• BIST 97.988
  • Altın 242,791
  • Dolar 6,2610
  • Euro 7,3524
  • Bolu 25 °C
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 29 °C

MAİDE SURESİNİN 54. AYETİ (I)

Hasan Dinç

Hz. Muhammed’in diğer peygamberlerden farkı hem son peygamber olması hem de cihanşümul olmasıdır. Diğer bütün peygamberler bir kavme hatta kabileye uyarıcı olarak gönderilmişken Hz. Muhammed bütün insanlığa gönderilmiş son peygamberdir. Ona Cebrail aracılığı ile gönderilen Kur’an-ı Kerim de bütün insanlığa gönderilmiş bir hidayet kaynağıdır. Hz. Muhammed Kureyş kabilesinin Haşimi koluna mensuptur. Kur’an-ı Kerim ise ilk muhataplarına hitaben söylenildiği şekliyle “Biz onu anlayasınız diye Arapça Kur’an olarak gönderdik” ( Yusuf Suresi 2. Ayet)Arapça bir kitaptır. Bu nedenle Batılı İslâm araştırmacıların ekseriyeti Hz. Muhammed’i yalnız Araplara ait bir peygamber; Kuran’ı da Arapları bir araya getirmek için Hz. Muhammed tarafından yazılmış bir kitap olarak değerlendirmeyi özellikle alışkanlık haline getirmişlerdir.

Araplar Batılı İslâm araştırmacıları haklı çıkarırcasına uygulamalara girişmişler, Hz. Muhammed’i ve Kuran’ı Arap topluluğu içine mahkûm etmekten derin bir haz duymuşlar ve bu yöndeki uygulamaları İslâm’ın vazgeçilmez kuralları haline getirmişlerdir. Müslüman olmak için Arap olmayı ve de Arapça konuşmayı neredeyse şart haline getirmişlerdir. Bunun için gayrı Arap unsurları ikinci sınıf insan anlamında “Acem” ya da daha kötüsü köle anlamında “Mevali” olarak nitelemişlerdir. Arapça bilmeden ibadet yapılamayacağı iddiası ile Müslümanlığı gönül huzuru ile kabul eden bütün insanları Arapça konuşmaya ve zamanla Araplaşmaya “asimilasyona” mahkûm etmişlerdir.

Araplara göre İslâm coğrafyası sadece Ortadoğu yani bugünkü Arabistan, Yemen, Suriye, Mısır ve Irak’tan ibarettir. Bizans ve İran bu coğrafyaya komşu olsa da İslâm coğrafyasından kabul edilmemiş, bu sınırların dışında kalan Orta Asya, Hindistan, Kafkasya, Avrupa onların hayallerinde bile yer etmemiştir. İslâm tarihi ve Kuran’da zikredilen olaylar sadece Ortadoğu coğrafyasıyla sınırlandırılmış, diğer bölgelerde cereyan eden olaylar İslâm tarihine dâhil edilmemek için adeta direnilmiştir. Meselâ bütün bir Orta Asya’nın İslâmlaşması, İslâm medeniyetine büyük katkılar sağlamış olması Arapları hiç heyecanlandırmamış, oralardaki siyasi olay ve İslâm’ın fetih hareketleri İslâm tarihi açısından değerlendirilmemiştir. Hele Hindistan kıtasının çok önemli bir bölümünün Hinduizm, Brahmanizm ve Budizm gibi Karanlık inançlardan kurtarılarak İslâm aydınlığının oraya sokulmuş olmasını pek de önemli gelişme olarak kabul etmemişlerdir. Sibirya’dan Rusya içlerine, Balkanlardan Viyana kapılarına kadar İslâm inancının taşınmasını ise tam bir kıskançlıkla karşılamışlar, kitaplarında İslâm’ın bu parlak zaferlerini adeta görmezden gelmişlerdir. Feth-i Mübin Araplarca sadece Mekke’nin fethidir. Evet, Mekke’nin fethi Cenab-ı Allah’ın peygamberine bir vadi-i ilahisidir. Kur’an-ı Kerimde yüce Allah“Ey Resûlü-i Zişanım! Biz sana doğrusu bir Feth-i Mübin, apaçık bir fetih ve çok parlak bir zafer ihsan ettik. Tâ ki Allah, senin böylece geçmiş ve gelecekte bütün hatalarını af ve mağfiret buyura, Sana olan nimetlerini tamamlaya. Senin elinden tuta ve dosdoğru bir yol olan Allah’ın hidayetine ulaştıra. Allah sana ve senin yolundan gidenlere daha bir nice parlak zaferler ihsan ede”(Fetih suresi ayet 1,2,3) İlk dönem İslâm müfessirleri bu ayetleri tefsir ederken haklı olarak bu ayetlerin Mekke’nin fethini işaret ettikleri üzerinde durmuşlar, daha sonraki müfessirler ise onların yolundan giderek bu ayetlerin sadece Mekke’nin fethiyle sınırlı olarak açıklamışlar ve yorumlamışlardır. Bizim müfessirlerimiz ise hiçbir değişik yorum ve açıklamayı düşünmedikleri gibi farklı düşünenleri de aforoz etmeyi alışkanlık haline getirmişler, medreseden ”Osmanlı Üniversiteleri”uzaklaştırmışlardır.

Hâlbuki 1440 yıllık İslâm tarihi incelendiğinde birçok Feth-i Mübinle karşılaşmak mümkündür. Meselâ bütünüyle Orta Asya’nın İslâmlaşmasının başlangıcı olan Karahanlı hükümdarı Abdulkerim Satuk Buğra Han’ın Kaşgar’ı fethetmesi, Meselâ Gazneli Mahmut’un Hindistan’ı fethetmesi, Meselâ bütünüyle Anadolu’nun Türkleşip İslâmlaşmasının sebebi olan Sultan Alpaslan’ın Malazgirt zaferi, Meselâ Peygamberin büyük bir mucizesi olarak kabul edilen ve fethinin mutlaka gerçekleşeceğini söylediği İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından alınması; Meselâ bütünüyle Balkanların,  Viyana’ya kadar Avropa’nın; Meselâ Rusya steplerine kadar Kırım’ın ve Türk ve İslâm adına alınması İslâm tarihinde birer Feth-i Mübin’dir ve yukarda zikredilen ayetlerle izahının yapılması bir zarurettir. Ancak Arap müfessirlerin bu gelişmeleri es geçmeleri, bizim müfessirlerimizin de Arap müfessirlere sadakatle bağlı kalmaları, İslâm tarihi içindeki bu son derecede mühim olan ve dünya tarihinde hepsi birer dönüm noktası kabul edilen önemli olayların gereği gibi değerlendirmelerin yapılmadığını göstermektedir. Hele de bu olayların hepsi bizim milletimizin taraf olduğu ve tarihimizin en parlak sayfalarının kendi müfessirlerimiz tarafından görülmemesi ve de İslâm tarihi açısından değerlendirmeye alınmaması, işin boyutlarını bir o kadar daha büyütmektedir. Yani Arap müfessirlere sadakati değişmez ve değiştirilemez tek doğru kabul edip milli tarihimizi değerlendirme dışı tutmamız, millet hayatımız açısından felaketlerin kapısını açmış, bizi yok olmakla karşı karşıya getirmiştir.

NOT: konuya gelecek hafta kaldığımız yerden devam edilecektir.

 

 

Bu yazı toplam 1775 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim