• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Bolu 11 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 10 °C

MEMLEKETİMİZDE MANZARA-İ UMUMİYE

Hasan Dinç

Önümüzdeki Kasım ayında AKP iktidarı ülke yönetiminde onuncu yılını tamamlamış olacak. Meclisteki etkili çoğunluğa dayalı tek partili iktidarların ülke yönetiminde daha etkili ve başarılı olacağı, daha çabuk ve tartışmasız kararlar alacağı, siyasal istikrarı sağlayacağı demokrasilerde kabul görmüş bir gerçektir. Koalisyon hükümetlerinin pazarlıkları uzun süren kararları ve dengelerin gözetilerek yapılacak uygulamaları; siyasi kaprislere kurban edilen ve ertelenen ülke gerçekleri tek partili hükümetlerde asla görülmez. Durum neye ihtiyaç gösteriyor ve ne yapılması isteniliyorsa o yapılır, kabine içinde konunun tartışılması ve ertelenmesi asla düşünülemez.

AKP iktidarı işte bu şartlarda ülkeyi tam on yıldır yönetmekte, başarısızlıklarını hiçbir mazeretle perdeleyemeyeceklerdir. İktidara geldikleri Kasım 2002 genel seçimlerinden sonra yönetime kendi damgalarını vurmuşlar, muhalefet partileri dâhil onların uygulamalarına hiçbir güç engel olamamıştır. Dış siyasette, ekonomide, terörle mücadelede, sağlık ve eğitim politikalarında ve akla gelen her konuda kendi görüş ve düşünceleri doğrultusunda; ya da kendilerine bazı odaklarca telkin edilen düşünceler doğrultusunda hareket etmişler, bu doğrultuda meclisten kararlar çıkararak uygulamaya koymuşlardır. Zaten çok güçsüz, kararsız bir muhalefetten etkilenmeleri söz konusu olmadığı gibi bazı haklı itirazlarda bile “siz işinize bakın, bizim akla ihtiyacımız yok” gibi kaba karşılıklarla onları devre dışı bırakmanın uygulamalarını göstermişlerdir.

İktidara geldiklerinde dış siyasette karşılarındaki tek ciddi problem olarak Kıbrıs meselesini bulan AKP iktidarı önceki cumhuriyet hükümetlerinin takip ettikleri milli politikaları “Çözümsüzlük çözüm değildir” diyerek karalamış ve terk etmiştir. Kendisinin “Kazan, kazan” diye nitelendirdiği yeni bir politika ile Yunanistan’ın ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nin karşısına çıkmış, bu politikanın yanlışlığını ve adadaki Türk kazanımlarını sonlandıracağını savunan Kıbrıslı politikacıları iş başından uzaklaştırmış ve konuyu referanduma getirmiştir. Referanduma Rumların hayır demesi sonucu adadaki kazanımlarımız yok olmaktan kurtulmuş, ada politikası tekrar eski mecrasına dönmüştür. On yıldan beri AKP iktidarının takip ettiği Kıbrıs politikası yüzünden hem Kıbrıs Türkleri hem de ülkemiz çok şey kaybetmiş, verilen ültimatoma rağmen bugün Kıbrıs açıklarındaki petrol yatakları tek yanlı olarak Rumlar tarafından işletmeye açılmaya başlanmış, İsrail’li şirketler tarafından diğer petrol yataklarında aramalara hız verilmiştir.

AKP iktidarının dış politikada ki ikinci girişimi “Komşularla sıfır sorun” formülüyle şekillendirilen politikaları olmuş Ermenistan, İran, Irak Suriye ve İsrail’le önemli olmayan sorunların çözümlenmesine adımlar atılmıştır. Ermenistan’ın haksız bir şekilde Azerbaycan’a saldırması, Azeri topraklarını işgal ederek bir milyon soydaşımızı yurtlarından atarak kaçgın “göçmen” duruma düşürmesi ve binlerce kardeşimizi soykırımdan geçirmesi sonucu geçmiş Türk Hükümetlerinin haklı olarak Ermenistan sınırını kapatması uygulamasından vazgeçmek için protokoller imzalaması kamuoyunda sert tepki ile karşılanmış ve protokolleri onaylanmak üzere meclise getirememiştir. Bu politika Azerbaycan’la var olan “Bir millet, iki devlet” şeklinde ifadesini bulan kardeşlik politikasına darbe vurmuş ve yerini soğukluğa bırakmıştır.

 ABD’nin Iraktaki zulmüne seyirci kalınmış ve bir Kürt devletinin doğmasına ses çıkarılmamıştır. Cumhuriyet hükümetlerinin kırmızıçizgileri çiğnenmiş ayrıca bugünlerde canımızı çokça yakan PKK cinayet şebekesinin Kuzey Irakta yeniden canlanmasına ses çıkarılmamıştır.

1639 yılında yapılan Kasr-ı Şirin antlaşmasından bu yana bir barış ikliminin egemen olduğu İran sınırımız ise bu günlerde Malatya’da konuşlandırılan ABD radar üssüyle yeniden ısınmış, İran’lı yetkililerin zaman zaman ülkemizi tehdit eden beyanatları sıkça ajanslara düşmeye başlamıştır. Hatta çıkacak bir ABD-İran savaşında ülkemiz İran’ın birinci dereceden hedefi olacağı İran’lı yetkililer tarafından dillendirilmiştir.

BOP eş başkanlığı sonucu ABD’nin kuzey Afrika ve Ortadoğu politikaları sonucu başlayan sözde “Arap Baharı” adı verilen iç isyanlarla mevcut iktidarların yıkılarak yerine Batı emperyalizmine açık, sözde demokrat yönetimlere tam destek verilmesi, cumhuriyet hükümetlerinin titizlikle takip ettikleri “iç işlerine karışmama” politikalarını sonlandırmış, İslam coğrafyasındaki ağırlığımızı sıfırlamış, geleneksel güvenirliliğimiz tüketmiştir. Bu politikaların şimdilik son halkası olan Suriye iç çatışmalarında devletimiz isyancılardan yana yer almış ve Suriye ile savaşın son sınırına gelinmiştir. Uçaklarımızın düşürülmesi, sınırlarımızın ateş altında kalması, sınır yerleşim merkezlerindeki halkımızın korkuyla iç bölgelere taşınması hayırlı bir geleceğe işaret etmemektedir. Ayrıca bu bölgede zayıflayan Suriye egemenliği, aynen Kuzey Irak’ta olduğu gibi yeni bir Kürt egemen bölgesiyle komşu olmamız sonucunu doğurmuş, yeni bir tehdit ve düşman unsurunu kendi kendimize oluşturmuş bulunmaktayız.   

Suriye’nin dostları Rusya, Çin ve İran mevcut Suriye rejimini korumak için harekete geçmiş, her türlü desteği Suriye’ye göndermişlerdir. Doğu Akdeniz şimdiden Rus donanmasının üssü haline gelmiş, gemilerimiz kendi politikalarımızla büyük bir düşmanla karşı karşıya kalmışlardır. Allah korusun çıkacak bir Türk- Suriye savaşında NATO güçlerinin tarafsız kalacağı ve Rus güçleriyle karşı karşıya kalacağımız her türlü şüpheden varestedir. Ayrıca muhtemel bir İran- ABD savaşında da ülkemiz doğrudan cephe ülkesi olacak ve haksız bir şekilde savaşın ortasında kalacaktır.

Görüldüğü gibi on yıllık AKP iktidarının uyguladığı dış politika “Komşularla sıfır sorun” adı altında “Komşularla sırf sorun” haline gelmiş, ülkemiz cumhuriyetin başarıyla takip ettiği “Yurtta sulh, Cihanda sulh” prensibinden “ülkede savaş, Dünyada savaş” durumuna gelmiş, savaş tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır.

NOT: Bu konuya kaldığımız yerden devam edilecektir.

Bu yazı toplam 899 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim