eryaman escort , ankara escort bayan, escort ankara, eskişehir escort - ankara escort
  • BIST 105.026
  • Altın 162,655
  • Dolar 3,9187
  • Euro 4,6430
  • Bolu 3 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 4 °C

MAİDE SURESİNİN 54. AYETİ ( VII )

Hasan Dinç

 

Bir hafta ara verdiğim seri yazıma devam ediyorum. En son 20.Yüzyıl Anadolu evliyalarının Maide suresinin 54. Ayeti ile ilgili düşüncelerini yazdıkları tefsir kitaplarından alıntılarla aktarmaya çalışmış, kaldığım yerden devam edeceğimi okuyucularımla paylaşmıştım.

20.Yüzyıl Anadolu büyük müfessirlerinden biri de kuşkusuz Celal Yıldırım’dır. Kendisiyle birlikte Afyonda çalışmıştım. Ben Afyon Milli Eğitğim Müdürü iken Celal Yıldırım Hoca Afyon müftüsü idi. Çok sevilen ve herkesin hürmetini kazanan Celal Hoca ilmi kişiliğiyle bir Kur’an tefsiri hazırlamış, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri adını taşıyan bu tefsirinde Maide Suresinin 54. Ayetini açıklarken “Dört Halifeden sonra Emeviler devri başladı. Arap olmayan milletleri mevâli (Köleler) diye adlandırmaları ve aşırı ırkçılık onların ruhlarına işlediği için Allah İslâm emanetini onlardan çekip almış, bu defa Abbasileri iş başına çağırmıştır. Zamanla onlar da bu doğrultudan sapmaya başlayınca ilâhi sünnet gereği Allah bu defa onlardan sözü edilen emaneti alıp hiçbir tazyik altında kalmadan kendilerinden İslâm’ı benimseyen ve kitleler halinde bu dine giren TÜRK’LERE vermiştir. TÜRK’LER ırklarından tevarüs ettikleri cesaret, kahramanlık ve cömertlik gibi mümeyyiz vasıflarını sözü edilen beş vasıfla birleştirip bütünleştirdi. Böylece TÜRK’LER canla başla İslâm’a hizmet ettiler. Onuncu asırdan beri TÜRK’LER bu hizmeti temsil kudretini basiretle sürdürmektedirler” demiştir. Bu açıklamasıyla Maide suresinin 54. Ayetinde zikredilen kavmin TÜRK’LER olduğu büyük bir isabetle dile getirmiştir. Celal Yıldırım Hoca Türk’lerin ırklarından tevarüs ettikleri cesaret, kahramanlık ve cömertlik vasıflarına birleştirip bütünleştirdiklerini söylediği beş vasıf ise ayette zikredilen vasıflar olup bunlarda Alah’ı sevmeleri, müminlere karşı mütevazı ve alçak gönüllü olmaları, Kâfirler karşı başları dik ve son derece onurlu olmaları, Allah yolunda korkmadan ve yılmadan cihad etmeleri ve kınayanların kınamalarından çekinmemeleridir.

Yıne bu yüzyılda görüşlerine yer vermek gerektiğine inandığımız bir başka otorite Kur’an müfessirmiz de Murat Sülün’dür. Sahasında otorite olan bu değerli ilim adamımız Türk Toplumunun Kur’an Kültürü adındaki eserinin önsözünde “İslâmiyet’ten önce Türkler arasında yayılan hiçbir din onun; milli medeni hayatının ana çizgileri ve Türk vatanını değiştirmemiş, bilhassa Türkçeye büyük hamle yaptıracak bir kudret asla gösterememiştir. İslâmiyet ise, Orta Asya’nın bu yarı göçebe milletine, Türk’ün asil kanıyla İslâm imanının birleşmesinden doğan bir gaza ve cihad kudreti vermiş, onu üç kıtaya hâkim kılmıştır. Ne var ki bu özelliklerin Türk’lerin miri malı olmadığı aşikârdır. Şayet onlarda, söz konusu prensiplere aykırı hareket ederlerse,  ayetteki müjde bu defa hükmünü icra edecek ve onların bıraktığı bayrağı bir başka millet yükseltecektir” demiş, bu hükmü de Maide suresinin 54. Ayetinin açıklamasına tekabül etmiştir.

Son dönem ilahiyatçı müfessirlerimizden Prof.Dr. Bayraktar Bayraklı Hocamızda ayeti yukarıdaki müfessirlerimiz doğrultusunda tefsir eden değerli ilim adamlarımızdandır. Piyasaya yeni çıkan eserinden bu kanaatini açıkça görmek mümkündür.

Bu konuda fikir beyan eden ve eserleriyle irfan dünyamıza büyük katkıda bulunan iki tarihçimizden de bahsetmek isterim. Bunlardan birincisi İsmail Hami Danişmend’dir. Merhum İsmail Hami Danişmend Sivas Kongresine katılmış yakın tarihimizin kahramanlarından biridir. İstiklâl Şavaşından sonra siyasetten çekilmiş tamamen çalışmalarını Türk tarihine hasretmiştir. Dört ciltlik İZAHLI OSMANLI TARİHİ KRONOLOJİSİ adındaki büyük eseri sahasında aşılamayan anıt bir eserdir. Konu ile ilgili olarak yazdığı TÜRKLÜK VE MÜSLÜMANLIK adındaki ilmi araştırmasında Maide Suresinin 54. Ayetini geniş bir şekilde tetkik etmiş, tarihi olayların ışığında bu milletin Türk milleti olduğunu delillendirmiştir.

Konuya büyük emek harcamış son dönem Türk ve İslâm tarihi üzerinde sayısız eser kaleme almış tarihçilerimizden ikincisi Prof. Dr. Zekeriya Kitapçıdır. Kaleme aldığı KUR’AN-I KERİM VE VAHY-İ İLAHİDE TÜRKLER adındaki iki ciltlik muazzam eserinde tamamen bu konuya yönelmiş ve Türk aydınının bu yöndeki eksikliğinden duyduğu büyük teessürü dile getirirken onlara ışık olmuş, din adamlarımızın milli şuur eksikliğinden kaynaklanan yanlışlarını düzeltmenin gayretini bütün satırlarına sindirmiş günümüz DEDE KORKUT’U olmayı hak etmiş bir mümtaz tarihçimizdir. İki ciltlik eserini sıkarak bir öz çıkarmak istersek şu sonuca ulaşırız. “ İnsanlık tarihine zaten ordu bir millet olarak geçen, bu manada eski dünya kıtalarında, bütün Eski ve Orta çağlar boyunca, irili ufaklı birçok devlet ve imparatorluklar kuran ve daha sonra yine Asya’nın Büyük Ruhu olarak ayağa kalkan ve bütün insanlığa, İslâm’ın çok gür bir sedasıyla MERHABA! Diyen ve parlak kılıncını bu defa, İslâm’ın yüce gayelerine adayan, bu uğurda asırlarca kanı bir çağlayan gibi akan ve Kaşgar’dan, Viyana önlerine kadar bu toprakları kanı ile sulayan, kemikleri dağ gibi yığılıp kalan ve Kur’an-ı Kerim’i bu mübarek kanıyla tefsir eden Müslüman TÜRK MİLLETİ’dir.”

Yine 20. Yüzyılda yetişmiş iki önemeli müfessirimiz daha vardır. Her ikisi de medrese çıkışlı olan bu müfessirlerimizden biri Konyalı Mehmet Vehbi Efendidir. Merhum Mehmet Vehbi birinci meclisin Konya mebusu aynı zamanda meclis hükümetinin ilk Şeriye Vekilidir. İlmi yeteneği gayet yüksek, yönetim kabiliyetiyle dikkatleri çeken birisidir. İzmir suikastı nedeniyle tutuklanmış, suçsuzluğu anlaşılınca serbest bırakılmış bir değerli âlimimizdir. Yazdığı 15 ciltlik büyük Kur’an tefsiri HÜLÂSAT’ÜL BEYAN Fİ TEFSİR’İL KUR’AN adını taşımaktadır. Medrese anlayışının izlerini taşıyan bu tefsir Maide suresinin 54. ayetinin açıklamasında bu iz daha da ortaya çıkmaktadır. Ayetin birinci cümlesinde “Ey iman edenler! Sizlerden kim Allah’ın dininden dönerse dönsün” bölümü üzerinde genişçe durmuş, Hz. Peygamberin irtihalinden önce ve ilk iki halife Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer zamanında dinden çıkan kabilelerle ilgili o kadar uzun ve gereksiz bilgi verirken; ayetin ilk cümlesinin ikinci bölümünde yer alan “Bilsin ki Allah onların yerine öyle bir millet getirir ki Allah onları çok sevdiği gibi onlar da Allah’ı çok severler” bölümü üzerinde hiç durmamıştır. 1400 yıllık İslâm tarihinde Arap hâkimiyetinin temsilcileri olan Emevi ve Abbasi hanedanları yıkılmamış, yerine Selçuklu ve Osmanlı hâkimiyetleri kurulmamış, üç kıta üzerine Viyana’dan Endonezya’ya Lehistan’dan Afrika içlerine ve Bütünüyle Orta Asya ve Hindistan’a kadar İslâm’ın sancaktarlığını Türklerin yaptığından zerrece haberi yokmuş gibi.

Bahsedeceğim ikinci müfessirimiz ise Muhammed Hamdi YAZIR’dır. M.Hamdi Yazır için Prof. Dr. Zekeriya kitapçı adı geçen kitabında şu değerlendirmeyi yapmaktadır. “ Yazır Hoca, katıksız bir Türk Müfessiri olmasına rağmen; aradan asırlar geçtikten sonra, yeni bir Türk Devletinin kurulması ve bir milli zemine oturtulması sırasındaki büyük sancılar çekildiği bir döneminde, çok büyük bir rica ve minnet üzere yazdığı ve HAK DİNİ KUR’AN DİLİ adında gerçekten de çok değerli tefsir kitabında, bunun hiçbir zaman farkına varamamış veya öyle görünmüştür.”  Prof. Dr. Zekeriya Kitapçıyı böyle düşünmeye sevk eden onun Maide suresi 54. Ayetini tefsir ederken onun milletimizin tarihi geçmişi hakkındaki fütursuz tavrından kaynaklanmaktadır. M. Yazır Hoca bu ayeti tefsir ederken önce Arapları, sonra Emevileri, daha sonra Farsları zikretmiş, onlardan sonra ise bu hizmetin Türklere geçtiğini beyan ederek şöyle demiştir. “ Arapların, İranlıların kıymetini bilmeyip kaybettikleri İslâm devletini onlar ele alarak İstanbul’a ve oradan dünyanın her tarafına yaymışlardır. Bu bakımdan Selman-ı Farisi ile ilgili hadisin delaleti, İstanbul’un fethi ile ilgili hadisin açıklaması, umulur ki Allah çok yakın bir zamanda bir fetih verir ayetinin açık işareti ile Türkler de, Allah onları sever, onlarda Allah’ı sever ayetinin müjdesine girmişlerdir. Demek ki onlar da bu nimetin kıymetini bilmez, ondan yüz çevirirlerse bu yüce makamlarını başka bir kavme terk etmek zorunda kalacaklardır. Ve kim bilir ilmi çok geniş ve her şeyi çok iyi bilen Allah kıyamete kadar daha ne kavimler gönderecektir.” Yine Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı M. Yazır Hoca ile ilgili değerlendirmesini şöyle tamamlamaktadır. “ O, bu büyük tefsir çalışmalarında, Müslüman Türk Milleti ve onun parlak zaferlerle dolu tarihi geçmişine, bütünüyle bir de KUR’AN aynasından bakacağı ve bu manada birçok KUR’AN ayetlerini yeni bir görüşle yani, Müslüman Türk sevgisi, onun İslâm’a hizmet aşkını buna azık yaparak tefsir edeceği ve bu manada kendisinden sonra gelenlere örnek olacağı, devrin aydınlarına yol göstereceği yerde, bu onun aklının ucundan bile geçmemiş ve böylece tarihi bir fırsat kendiliğinden heba olup gitmiştir.”

Genç cumhuriyetin önemli projelerinden biri şüphesiz insanımızın İslâm dinini aracısız ana kaynaklarından öğrenebilmesini sağlamaktır. Bunun için dinin temel kitabı olan Kur’an-ı Kerim’i ve Peygamber hadislerinin temel kitabı olan Sahih-i Buhari’yi yeni kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı adına tercüme ve tefsirini yaptırarak halkımıza karşılıksız dağıtmaktır. Kur’an-ı Kerim’in tefsirini günün en yetkin âlimi olarak M.Hamdi Yazır görülmüş ve görev kendisine verilmiştir. İşte bundan sonrasını yine Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı’nın yukarda zikredilen kitabından okuyalım. “Yeni müfessirimizin Kur’an-ı Kerim’e geçiş döneminin şartlarını da göz önüne alarak yeni bir milli ve dini şuurla yaklaşması, İslâm hidayet sancağını on asırdan fazla bir süre, yeni yeni iklimlerde dalgalandıran ve bu hususta kanı nehirler gibi akan ve kemikleri dağlar gibi yığılıp kalan Müslüman Türk Milletinin bu yüce hizmetlerinin şuurunda olması, buna esas olan Kur’an ayetlerini yeni bir muhteva ve milli şuur ile tefsir etmesi gerekirdi. Neylersiniz ki M.Hamdi Yazır Hoca,Hiçbir zaman bunun şuurunda olmadığı gibi, kendisine buyur edilen bu hizmetin önemini de hiçbir zaman yeteri kadar kavramamış, hatta kavramak bile istememiştir. Bu büyük hizmeti çok büyük bir tereddütle kabul ettiği gibi,  ayrıca bu çeviriyi bir bocalama içinde sürdürmüş ve nerede ise 15 sene gibi çok uzun bir sürede tamamlamış ve birçok kimsenin beklentilerini de boşa çıkarmıştır. Merhum Hamdi Yazır’ı daha fazla değerlendirmek bizim ne hakkımız ve ne de haddimiz değildir. Ne var ki Hamdi Yazır, bu hususlarda yani Türklerin bu yüce hizmetleri ile ilgili Kur’an-ı Kerim’de yeni, yeni birçok ayetler bulacağı ve onları yeni bir muhteva ile tefsir edeceği ve milletimize yeni bir moral gücü vereceği yerde O,hiçbir zaman bunun derdini ve ızdırabını duymadığı gibi, Kur’an-ı Kerim’in Türk Milleti namına kapısını çalmak onun aklının ucundan bile geçmemiştir. Katıksız bir Türk ve İslâm âlimi olmasına rağmen O,  bunun ne şuurunda olmuş ve ne de bunun sonsuz zevk ve coşkusunu yaşamıştır. Maide suresinin 54. Ayetinde geçen bir va’di İlâhi, bir kurtarıcılar ordusu olarak gönderileceği müjdelenen bu ayet ve burada zikri geçen bu kavmin milli kimliği, Hamdi Yazır Hoca’yı fazla ilgilendirmemiş hatta O; bu kavmin manen ve maddeten İslâm’a pek büyük hizmetler eylemiş Fars Kavmi olduğunu söylemiş ve Müslüman Türk Milletinin başına farkına varmadan koca bir taş indirmiştir. O Fars kavmi ki Sünni İslâm’ı hiçbir zaman kabul etmemiş, hemen her fırsatta Sünni İslâm’ı arkadan hançerlemiştir. Fars’ların İslâm’i geçmişinde ata binmiş, İslâm namına cihada çıkmış tek bir İslâm komutanı olmadığı gibi onlar İslâm namına bir karış toprak bile feth etmemişlerdir”

Bütün bu değerlendirmelere rağmen Hamdi Yazır Hoca’nın yaptığı tefsir bugüne kadar aşılamamış, bütün İslâm ülkelerinde takdir ve üstün kabul görmüştür. Yazıldığı dönemde şimdiki İslâmcı geçinen topluluk tarafından dışlanmış ve neredeyse okunması yasaklanmıştır. Ancak günümüzde onun yaptığı bu tefsir çeşitli defalar basımı yapılmış ve halkımızı irşat etmeye devam etmektedir.    

NOT: konuya kaldığımız yerden devam edeceğiz.

  

 

Bu yazı toplam 1060 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim