• BIST 93.297
  • Altın 208,487
  • Dolar 5,3165
  • Euro 6,0196
  • Bolu 3 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 5 °C

MAİDE SURESİNİN 54. AYETİ (III)

Hasan Dinç

Bir önceki yazımı Cenab-ı Hakkın Araplar için Kur’an-ı Kerim’de bildirdiği şu “sınırı çoktan aşmışlardı” kanatimi yazmış, o sınırın bildirildiği Er-Rad suresinin 11. Ayetinin mealini vererek bitirmiştim. Araplar ilah-i vahyin ilk muhatapları olması sebebiyle Cuma suresinin 2. Ayetinde ifade edildiği gibi Cenab-ı Hakkın tarih boyunca gelmiş, geçmiş bütün diğer kavim ve kabilelere üstün kıldığı kavimlerden biridir. Bu ayette mealen şöyle denilmektedir. “O Allah ki, çoğu halde ümmi eğitimsiz bir kavim olan cahiliye devri Araplarına kendi içlerinden öyle mübarek bir peygamber seçip göndermiştir ki; O Peygamber hem onlara Allah’ın ayetlerini okuyor, hem onları inkâr, cehalet ve günah kirlerinden arındırıp tertemiz kılıyor, hem de kendilerine ilâhi kitap ve onun hikmetleri, mana inceliklerini öğretiyor ve bunun için adeta çırpınıp duruyor. Halbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık ve küfür içinde bulunuyorlardı”  Bu ayetin açık ifadesinden anlaşıldığına göre Cenab-ı Hakkın en son ve en yüce peygamberini onların arasından seçip göndermesi; Allah’ın Kitabı, onun ilâhi hükümleri yani İslâm şeriatını her şeyden önce onlara beyan etmesi; peygamberlik makamı olan İslâm hilafetini onlara vermesi ve onları insanları yönetmekte yeryüzü halifeleri kılması Araplara verilmiş nimetleridir.

Arap kavmi bu nimetlerin sonucu olarak kabileler arasındaki ihtilaflar ve düşmanlıklar bitirilerek bir millet haline gelmişler, Alah’ın cihad emrine uygun olarak Ortadoğu iman hâkimiyetini kurmak üzere harekete geçmişler, İnfak emrine uygun olarak ellerindeki zenginlikleri ihtiyaç sahipleriyle paylaşmışlar ve insanlar arasında adaletle muamele ederek kısa süre içinde insanlık tarihinde birinci dereceden rol oynama mevkiine yükselmişlerdir. Bunun sonucu olarak devrin en büyük devletleri olan Bizans İmparatorluğundan Suriye ve Mısır’ı almışlar;  İran Fars imparatorluğunu da yenerek ortadan kaldırmışlardır. Böylece bölgenin ve bilinen dünyanın büyük gücü olmuşlardır.

Emeviler döneminde Şam, Abbasiler döneminde Bağdat dünyanın en büyük kültür, ilim ve medeniyet şehri olurken bölgenin zenginlikleri de bu oranda bu şehirlere akmış ve saraylar zenginlik ve ihtişamın yaşandığı merkezler haline gelmiştir. Bu zenginlik devlet yöneticilerini gevşetmiş, halk ilk dönemlerdeki savaş gücünü kaybetmiş ve cihat adına yapılan seferler soygun, çapul, katliam ve vahşetlere dönüşmüştür. Sefer yapılan yerlerdeki halkın bütün zenginliklerine el konulmakta ve Bağdat’a akıtılmaktadır. Bu zenginlik kısa süre sonra İslâm’ın sade hayat anlayışını değiştirmiş; ihtişam, debdebe, içki, işret ve eğlence günlük yaşayış haline gelmiştir. Sayıları yüzleri bulan cariyeler bu hayatın vazgeçilmez özneleri olmuşlardı. Bu hayat tarzı BİB BİR GECE MASALLARININ oluşmasına sebep olmuş, insanlık hafızasına silinmez bir şekilde kazımıştır. İmparatorluk sınırları içinde güvenlik sarsılmış, haramiler şehirlerin hemen dışından itibaren güvenliğin bir numaralı sorunu haline gelmişlerdir.  ALİ BABA VE KIRK HARAMİLER bu devrin ürettiği masallardır. Haç yolları eşkıyanın kontrolüne geçmiş, hilafet sarayı bile eşkıyanın egemenliğini kabul etmiştir. Mısırda kurulan Fatımiler, Irakta kurulan Büveyhiler Sünni Müslümanlık anlayışına son vermişler, İran Şİİ anlayışını egemen kılmışlar ve Halifeyi saraydan çıkamaz hale getirmişlerdir. Artık imparatorluğun bütün camilerinde “Ali Allah’ın velisidir” ilaveli Şii ezanı okunuyordu. Bundan daha kötüsü körfezde kurulan Karmatiler Mekke ve Medineye saldırmışlar, binlerce hacıyı kılıçtan geçirmişler, Mekke ve Medine kadınlarını kirletmişler ve tarihinde ilk olmak üzere HACER-ÜL ESVED taşını yerinden alarak 25 sene süreyle kendi başkentlerine taşımışlardır. Hilafet makamı bu kepazeliğe engel olamıyor, kötü gidişi durduracak gücü ve desteği bulamıyordu. Halk eşkıya zulmünden, yönetimin acizliğinden ve harami eşkıyasının zulmünden bıkmış Kur’an da bahsedilen kurtarıcı bir kavmin gelmesini ve ilâhi vaadin gerçekleşmesini dört gözle bekler hale gelmiştir.

