eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, eskişehir escort - ankara escort
  • BIST 105.026
  • Altın 162,655
  • Dolar 3,9187
  • Euro 4,6430
  • Bolu 3 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 4 °C

MAİDE SURESİNİN 54. AYETİ (IV)

Hasan Dinç

 

Bir önceki yazımı Kur’an-ı Kerim’de beş yerde geçen ve Araplara yönelik vahyedilmiş beş inzar ayetin meallerini vererek bitirmiştim. İnzar Arapça bir kelime olup anlamı sözlüklerde “sonunun fena olacağını bildirip, çekindirme ve sakındırma” olarak kaydedilmiştir. Bugünkü düz anlamıyla ikaz etme hatta tehdit etme anlamına gelmektedir. Bu inzar ayetlerde Cenab-ı Allah Araplara dört konuda dikkatli olmalarını öğütlemektedir. Bu dört önemli konu emronulan gazalara çıkmamak (Cihattan vazgeçmek), dininden dönmek (İslâmdan çıkımak), Hak yolunda mal vermekten (İnfak) vazgeçmek ve kendi yerlerine Allah tarafından ikame edilecek olan şecaat sahibi bir millete itaat etmemek.

1440 yıllık İslâm tarihi incelendiğinde görülecektir ki Kur’an-ı Kerim’in Araplarla ilgili dört mucizevî beyanı gerçekleşmiştir. Önce Peygamberimiz zamanından başlamak suretiyle münferit ve topluca irtidat (dinden çıkma) hareketleri başlamıştır. Yemende mukim Esvedi Ansi kabilesi, hemen sonra yalancı peygamber Müseylemet’ül Kezzap (yalancı Müseyleme) ın kabilesi, sonra da Tuleyha’nın kabilesi İslâm’dan çıkmışlardır. Hz. Ebubekir’in halifeliği döneminde yedi kabile, Hz.Ömer’in halifeliği döneminde ise bir kabile İslâm’dan çıkarak din değiştirmişlerdir. Böylece mukaddes kitabımızın Maide suresi 54. Ayetinde belirtilen toplu irtidat hareketleri gerçekleşmiştir.  Tevbe suresi 39. Ayette bahsedilen “Eğer siz emrolunan gazaya çıkmazsanız Allah sizi en şiddetli azap ile tazip edecek ve sizin yerinize sizden olmayan bir kavmi getirecektir.” Mucizesi de gerçekleşmiştir. Daha Peygamberimizin sağlığında Tebük seferine çeşitli bahanelerle katılmayanlar olduğu gibi; daha sonraki dönemlerdeki seferlere katılım iyice gevşemiş ve azalmıştır. İslâm’ın ilk asrındaki fetihlerle Orta Doğuda önemli bir güç olan Araplar önce Hz. Ömer zamanında Suriye ve Mısır’ı Bizans’tan, sonra da Irak ve İran’ı egemenlikleri altına almışlardır. Kuzey Afrikay’ı tamamen fethettikten sonra 709 tarihinde Septe (Cebeli Tarık) boğazını geçerek İspanya’ya çıkmışlardır. Bundan sonraki hedefleri olan Orta Asya’da ise kanlı boğuşma bir asırdan fazla sürmüştür. Türk yurtlarına yönelmiş cihat görünümlü bu seferler mahiyet değiştirmiş tam bir soygun, baskın ve çapul hareketine dönüşmüştür. İki tarafında birbirlerine karşı acımasız tavırları bu milletlerin hafızalarında derin izler bırakmış, birbirlerine karşı olumsuz düşüncelerin kökleşmelerini sağlamıştır. Bu savaşlar ve soygun seferleri Orta Asya’nın zenginliğini Bağdat’a aktarırken zenginlik ve sefahat doruk noktasına çıkmış ve Arap toplumunu gevşetip, eğlence, işret, içki ve sekse yöneltmiştir. Bu durum cihat ruhunu söndürmüş, inanç heyecanını kırmış ve Arapları başka alanlara sevk etmiştir. Sonuç olarak Bizanslılar Arap işgaline uğrayan topraklarını geri aldıkları gibi, İranlılar da İslâm toprakları üzerinde Fars’lık ruhunu Şiileştirdikleri İslâm inancıyla egemenliklerini tekrar kurmuşlar ve Halifeyi sarayı içine mahkûm etmişlerdir. Araplar cihat ruhunu kaybetmenin bedelini ağır ödemişler, hem topraklarını hem de egemenliklerini kaybettikleri gibi tekrar geldikleri Arap yarımadasına geri gönderilme tehlikesiyle burun buruna gelmişlerdir.  Bundan sonra Muhammed Suresinin 38. Ayetinde beyan edilen “İşte sizler Hak yolunda mal vermeye davet edilenlersiniz. Fakat içinizde hasislik edenler var. Hâlbuki hasislik eden kendi nefsine etmiş olur. Çünkü Allah gani olduğu halde sizler ona muhtaç fakirlersiniz. Eğer itaatten yüz çevirirseniz Allah sizin yerinize sizden olmayan ve sonra da sizlere benzemeyecek olan başka bir kavmi ikame edecektir” mucizesinin gerçekleşmesine sıra gelecek, Arap toplumu infak etmekten ve kendi nefsini düşünmekten öte geçmeyen İslâm dışı bir karaktere bürünecektir.

Şimdi sıra Fetih suresinin 16. Ayetinde zikredilen ilâhi mucizenin gerçekleşmesine gelmiştir. Bu ayette Cenab-ı Allah Araplar’a “Sizler müthiş şecaat sahibi olan bir kavimle karşılaşmaya davet olunacaksınız. Ya onlarla savaşacaksınız veyahut onlar Müslüman olacaklardır. Eğer onlara itaat ederseniz Allah size güzel bir mükâfat verecek. Fakat evvelce döndüğünüz gibi itaatten yüz çevirecek olursanız sizi çok acı bir azap ile cezalandıracaktır.” Bilhassa bu ayetin derin mucizevî anlamını Arapların son asır içindeki İsrail karşısındaki utanç verici mağlubiyetleriyle birlikte düşünmelerini okuyucularımdan özellikle istirham ederim.

 Maide suresi 54. Ayetinde ise  “Ey iman edenler! Sizlerden kim Allah’ın dininden geri dönerse dönsün! Bilsin ki Allah onların yerine öyle bir kavim getirir ki Allah( ve Resûlü) onları çok sevdikleri gibi, onlar da Allah (ve Resûlünü) çok severler. Onlar müminlere karşı daima boynu bükük, alçak gönüllü ve mütevazi, kâfirlere karşı ise başları dik ve son derece onurlu bir kavimdir. Onlar Allah yolunda korkmadan, yılmadan cihat ederler ve hiçbir şom ağızlı zorba dilli kınayanların kınamalarından da çekinmezler. Bu şüphesiz onlar için Allah’ın çok büyük bir lütfu ve keremidir ki bunu hangi kavim için dilemiş ise işte ona verir. Şüphesiz ki, Allah ihsanı bol ve her şeyi en iyi bilendir”

Bu ayette Cenab-ı Allah Arapların yerine ikame edeceği kavmi bütün özellikleriyle tanıtmış Hem halifeler, hem Şii ve Batini inançların baskı ve tahakkümünden sıkışmış Sünni Müslümanlar artık Maide Suresi 54. Ayette zikredilen kurtarıcı kavmin yolunu gözler olmuşlardır. Bu kavim 1056 tarihinde halifenin davetiyle Bağdat’a girmiş, Halife ve Müslümanları Şii Büveyhi ve Fatimilerin elinden kurtarmış Sünni İslâm sancağını tekrar yükseltmiş, 1058 tarihinden itibaren de Doğunun ve Batının Sultanı olarak ilân edilmiş, İslâm’ın yönetim egemenliğini bizzat üstlenmiş bir sultanın kavmi olmasına rağmen bu ilâhi rütbe ne üzüntü vericidir ki kendilerine şimdiye kadar uygun görülüp takdim edilmemiştir. Daha da öte bu İlâhi rütbe kendilerinden kıskanılmış, onlara uygun görülmemiştir.

Tarihin gelişen olayları da dikkate alınarak Maide suresi 54. Ayetinde zikredilen kavim kimdir. Arap, İran ve Türk müfessirlerin bu konuda İslâm’ın ilk yıllarından itibaren üzerinde ittifak ettikleri bir kavim var mıdır? Bu konuyu gelecek haftaki yazımda okuyucularımla paylaşacağım.

           

Bu yazı toplam 1379 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim