• BIST 90.383
  • Altın 145,141
  • Dolar 3,6152
  • Euro 3,9060
  • Bolu 17 °C
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 18 °C

MHP ŞAŞIRTMAYA DEVAM EDİYOR

Hasan Dinç

Geçen hafta o meşhur tezkere meclisimizde kabul edildi. Türk ordusunu yabancı topraklara gönderme izninin meçlimizce kabul edildiği tezkereden bahsediyorum. AKP ve MHP bu toplantıda tezkereye evet oyu, CHP ve BDP de hayır oyu kullanmışlardı. Toplantıdan önce bu tezkereye herkesin MHP tarafından da hayır oyu kullanacağı kabul ediliyordu. Ancak MHP tezkereye evet oyu kullanarak kamuoyunu bundan önce pek çok olayda olduğu gibi şaşırtmaya devam etti. MHP tezkere sebebi olarak gösterilen Suriye konusunda AKP hükümetlerinin takip ettikleri politikalara karşı olduğunu ve bu politikaların ülkemiz çıkarlarıyla ters düştüğünü her fırsatta ifade ediyor ve AKP hükümetini Amerikan taşeronluğu ile suçluyordu. Böyle olunca da tezkere konusunda vatandaşlarımızın beklentileri MHP’nin hayır diyeceği şeklinde yoğunlaşıyordu. Demek ki MHP’nin söylemleri ile eylemleri birbirinden farklı idi. Halkımızı şaşkınlığa sevk eden sebep de bu farklılıktan kaynaklanıyordu. MHP sözcülerinin ve bizzat Genel Başkan Sayın Devlet Bahçeli’nin “Tezkereye evet dememiz AKP’nin Suriye politikasını doğru bulduğumuz anlamına gelmez, Ülkenin çıkarları söz konusu olduğunda herkesten önce göğsümüzü siper ederiz ve top atana gül atılmaz” sözleriyle açıklamaya çalışsalar da halkımızda ki bu şaşkınlığın giderilmemiştir.

MHP’deki bu şaşırtıcı politikalar bilhassa 1999 daki seçimlerden hemen sonra Sayın Devlet Bahçeli’nin o dönem Parlamentoya giren DYP ve Refah partisinin hükümet kurma teklifini “Onlar biraz dinlensinler” diye geri çevirip, Rahşan Ecevitin ülkücülere “Haydutlar, Katiller ve kan emiciler” diye taltif (!) ettiği DSP ve ANAP’la hükümet ortağı olmasıyla başlamış, daha sonra ülkenin karşılaştığı çok önemli hadiselerle devam etmiştir. Mesela APO’nun idam dosyasının meclise gönderilmemesi konusundaki tavrı, 2002 yılında ayağına kadar gelmiş başbakanlığı kabul etmemesindeki tutumu ve zamansız ülkeyi erken seçime götürmesindeki yalnız başına verdiği karar hem parti tabanını hem de milletimizi şaşkınlığa uğratan ilk örneklerdir. 3 Kasım 2002 de seçimi kaybederek partisinin meclis dışında kalmasının bütün sorumluluğunu üzerine alıp istifa edeceğini açıkladıktan sonra genel başkanlığa devam etmesi de halkımızı şaşırtan önemli gelişmelerdendir.2007 yılı genel seçimlerinden sonra daha milletvekilleri Ankara’ya bile gelmemişken tek başına verdiği kararla cumhurbaşkanlığı seçimlerinin önünü açan, TBMM ‘ne girme kararı da bu partinin halkımızı ve parti tabanını hayli şaşırtan bir olay olarak tarihine geçmiştir. Partinin her büyük kongresinde genel başkanlığa aday olanların salona sokulmaması; hırsız, hain ve casus gibi nitelendirilerek siyasal linçe tabi tutulması da bu partinin tabanında şaşkınlıklara sebep olan gelişmeler olarak gözden kaçmamıştır.

Sayın Devlet Bahçeli’nin duyulduğunda kulağa hoş gelen önemli sözleri de bulunmaktadır. Mesela 57. hükümetin kurulmasından hemen sonra dile getirdiği ve parti teşkilatına gönderdiği talimatta ifade ettiği “Ya siyaset ya ticaret” sloganı gerçekten doğru olmasına rağmen siyaset realitesine uygun olmadığı yıllar sonra anlaşılmıştır. MHP de politika yapanların şu an bile en büyük sıkıntısı binalarının bile kiralarını zor ödemeleridir. Hâlbuki MHP dürüst iş adamlarından oluşmuş zengin bir kadroya sahip olabilseydi şimdi böyle bir sıkıntısı olmaz, siyaset arenasında daha rahat hareket edebilir, daha saygın siyaset yapabilirdi. Bu durum bile hala anlaşılamamış şaşkınlıklardan biridir.

Sayın Devlet Bahçeli’nin idealist siyasi felsefenin bir rüknü olarak söylediği “Önce ülkem, sonra partim, sonra ben” sözü de böyle şaşkınlık yaratan, Türkiye siyasetinde temiz ve idealist insanların kullanıldığı, omuzlarına basılarak siyasette bir yerlere gelindiği slogan olarak kullanılmıştır. 2002 yılında siyasi ortamı Amerikan vesayetine sokacak bir iktidara hazır ederek erken seçimlere gitmek bence  “Önce ülkem” sözüne ters düşmektedir. Bu sözün partinin siyasi yönetimine egemen olmadığını anlamak için çok yukarılara gitmeye gerek yok. Bu sözü siyasi şiar kabul ettiklerini söyleyenlerin yaptıklarına bir bakmak yeterlidir. 640 delegeyle yapılması gereken bir il kongresi eğer 60-65 delegeyle yapılıyor ve bu duruma bir Genel Başkan Yardımcısı göz yumuyorsa, orada bu sözün hiçbir geçerliliği kalmamıştır. Neden böyle oldu, niye böyle oldu? sorusu eğer ilgililere yöneltilmiyorsa, yukarıdakilerin de bu söze bağlılığı pamuk ipliğinden ibaret kalır. Bir parti delegelerini “şu kişi bana oy verir, şu kişi de vermez” kıstasıyla tespit ederse, yukarıdaki içimizi ısıtan o güzel söz tersine dönmüş “Önce ben, sonra partim, sonra ülkem” haline gelmiştir. Buna da ses çıkarılmazsa partinin tabanı ve o partide siyaset yapmak isteyen herkes şaşkınlığa uğrar.

MHP Türk siyasetinde bu yapısını değiştirmeden varlığını sürdürürse, halkımızı daha da şaşırtmaya devam edecektir. Belli bir zaman sonra en büyük şaşıranlar da bugün milletimizi şaşırtanlar olacak ve sandıklarda milletin kendilerini şaşırttıkları esefle göreceklerdir.

Not: Gazetemizin yeni köşe yazarı Sayın YENER BANDAKÇIOĞLU bütün yazarların yazılarını okuyor ama galiba kendi yazılarına gelen mesajları okumuyor. Saygılarımla.

10.Ekim.2012  

Bu yazı toplam 741 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 1989 Bolu Gündem Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0.374) 217 66 66 | Faks : (0.374) 218 21 21 | Haber Yazılımı: CM Bilişim