Kur’an-ı Kerimin çeşitli surelerine serpiştirilmiş ve “inzar ayet” denilen ve Arapları ikaz eden, uyaran ya da daha günlük anlamıyla söylersek tehdit eden ayetler bulunmaktadır. Bu ayetler Arapları uyarmakta; kendilerine tevdi edilen ilâhi emanetlere ve verilen nimetlere gereği gibi sahip çıkamamaları halinde yerlerine başka bir kavmin getirileceğiyle tehdit edilmektedir.  Araplar Peygamberin vefatından çok kısa bir süre sonra kabile asabiyetine geri dönmüşler, daha Hz. Osman zamanında Ben-i Ümeyye (Emevi) kabilesine mensup kişilerin devletin üst kademelerinde görevlendirilmesi Haşimileri rahatsız etmiş, daha sonraki iktidar savaşlarının kapısını aralamıştır. Yukarda izah edildiği gibi cihat ruhundan uzaklaşılması ve infak (Fakirlerin kollanıp korunması) emrine gereği gibi uyulmaması ümmet yapısında gevşemelere sebep olmuştur. Böylece ilâhi vaadin gerçekleşmesi beklenir hale gelmiştir.

 Bu ilâhi vaadler Kur’an-ı Kerimin çeşitli surelerinde şu şekilde sıralanmıştır:   “Eğer siz emrolunan gazaya (savaşa) çıkmazsanız Allah sizi en şiddetli azap ile azaplandıracak, sizin yerinize sizden olmayan bir kavmi ikame edecektir. Siz Allah’a hiçbir hususta zarar veremezsiniz. Çünkü Allah her şeye mutlak surette kadirdir.((Tevbe suresi 39. Ayet)”

  • “İşte sizler hak yolunda mal vermeye davet edilenlersiniz. İçinizde hasislik (Cimrilik) edenler var. Hâlbuki hasislik eden kendi nefsine etmiş olur. Çünkü Allah gani olduğu halde sizler ona muhtaç fakirlersiniz. Eğer itaatten yüz çevirirseniz Allah sizin yerinize sizden olmayan ve sonra da sizlere benzemeyecek olan başka bir kavmi ikame edecektir. (Muhammet suresi 38.Ayet)”

“Bedevi Araplardan geri olanlara de ki: Sizler müthiş şecaat sahibi olan bir kavim ile karşılaşmaya davet olunacaksınız. Ya onlarla savaşacaksınız ve yahut onlar Müslüman olacaklardır. Eğer onlara itaat ederseniz Allah size güzel bir mükâfat verecek. Önceden olduğu gibi döner ve yüz çevirirseniz sizi çok acı bir azap ile tazip edecektir.(Fetih suresi 16. Ayet)”

“Şimdi siz şayet benim size tebliğ etmek için gönderildiğim şeyleri yerine getirmekten yüz çevirirseniz, şunu da iyi biliniz ki benim Rabbim bu yüce görevi sizden alır ve yerinize bir başka kavmi geçirir. Onları yeryüzüne egemen kılar. Bu durumda ona hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Çünkü Rabbin her şeyi görüp gözetmektedir. (Hud suresi 57 Ayet)”

“Senin Rabbin sonsuz bir zenginlik sahibidir. Ayrıca şefkatli ve merhametlidir. Sizi başkalarının soyundan meydana getirdiği gibi, dilerse sizi de yok eder ve yerinize dilediği bir başka kavmi getirir. (El – Enam suresi 133. Ayet)”

 Fakat Arapları tehdit eden ayetlerden en önemlisi Maide Suresi 54. Ayetidir. Bu ayette Cenab-ı Allah hem Arapların yerine başka bir kavmi getireceğini söylemekte hem de o kavmin özelliklerini bir, bir sıralamaktadır. İşte Maide suresinin 54. Ayeti şudur. “Ey iman edenler! Sizlerden her kim Allah’ın dininden geri dönerse dönsün! Bilsin ki Allah onların yerine öyle bir kavim getirir ki Allah (ve Resulü) onları çok sevdikleri gibi, onlar da Allah (ve Resulünü) çok severler. Onlar müminlere karşı mütevazi, alçak gönüllü, kâfirlere karşı ise heybetli ve onurludurlar. Onlar Allah yolunda korkmadan yılmadan cihad ederler ve onları kınamak isteyenlerin kınamasından da çekinmezler.  Bu şüphesiz onlar için Allah’ın çok büyük bir lütfu ve keremidir ki bunu hangi kavim için dilemişse işte ona verir. Şüphesiz ki Allah, ihsanı bol ve her şeyi en iyi bilendir”

Not: Konuya kaldığımız yerden devam edilecektir.

 

 

 

 

            

Bu yazı toplam 1830 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim