Kadastro Müdürlüğünde işlerim vardı. Bu işlerimi  kısıtlamalar nedeniyle saat 10 ila 12 arasında bitirmeliydim.( 12-13 .30  arası tatil) Tapu Kadastronun kapısı kapalı,sanki  kapı duvar. Kapı  otomatikmiş  ama başında dikildim  açılmadı, açıl susam açıl dedim!  yine açılmadı, camlarda birkaç uyarı yazısı var, Hes kodu olacakmış, başkalarının alıverdiği Hes kodum var ama onun  numarasının veya TC.numarasının son dört rakamı,  kapıda yazılı rakamlarla örtüşecekmiş(galiba 2025 idi ) Milli piyango çekiliş listesinden amorti arar gibi hem hes koduma ve hem de TC.numarama baktım o rakamlar yok.Sanıyorum  o rakamlar tutsa kapı açılıp içeriye girebilecekmişim. Biraz abartmış olabilirim ama işin özü bu. Hadi diyelim bin-bir güçlükle girdik, içeride alacağımız olası cevap, “ bu işlemlerinizi internet kanalı ile yapacaksınız “ olacak. Bu nedenle hiç olmazsa kısıtlamalar getirilirken bu hususlar göz önünde  bulundurulursa  iyi olur diye düşünüyorum. ZİRA BU ALEMDE BİZLER DE VARIZ.  Örneğin Tapu -kadastro Müdürlüğünün kapısında - Çağsu Hastanesinde olduğu gibi- bir görevli bulunsa,  yine örneğin ben ve benim gibi teknoloji özürlüsü geldiğinde “buyur  bey efendi” dese ve hatta madem ki yönetenlerimiz muhafazakar olduklarını söylüyorlar o zaman o görevlinin bizlere “buyur amca” veya “buyur dede” ne istiyorsunuz dediğinde ben de derdimi anlattıktan sonra beni alıp yetkililere götürerek işlerimizi sorunsuz  halletsek olmaz mı? İstenirse olur, hatta  çok iyi  olur. Buna somut bir örnek verelim; Örneğin deprem oldu, herkes kaçışıyor,evdeki yürüme özürlü ihtiyar arkalarından  BENİ UNUTMAYIN diye bağırıyor,işte benim de söylemek istediğim  ŞİKAYETİM YOK ama bu önlemler alınırken  BİZLERİ UNUTMAYIN diyorum ve hatta acizane bir de çözüm öneriyorum;Sokağa, yalnız gezip eğlenmek için çıkan gençlere tanınınmış olan sokağa çıkma saatleri ile(13-16 arası) pek çok işlerini halletmek zorunda kalan bizlere tanınan sokağı çıkma saatlerinin(10-13) yer değiştirmesi(becayiş misali) uygun olabilir diye düşünüyorum.

               Sayın okuyucular,İlhami senin bu çırpınışların “tavşan darılmış dağın haberi olmamış” derler ya ona benziyor,kısıtlamaları  alanlar Ankara’da oturuyorlar,senin sesini onların duyması mümkün değil,boşuna kafanı yorma” diyenleriniz olabilir ama ben yerel siyasi parti yetkililerinin-eğer kendilerini değil halkı düşünüyorlarsa- bizim çırpınışlarımızı “umut fakirin ekmeğidir” diyerek o Ankara’daki zevata ulaştırırlar diye  umut ediyorum.

                 Hoşça kalın.23/01/2021

                                                                  İLHAMİ CANDEMİR

              

   

Bu yazı toplam 1387 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim