15 Kasım 2018
  • Bolu5°C
  • İstanbul9°C
  • Ankara8°C

BELGEYİ SON DEFA

Hasan Dinç

06 Mayıs 2018 Pazar 11:16

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Sayın Dr. Ekrem Keleş’in imzasını taşıyan belgenin değerlendirmesine devam ediyorum. Bundan önce yaptığım değerlendirmelerde belgeyi cümle, cümle ele almış ve hüküm bildiren her cümle ayrı, ayrı değerlendirilmiştir. Bu yazımda ise belgenin son ve en önemli cümlesi olan “Ancak ayetlerin tefsir ederken özellikle bir topluluğun veya bir milletin kastettiği ırk veya millet olduğunun vurgulanması veya öne çıkarılması ayetin tefsirini daraltacağı gibi dinin evrensel mesajıyla da bağdaşmayacaktır” hükmünü değerlendirmeye alacağım.

Bundan önce de yazmıştım. Diyanet İşleri Başkanı Sayın Prof. Dr. Ali Erbaş yaptığı bir konuşmada “Ayetleri, ilgili alanların uzmanlarıyla tefsir etmek istiyorum” demişti. Sayın Başkanın bu düşüncesine gönülden katılıyorum. Çünkü bilmediği konularda kişinin fikir beyan etmesi kadar yanlış bir şey olamaz. Bir insan her konuda da bilgi ve uzmanlık sahibi olamaz. Bu nedenle Kur’an ayetlerinin bir insan tarafından tefsir edilmesi ve bu tefsirin doğru kabul edilerek mukaddes kitabımızın anlamını oradan takip etmek eminim yanlışlar içinde bocalamaktan bizi kurtaramaz. O nedenle günümüzde Kutsal kitabımızın derin hikmetleri ancak konularında uzmanlığı ilim çevrelerinde kabul görmüş inançlı bir komisyon tarafından yapılmalı ve günümüz Müslümanlarının eline bu tefsir verilmelidir. Yukarıdaki ayet de konusu itibariyle Tarih uzmanları tarafından tefsir edilmelidir. Mukaddes kitabımızın tarihle ilgili ayetleri hem İslâm öncesi dönemi, hem Asr-ı saadet (Peygamberimizin yaşadığı mutlu asır) dönemi, hem Emevi ve Abbasi dönemi hem de Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini bilen uzman tarihçiler tarafından tefsir edilmeli ve bu ayetlerin derin hikmetleri onların açıklamalarından öğrenilmelidir. Meselâ ilk Müslüman Türk Devleti olan Karahanlılar tarihi bu dönemin uzman tarihçisi Prof. Dr. Reşat Genç, Selçuklular tarihi Prof. Dr. Osman Turan, Bütünüyle Oğuzlar hakkında Prof. Dr. Faruk Sümer, Başından günümüze Türk tarihi için Yılmaz Öztuna ve Türk İslâm tarihi için Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı ve onların kitapları kaynak alınarak bu ayetlere yeni yorumlar getirilmeli, konu hakkında yeni bilgi ve belgeler ışığında farklı bilgilere ulaşıldığında ayetler o bilgiler doğrultusunda yeniden yorumlanmalıdır. Tarih deyince destan, efsane, rivayet hatta masal anlayan insanların bu ayetleri yorumlaması elbette bizi içine yuvarlandığımız cehalet çukurundan kurtaramaz. Yeryüzünde hâlâ Müslümanlara Kur’an adına “Kaf dağının ardı”nı anlatan insanların ne bilgisine ne de düşüncelerine yeni nesil Müslümanları bırakamayız, bırakmamalıyız. Bazı uzmanların kendi uzmanlık alanlarıyla ilgili buluş ve keşifleri bunlar Kur’an’da var diyerek mukaddes kitabımızı yüceltme gayretleri sadece bir işgüzarlık kabul edilir.

Bazen de Kur’an ayetleri diğer ayetlerin derin hikmetlerinden yararlanılarak tefsir edilmeli ve ayetin anlamı o ayetlerin yol göstericiliğinde açıklanmalıdır. Maide suresi 54. Ayetin açıklanmasına meselâ şu ayetlerin derin hikmetleri de düşünülerek yorumlanması elbette bizi hatalardan uzaklaştıracaktır. “Eğer yüz çevirirseniz. Artık ben kendisiyle gönderildiğim şeyi size tebliğ ettim. Rabbim sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir ve siz O’na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim her şeyi koruyandır” ( Hud suresi 57.Ayet) “ Ve senin Rabbin gani, sınırsız zengin ve kullarının ibadetine muhtaç olmayandır. Çok rahmet sahibidir. Sizi başka bir kavmin neslinden meydana getirdiği gibi, eğer dilerse sizi helâk edip giderir de sizden sonra yerinize dilediği diğer bir kavmi getirir” (Enam suresi 33. Ayet)  “Eğer siz emredildiği gibi gazaya çıkmazsanız Allah sizi en şiddetli azap ile tazip edecek ve sizin yerinize sizden olmayan bir kavmi ikame eyleyecektir. Siz Allah’a hiçbir hususta zarar veremezsiniz.Çünkü Allah her şeye mutlak surette kadirdir.” (Tevbe Suresi 39.Ayet) “İşte sizler hak yolunda mal vermeye davet edilenlersiniz. Fakat içinizde hasislik (Cimrilik) edenler var. Hâlbuki hasislik eden kendi nefsine etmiş olur. Çünkü Allah gani olduğu halde sizler O’na muhtaç fakirlersiniz. Eğer itaatten yüz çevirirseniz Allah sizin yerinize sizden olmayan ve sonra da sizlere benzemeyecek olan başka bir kavmi ikame edecektir” (Muhammed Suresi 38. Ayet) “ Bedevi Araplardan geride kalanlara de ki sizler müthiş şecaat sahibi olan bir kavim ile karşılaşmaya davet olunacaksınız. Ya onlarla savaşacaksınız veyahut onlar Müslüman olacaklar. Eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir mükâfat verecek. Fakat evvelce döndüğünüz gibi gene yüz çevirecek olursanız sizi çok acı bir azap ile tazip edecektir” (Fetih Suresi 16.Ayet)

Yukarda meallerini verdiğim ayetler Maide suresi 54. Ayetinin anlamını çeşitli yönlerden destekleyen ayetlerdir. Maide suresinin 54. Ayeti yorumlanırken bu ayetlerin anlamları da dikkate alınmalı ve bağlı olarak açıklanmalıdır.

Bunların dışında Kur’an ayetlerini ve hadisleri tartışmasız en doğru tefsir eden bir müfessir daha vardır ki o da zamandır. Zaman tartışılan ve birbirlerini tekzip eden birçok müfessiri elinin tersiyle bir yana iter ve onların tartıştığı konuda son sözü söyler. Meselâ peygamberimizin İstanbul’un fethiyle ilgili hadisini bir hatırlayalım “Kostantiniyye (İstanbul) muhakkak fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne iyi asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır” Bu hadis miladi 624/625 tarihlerinde Hendek savaşı sırasında söylenilmiştir. Bu hadisteki “İyi asker” ve  “güzel komutan” övgüsüne mazhar olmak için nice komutan güçlü ordularıyla İstanbul’u kuşatmış fakat almaya muvaffak olamamıştır. O sırada Araplar Türkleri hiç tanımadıkları gibi Türkler de Müslümanlığı hiç tanımamışlardı. Asırlar geçti 6 Nisan 1453 günü bir Türk Sultanı İstanbul surları önünde ordusunu hücuma kaldırdığında fetih ile ilgili bütün hazırlıklarını tamamlamıştı. İstanbul’ un en güçlü savunma silahlarını susturacak karşı silahlarını da hazırlamıştı. Surları yıkacak toplar, donanmasını haliç’e karadan indirecek leventler ve kendi donanmasına zarar vermeden düşman donanmasını yakan havan topları bunlar arasındadır. Yani o güne kadar dünyanın hiç tanımadığı teknolojiyi ve savaş araçlarını İstanbul önlerine getirmişti. “Ya Bizans beni, ya da ben Bizans’ı alacağım” diyen sağlam bir irade,  atını denize sürecek kadar sınırsız bir cesaret, bunların ötesinde sağlam bir iman fethin bütün alt yapısını oluşturuyordu. 29 Mayıs1453 bir Salı günü hadisin ihtiva ettiği mana gerçekleşiyor ve İstanbul İslâm’la şerefleniyordu. Artık İslâm uleması arasındaki tartışma bitiyor, peygamber dilindeki “iyi asker” ve “ güzel komutan”  övgüsü sahiplerini buluyordu. Bundan dolayı da “ İslâm’ın evrensel mesajı”  hiç etkilenmiyordu. Böylece zaman hadisi şerifi tefsir ediyor ve bu konudaki tartışmaya son noktayı koyuyordu.

Gelelim Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Sayın Dr. Ekrem Keleş’in bu konudaki son hükmüne. O ne diyor. Bir kere daha hatırlayalım. “Ancak ayetlerin tefsir ederken özellikle bir topluluğun veya bir milletin ayetin kastettiği ırk veya millet olduğunun vurgulanması veya öne çıkarılması ayetin tefsirini daraltacağı gibi dinin evrensel mesajıyla da bağdaşmayacaktır”  Bu hüküm bir milletin alın terinin din alet edilerek elinden alınmasından başka bir şey değildir. Bir millet ve kavmi bizzat Allah ifade ediyor. Onun ifade ettiği bir anlama en hafifinden perdeleme yapmak yakışıksız; hele de bunun için dini alet etmek haddi aşmaktır. Bir millet İslâm’la şereflenecek, onun sancağını yükseltecek, dinin nurunu bilinen dünyanın üç kıtasına taşıyacak ve bunun için ayette ifade edildiği gibi gaza edecek, kâfirlere kahhar ve mazlumlara hoşgörülü ve alçak gönüllü olacak, kınayanların dilinden yılgınlığa düşmeyecek ve bunu Allah sevgisi için yapacak, Allah da onları sevecek. Biz de kalkıp o milleti öne çıkarmamak ve ismini söylememek için “ayetin anlamını daraltacağı ve dinin evrensel mesajıyla bağdaşmayacağı gerekçesiyle” söylemekten uzak duracağız. Bu Allah’ı gücendirir. O millette yarın kanının ve canının hakkını sizlerden huzuru mahşerde hem de yakanızdan tutarak talep eder. O güne kendinizi hazırlıyor musunuz? Zaten mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim sizin bu sessizliğinizi ya da perdelemenizi Fetih suresi 16. Ayet ve yukarıya çıkardığım ayetlerle tekzip etmiyor mu? Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığını Arap anlayışı etkisinden kurtularak İslâm’ın evrensel anlayışına hizmet etmeye davet ediyorum. 

Bir başka konuda buluşmak üzere kalın sağlıcakla.    

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.