18 Haziran 2018
  • Bolu20°C
  • İstanbul26°C
  • Ankara25°C

AL LAH’A ÖĞRETİLEN DİN

Hasan Dinç

04 Şubat 2018 Pazar 11:05

 

 “Allah’a öğretilen Din”  Doç.Dr. Emre Dorman’ın yazdığı bir kitabın adı. Kitap adını Kur’an-ı Kerim’in Hucurat Suresi 16. Ayetinden almış. Ayetin Türkçe tam anlamı  “ Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz?” şeklindedir. Bu ayetten aldığı ilhamla kitabını yazan değerli yazar ayetin mealini de kitabının adı olarak seçmiş ve okuyucularına takdim etmiştir. Bu değerli kitabı okuyucularıma geçen hafta tanıtmayı programıma almıştım. Ancak geçtiğimiz haftaki yazımı, gecikmesinin konuyu gündemden düşüreceği gerçeğini de dikkate aldığımdan İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’in ilimizi ziyaretine ayırmış, bu ziyaretle ilgili düşüncelerimi okuyucularımla paylaşmıştım.

Son dönemde ülkemizde ilahiyatçılarımız arasında oldukça önemli bulduğum bir konu ciddi biçimde tartışılmaktadır. Dinimiz için sonuçlarının inşallah çok iyi olacağına inandığım bu konu İslâm Dininin kaynakları konusundaki farklı düşüncelerin akademik boyutta ele alınması ve ortaya çıkan sonuçların farklı şekillerde de tezahür etse bile geleceğimize ışık tutacağından emin bulunmaktayım. Bu konuda tartışmayı tabana yayarak işi sulandırmanın dinimiz açısından faydasına inanmadığım gibi, işin ehli olmayan din adamlarının konuya müdahil olmasını da sakıncalı bulmaktayım. Tarafların itham ve iftiralara müracaat ederek ilmi ve akademik düzeye yakışmayan beyanlardan uzak durmasını, doğru olmayan “Dinsizlik, peygamber düşmanlığı, Peygamberi devre dışı bırakmak istiyorlar” gibi iddiaların başlayan bu nezih tartışmayı sonuçsuz bırakacağından ve dini anlamda bölünmelere sebep olacağından da endişe ederim.

Yirminci asrın başındaki İslâm dünyasının perişan halinden ciddi şekilde etkilenen bazı aydınların başlattığı İslâmi Cedid ( İslamda yenileşme) hareketi kısa sürede bir dalgalanma meydana getirmiştir. Cemaleddin-i Efgani, Şeyh Muhammed Abduh, Muhammed İkbal, Mehmet Akif gibi asra damgasını vuran bu büyük gönüller kısa sürede düşüncelerine taraftar bulsalar da İngilizlerin gayretleri ve gelenekçi İslâm naşirlerinin slogancı çalışmaları sonucu boğulmuş ve izleri ancak eserlerinde kalmıştır. İslâm âleminin geriliği, fakirliği, cehaleti ve perişanlığı günümüzde de devam etmektedir. Ayrıca emperyalist batılı Hıristiyan ve Yahudi sermayesinin kullandıkları yerli maşalarla bu âlemin perişanlığı her geçen gün biraz daha artmakta, İslâm’ın geleceği ile ilgili gönül sızısı çeken büyük ruhların endişelerini her geçen gün artırmaktadır. Bundan dolayı bazı maksatlı ve hastalıklı düşüncelerin bir silah gibi kullanıldığı da aşikâr görülmektedir. “ İslâm Dini toplumları geri bırakıyor. İslâm sanayi ve teknoloji üretimine, ilme ve uygarlığa manidir” gibi hastalıklı düşünceler bu ortamda rahatça taraftar buluyor ve Dünyadaki Müslümanların durumu bunun bir kanıtı olarak kullanılıyor. Hâlbuki geçtiğimiz asırlarda muazzam bir İslâm medeniyeti ve onun oluşturduğu mükemmel bir aydınlık, insanlığı hem skolâstik ortaçağ karanlığından, hem de Hıristiyan taassubunun zulmünden kurtarmıştır. O çağlarda yetişmiş Büyük İslâm bilginleri ve onların yazdıkları günümüz insanlığının yolunu aydınlatmaya devam etse de bunlardan İslâm milletleri maalesef yararlanamamaktadır. Çünkü yaşadıkları dönemde bile tekfir edilmiş bu âlimler medreselerden kovulmuş, yeni yetişen bütün nesiller onların aydınlığından yararlanamamışlar ve gelenekçi Selefi İslâm’ın karanlığına mahkûm edilmişlerdir.

Günümüzde İslâm ilahiyatçıları ve aydınları İslâm’ın kaynaklarını bu vesile ile mukaddes dinimizin dünü ve bu gününü tartışarak yarınını inşa etmenin gayretlerini göstermektedirler. İslâm’ın üstüne asırlardır düşen gölgenin el birliği ile kaldırmak gayreti takdire şayan bir harekettir. Gelecek nesillerin aynı karanlıkta bocalamaları ve karanlıkta el yordamıyla yol almalarının önüne ancak bu şekilde geçilebilir. İlmin aydınlığı hem dinimizin hem de geleceğimizin inşasında en vazgeçilmez olandır.

Mukaddes dinimizin yegane ve gerçek kaynağı Kur’an-ı Kerimdir. Asırlar önce dinimizin ikinci kaynağı olarak hadisler de kabul görmüş ve bu yolla dinimizin içine insani kurallar ve hükümler sızmıştır. Bazen hadis diye peygamberimize ait olmayan birçok sözler rivayet edilmiş ve hadis kitaplarına girmiştir. Bu uydurma hadisler Kur’an hükümleriyle çelişse de ayetler devre dışı bırakılarak ya da anlamları perdelenerek uydurma hadisler öne çıkarılmış, İslâm vahiyle sağlanılmış olan ilahi hükümlerden uzaklaştırılmıştır. Çoğu kez bozulmuş İsevi ve              Musevi inanç ve hükümleri İslâm’ın temiz ve pak mahremiyetine sızmış son din maalesef kendi mensuplarınca suikasta maruz kalmıştır. Böylece dine sızmış bulunan insani görüş ve anlayışlar, Allah’ın hükmünün önüne geçirilip özünden uzaklaştırılınca, problemlerimize çözüm olması gereken din, en büyük problemimiz haline gelmiştir.

Allah’ın insana verdiği nimetlerden biri akıl diğeri de dindir. Bu iki nimet sayesinde insan hem hayatını hem de mematını düzene koyar. İlahi hükümler çerçevesinde hem rahat hem de huzurlu bir hayat yaşar. Bu rahat ve huzur dinin sağladığı kolaylıktan beslenir. Eğer Allah’ın insanlar için göndermiş olduğu halis din, zaman içinde insanlar tarafından yapılan eksiltme ve ilaveler ile özünden saptırılırsa ve menfaatler uğruna sömürülmeye başlanılırsa işte din o zaman insanlık için zorluk ve huzursuzluk kaynağı olur. Durum böyle olunca birçok kişi aklına ve doğasına uymadığı için ya dini reddeder ya da dini yeterince dikkate almadan hayatını yaşar.

İslâm âleminde de şimdi durum aynen budur. Bu bakımdan yazarımız ve onun gibi düşünenler büyük cesaret örneği gösterip İslâm’ı tek kaynağı olan Kur’an-ı Kerime döndürme çalışmalarını sürdürmektedirler. İslâm âleminde tartışmasız doğru kabul edilen  Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, ibn Mace ve Nesai’den oluşan Kütüb-i Sitte olarak da bilinen altı hadis kitabında Kur’an hükümleriyle tenakuz içinde bulunan hadis rivayetlerini örnekleriyle kaydedip okuyucusuyla paylaşmaktadır. Ayrıca bu uydurma rivayetlerin bir kısmı insanların inançlarını yitirmelerine ve bir kısmının da inançsızların İslâm’a saldırmalarına sebep olduğunu kaydetmektedir.

Kitabımızın yazarı “Bir düşünsenize, samimi, kaliteli, iyi eğitimli, her anlamda donanımlı ve Kur’an’a uygun yaşayan Müslüman sayısını artırmadıkça sayısal çokluk ne kadar önemli olabilir? Bugün ahlâklı insana örnek olarak bir Müslüman değil de bir Japon gösteriliyorsa herkesin Müslümanlığını sorgulaması gerekir” hükmüne varmakta; Muhammed İkbal’in şu sözüyle kanaatini desteklemektedir. “Eğer biz İslâm’ın bir üstün değerler sistemi olduğunu Müslüman olmayanlara anlatmak istiyorsak, onlara her şeyden önce bizim İslâm’ı temsil etmediğimizi söylemek borcundayız.”  Milli şairimiz ve onurumuz Mehmet Akif’de bu konuda “Nebiye atıf ile binlerce herze uydurdun, Yıktın da din-i mübini, yeni bir din kurdun. Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı.”diyerek konuya tam bir asır önceden teşhisini koymuştu. Şimdi insaf ile düşünürsek günümüzde yaşamasına rağmen aklı ve idraki orta çağda kalmış insanlarla İslâm asrın idrakine söyletilebilir mi?

Kitaptan edinmek isteyenler İzzet Baysal Cad. Menekşe Otel altındaki KİTAP GÜNLERİ fuarına uğrayabilirler.

  

 

   

 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.