22 Eylül 2018
  • Bolu26°C
  • İstanbul28°C
  • Ankara28°C

EN AĞIR YÜK

İlhami Candemir

04 Şubat 2018 Pazar 10:48

 

 

 

 

    Sayın okuyucular, bu gün -haddim olmayarak – biraz bilgiçlik yapmak istiyorum. Görüldüğü  gibi yazımın başlığı, EN AĞIR YÜK.  Diyeceksiniz ki neymiş bu en ağır yük? Gelin hep beraber- sizler düşünerek ben ise yazarak - bu sorunun cevabını bulmaya çalışalım; İnsanoğlu,HOPPALAA konuya giremeden kafayı taktım bu İNSANOĞLU sözüne.Neden insan”oğlu” veya Adem “oğlu” deniliyor da insan “kızı” veya Adem “kızı” denilmiyor? Erkek egemenliğinden mi geliyor BİLMİYORUM. Tevazuumu gördünüz mü? Bilmediğim hususu da itiraf ediyorum. “ Bu kadar kusur kadı KIZINDA  da olur” diyerek cahilliğime bağışlayın.Haydiii  “laf lafı açıyor” derler ya  burada  da “bu kadar kusur kadı kızında da olur” ata sözünde kadı “oğlu”yok”  kadı “KIZI”var. Peki  neden kadı “oğlu”yok da kadı KIZI var. Haaa onu biliyorum,   izaha çalışayım: Burada beceriden,maharetten, kusurdan söz ediliyor.Yani bu kadar kusur kadı kızında da olur derken kadınların daha becerili olduğu ima ediliyor. Şimdi dönelim başa, nasıl başlamıştık? İnsanoğlu demiştik, insanoğlu  - özellikle evin geçimi omuzlarında olanlar- bazen ekonomik zorluklarla karşılaştıklarında “ben bu YÜKÜ kaldıramayacağım” der, bazen  çok sevdiği birisini kaybettiğinde yine” ben bu YÜKÜ(acıyı) kaldıramayacağım” der, eşinden devamlı  şiddet gören  “ben bu YÜKÜ kaldıramayacağım” der. Ve bu feryatların sonu  zaman zaman –ne yazık ki-dramla biter. Ben bu YÜKÜ kaldıramayacağım ifadesi , çekilmezliğin, çaresizliğin dışa YANSITILMASIDIR. Bir anlamda o sıkıntılı durumdan kaçmanın da gerekçesidir. Bir de dışa YANSITILMAYAN   “YÜK” vardır ki işte o yük VİCDANİ YÜKTÜR. İşte bu “YÜK” EN AĞIR YÜKTÜR. Vicdan, insanın  iç benliğinde var olan MAHKEMEDİR, MUHASEBEDİR.  Vicdanın verdiği ceza ise AZAPTIR. Buna VİCDAN  AZABI denir. Bu azap bazen o kadar çekilmez hale gelir ki insanın ruhsal dengesini bozar. İçsel dünyada kaos başlar. Vicdan azabı bu dünyadaki en ağır azaptır. Bir de “KAMU VİCDANI” vardır. Buna toplum vicdanı da diyebiliriz. O vicdan da toplumun, bir vicdansızlık karşısında gösterdiği vicdani tepkidir.(Bu husus yazımın konusu dışındadır, ayrı bir yazı konusu yapılabilir) Peki bu durum her insanda oluşabilir mi? Yani her insan yaptığı bir vicdansızlık karşısında iç benliğinde oluşan o vicdani yükü hisseder mi? İşte asıl mesele burada. Maalesef  vicdanları körelmiş, sağır-dilsiz olmuş bazı kişilerin böyle bir “DERDİ”! yoktur.   Ben askerliğimi yedek subay olarak Bolu’da yaptım. Alay komutanımız bir gün alayı karşısına aldı, bazı ikaz ve nasihatlerde bulundu.Bu ikaz ve nasihatlerin arasında hala hiç unutmadığım bir cümlesi vardı ki –yeri geldiğinden- onu siz sayın okuyucularla paylaşmak istiyorum;”Eğer bir insanın “AR DAMARI” çatlamışsa,VİCDANI KÖR VE SAĞIRSA o insan serseri mayın gibidir,ondan uzak durun” dedi. Peki “ar damarı çatlamak” ne demektir diye soracak olursanız:  Bu soruya verebileceğim cevap şudur; Utanmazlık durumudur. “Ar”sız(arsız) kelimesi de bunu ifade eder.Bu kez de “ utanma” nedir diye soracağınızı tahmin ediyorum; O da “mahcup olmak, çekinmek” dir. Utanmak  bir anlamda duygu, düşünce ve davranışların firenidir. İşte o fireni patlayan kişi serseri mayın gibi olur. Albayımın anlatmak istediği de bu idi. Hani adamı idama götürürlerken “son sözün nedir” diye sorulduğunda “bu da bana ders olsun” dediği gibi albayın söyledikleri de bana ders olmuştur. Ar damarı çatlamışlardan, vicdan fukaralarından  mümkün olduğunca uzak durmuşumdur. Şimdi bu uzun girizgahtan  sonra gelelim anlatmak istediğim konuya;  Bu gün öyle bir DÜNYADA yaşıyoruz ki,  makam-mevki, maddiyat hırsları vicdanları kör ve sağır etmiştir. Bana göre bu durum kapitalizmin doğurduğu canavardır. Peki bu yargıya nasıl vardın? diyenleriniz olabilir.  El cevap; Sizler ayrı dünyada mı yaşıyorsunuz?   O vicdansızlar,  emekli maaşını alan yaşlı amcanın maaşını –allem-kullem  edip -elinden alıyorlar, hırsızlık, dolandırıcılık aldı başını gidiyor. Bu örnekleri bir bir saymaya kalksam gazetenin sütunları yetmez. Bunlar doğrudan maddiyata dayalı vicdansızlıklardır. Bir de gelecekteki maddi menfaatlerini düşünerek makam mevki hırsı ile insanlığı, hakkı,hukuku ayaklar altına alan vicdansızlar vardır ki işte benim bu yazımda  gündeme getirmek istediklerim bu tiplerdir. Ne yazık ki bugün bunların at koşturduğu bir dünyada yaşıyoruz. Vicdanları sızlamadan personel alımlarında, bizdendir, bizden değildir ayırımı yapanlar, sınav sorularını el altından kendi yandaşlarına ulaştıranlar, topa vurmasını bilmeyenleri bu bizdendir diyerek futbol takımına kaptan yapanlar,  aldıkları talimatlarla masum kişileri ceza evlerinde sürüm sürüm süründürenlerdir.Sayın  okuyucular,gelelim yazımın püf noktasına; Eyyyyyy DİYANET ve din görevlileri, kadının giyimi ile,dudağının boyası ile,eteğinin boyu ile,Bekri Mustafa’nın içkisi ile bu kadar uğraşacağınıza, Yunus Sure’sinin 27.Ayet’inde Yaradan’ımız,”o kütüler var ya onlar cehennemliktir, onlar orada ebedi kalacaklardır” buyurduğuna göre ”KÖTÜ” olanların   körelmiş vicdanlarını yeşerterek hem onları hem de toplumları felaha erdirseniz, o zaman sizlerde Yaradan’ımızın cennet vaat ettiği “iman edip amel-i salihde bulunan kullar zümresine katılsanız olmaz mı?

                  Sayın okuyucular, yazımda  belirttiğim görüşlerime yönelik olarak eleştiri alacağımı sanmıyorum. Yine de olursa diye cevabımı şimdiden veriyorum; Yarası olan gocunur.

              Hoşça kalın.

                                                                      

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.