• BIST 110.477
  • Altın 275,921
  • Dolar 5,8011
  • Euro 6,4759
  • Bolu 8 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 6 °C

MEDENİ İSLÂM, BEDEVİ İSLÂM

Hasan Dinç

 

İnsanoğlunun bilinen birçok özelliklerinden ve en önemlilerinden biri onun toplumsal bir varlık olmasıdır. Yani insanlar topluluk halinde yaşarlar. Hayati bütün ihtiyaçlarını ve gelişmelerini topluluk halinde yaşayarak karşılayabilirler. İnsanlık âleminin bugünkü medeniyet seviyesi, ilmi tekâmülü, kültürel gelişmesi, sanat alanındaki heyecan verici yükselişi, alt ve üst yapılarıyla Dünyanın mamur hale getirilmesi insanlığın bu özelliğinin sonucudur. Şu bir gerçektir ki insanlığın inkişafı toplumsal hayat içinde mayalanmış ve şekillenmiştir.

İnsanlığın ortak vazgeçilmez kurumlarından biri de din ve inanç hayatıdır. İlk insandan günümüze din kurumu hep var olmuş, bundan sonra da var olacaktır. İnsanlığın tekâmülü, gelişen çevre şartları, anlayış ve havsalası düzeyinde din hayatında ve getirdiği şer’i kurallar çerçevesinde değişiklikler yaşansa da din sonsuza kadar insanlığın ortak kurumu olmaya devam edecektir.

Din insani bir kurum olarak toplum içinde hayat bulmuş, medeni hayatın temsil edildiği şehirlerde gelişerek, toplumları ortak değerler etrafında birleştirip bütünleştiren özelliğini devam ettirmektedir. Aynı özde olmamasına rağmen bu değerler sistemi şehirlerden taşraya ve köylere kadar taşınmış ve hayatiyetini oralarda da sürdürmüştür.

İslâm Dini vahye dayalı dinlerin sonuncusu ve en mükemmelidir. Bu dinin muazzez peygamberi aldığı vahiy doğrultusunda İslâm’ı Mekke’de yaymaya başlamıştır. Mekke o günkü Arabistan’ın Medine ile birlikte bilinen önemli şehir- lerinden biridir. Arap kültürünün en gelişmiş şekliyle yaşanan ve çok eskiden beri Hz. İbrahim’in oğlu Hz. İsmail ile birlikte yaptığı Kâbe’nin bulunması nedeniyle hem ziyaretin, hem ticaretin geliştirdiği bir şehirdir. Yıl içinde tertiplenen ve adına Ukaz denilen panayır vesilesiyle Arap kabilelerinin toplandığı bir şehirdir. Meşhur Arap şairlerinin yazdıkları şiirlerini bu panayır dolayısıyla Kâbe’nin duvarlarında sergilemeleri, Arap edebiyatının o günlerde bile gelişmişlik derecesini göstermesi bakımından önemlidir. Yine bu dönemde haram ayları olarak bilinen dört ay boyunca her türlü çatışma, savaş ve kan davalarının sona erdirilmesi de şehrin bir barış muhiti olmasını sağlamıştır. Bunları Mekke’nin o dönemde Arapların en medeni ve gelişmiş şehri olduğunu ifade edebilmek için yazıyorum.

Yukarda Mekke şehri için verdiğim bilgiler İslâm Dininin medeni bir topluma teklif edilmiş olduğunu göstermektedir. Hz. Muhammed aldığı her türlü teklif ve tehditlere rağmen on yıl boyunca yılmadan ve bıkmadan İslâm Dini’ni Mekkelilere anlatmaya çalışmış, fakat Mekke içindeki kabile ulularına İslâm’ı kabul ettirememişti. Mekke uluları yeni dini kabul etmedikleri gibi ilk Müslümanlara büyük zulümler yapıyor, ekonomik ambargolar uygulayarak onları dinlerinden vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Hz. Muhammed bu zorluklar karşısında ilk Müslümanları Medine’ye gitmelerini teşvik etti. Sonra da yakın dostu Hz. Ebubekir’le birlikte kendisi de Medine’ye geçti. Böylece İslâm Dini’nin ikinci yayılma merkezi olarak Medine seçilmiş oldu. Medine şehri Arapların ikinci medeni şehri idi. İslâm Dini bu medeni şehirde kısa sürede büyük bir gelişme gösterdi ve Mekke de dâhil olmak üzere Arabistan’ın bütününe yayıldı.

Arabistan’ın bu şehirlerinin dışında kalan geniş çöllerinde her türlü medeniyetten uzak Arap kabileleri yaşıyordu. Bu Araplar’a her türlü medeniyetten uzak olmaları nedeniyle Bedevi’ler deniliyordu. Hz. Muhammed bu kabilelere gönderdiği heyetlerle onları yeni dine davet ediyordu. Biraz kaba, hoşgörüsüz, acımasız, çapulu, haydutluğu günlük hayatlarının vazgeçilmesi kabul eden bu şekilci Arapların kabul ettikleri İslâm’a tarihte bedevi Müslümanlık denilmiştir.

Müslümanlık kısa süre içinde Mısır’dan Kuzey Afrika’ya ve İspanya’ya; Suriye, İran üzerinden Kafkas’ya ve Orta Asya’ya geniş bir coğrafyaya yayıldı. Bu geniş coğrafyada değişik inançlar, kültürler, medeniyetler ve milletlerle tanıştı. X. Yüz yıldan itibaren Türk’ler kitleler halinde Müslümanlığı kabul etmeye başladılar. Atalarımız medeni İslâm’ı kendilerinden de çok şeyler katarak kabul ediyor, yeni dini fetihlerle birlikte gittikleri diyarlara şerefle taşıyorlardı. Anadolu başta olmak üzere Balkanlar, Avrupa içlerinden Rus steplerine oradan da Sibirya içlerine bu yeni dini büyük bir şevkle ve heyecanla götürdüler ve oraları yeni ve medeni dinin aydınlığına kavuşturdular. Bilhassa Anadolu ve Balkanlarda Ahmet Yesevi ocağının temsilcileri muhteşem bir gayretle açtıkları tekke ve zaviyelerle, yetiştirdikleri Yunus, Hacı Bektaş ve Hacı Bayram gibi büyük gönüllerle bu medeni İslâm’ın temsilcileri oldular ve Anadolu insanını bu iman ile yoğurdular.

Ne zaman ki Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethetti ve oradan iki bine yakın ulemayı İstanbul’a taşıdı, Anadolu ve Balkanlardaki bu medeni İslâm için tehlike çanları çalmaya başladı. Selefi inancın temsilcileri bu anlayışı yavaş, yavaş silmeye ve yerine Selefi İslâm anlayışını yerleştirmeye başladılar. XIX. Yüzyılın ortalarından itibaren Arabistan’da Bedevi İslâm Abdulvahap öncülüğünde İngilizlerin desteğiyle egemen oldular. Resmi adı Vehhabilik olan bu anlayışı bütün İslâm topluluklarına yaymaya başladılar. XX: Yüz yıl Türkiye’si İslâm adına hazırlıksız yakalandığı için bu Vehhabilik görünümlü Bedevi İslâm’a Anadolu insanını kaptırmak üzeredir. Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti kendi bütçesinden ayırdığı paralarla bu tehlikeli, bir o kadar kaba ve hoş görüsüz, kendinden başka inanca hayat hakkı tanımayan Bedevi anlayışa Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığı ile zemin hazırlamaktadır. İslâm’ı yeşil sarık, beyaz cübbe ve kaba sakaldan ibaret sanan bu bedevilik camilerimizi işgal etmek üzeredir. Yıllarca elinde asa, sırtında hırka, omzunda heybe ve ayağında çarıkla sembolize edilen ve kırlarda, bayırlarda yalnız münzevi bir hayat yaşayan zahit görünümlü tembel ve miskinliği ilke edinen sofu İslâm  tipi, medeni İslâm için bir tehdit teşkil ederken, yerini bu bedevilerin almış olması ne kadar da tehlikelerle dolu bir yolda olduğumuzu göstermektedir. Fakire ve muhtaçlara infak eden, öksüzlerin ve yetimlerin elinden tutup onların dertlerine ortak olan, yaşlı ve dullara kucak açan, hoşgörülü, adil ve ilim erbabını bilip onları destekleyen Medeni İslâm’ı ihya edip kısa süre içinde bu ayrık otlarından kurtulamazsak, mukaddes dinimize ne büyük kötülükler yaptığımızın hesabını verebileceğimizi sanmıyorum.  

Bu yazı toplam 1227 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 215 05 52 | Haber Yazılımı: CM Bilişim