26 Eylül 2018
  • Bolu12°C
  • İstanbul15°C
  • Ankara13°C

KİM SUÇLU?

Aykut Karagüzel

23 Mayıs 2018 Çarşamba 11:37

 

Uzun bir aradan sonra tekrar yazılarıma başlamanın verdiği heyecan ve mutlulukla “Merhaba!” demek isterim sizlere.

Ligin başladığı günden bu yana takipçisiyiz Boluspor’umuzun. Birçok deplasman maçına da gitmişliğim vardır. Fuat Çapa’nın ısrarla gitmiyorum; kovun beni! Dediği günlerden geldik bugünlere. Sait Karafırtınalar Hocamız göreve ilk başladığında hocaya umutsuz bakan kişilerin başında yer alanlardandım. Ama her geçen hafta, her geçen maç Sait Hoca umudumuzu yeşertti ve ilk altıya takımı sokup bugünlere getirdi bizi.

Takım gerçekten iyi oynuyordu. Takım gerçekten kenetlenmişti. Başkanı, yönetimi, hocası, futbolcuları ve 14 numarası ile tam bir bütünlük sağlıyordu şehir. Seyirci tekrar stada gelmeye başladı; seyirci tekrar inancını yükseltti ve boğazı yırtılırcasına takımı destekliyordu.

Futbolcular inançlıydı, maçlardan sonra galibiyet ya da mağlubiyete kafa yoruyorlardı. Hoca güzel bir birliktelik yakalamıştı. Başkan ve yönetim neredeyse kulüpte yatıyorlardı. Özellikle son iki aydır yöneticilerin birçoğu kendi işlerini ikinci plana atıp Boluspor sevdasına düşmüşlerdi. İnanç her geçen gün biraz daha yükseliyordu.

Bir ara acaba ilk ikiden çıkabilir miyiz? Sorusunu birbirine sormaya başlamıştı başkan, yönetim ve boluspor sevdalıları yani 14 numara. Ama herkeste bir korku ve tedirginlik vardı. Nedeni ise geçmiş tarihlerde yaşanmış olan talihsizliklerdi. O kadar çoktu ki… ama olsun yine de bağırarak olmasa da(inanmadıkları için değil, nazar değmesin diye korktukları için) “O sene, bu sene!”mi acaba? Demeler başladı.

Neydi bu şehrin talihsizliği ki her yıl bu hüsranı yaşamak zorunda bırakılıyordu?

Eksik bir şey mi vardı da bir türlü gelmiyordu “O SENE”?

Kim istemiyordu Boluspor’umuzun Süperlig’e çıkmasını? (İŞTE BU SORUYU BEN İLK DEFA SORDUM KENDİME)

Yönetim mi istemiyordu?

O zaman ne uğraşıp duruyorlar, gecelerini gündüzlerine katıyorlar, futbolcunun tüyü dönse koşup yardımcı olmaya çalışıyorlar.

Şehrin siyasileri mi istemiyor?

İyi de hangi siyasi kendi şehrinin sosyo ekonomik açıdan gelişmesini ve bunun da bir spor dalıyla gerçekleşmesini istemez ki? Dünya kadar para akıtıp şehrin adını duyurmak yerine süperligde takımın olsun yeter.

Taraftar yani 14 numara mı istemiyor?

Hadi oradan buna cevap bile yazmam. Son harçlıklarıyla 15 saatlik yola düşüyor benim öğrencilerim. Hepsini alnından öpüyorum.

Eeeee?

Kim istemiyor?

Ben mi istemiyorum; Sen mi istemiyorsun?

KİM, KİM, KİM?

Ben Gazişehir Gaziantepspor maçının ikisini de canlı olarak izledim. Birinci maçta anlam veremedim, toz konduramadım ve söyleyemedim kimseye. Ama ikinci maçta da aynı şeyi görünce çıldırdım. PES! dedim.

Gaziantep’e gittiğimizde hepimizde müthiş bir rahatlık vardı nedense. Hep Bursa’daki rakibimiz kim olacak düşüncesi vardı. Ben Ümraniye’yi istiyordum; Ateş Erzurum gelsin diyordu; Abdullah fark etmez ikisini yeneceğiz Bursa’da diyordu.

Neden mi bu kadar özgüven vardı?

Çünkü Gazişehir takımı ile Boluspor’umuzu karşılaştırdığımızda futbolcu kalitesi olarak bizim futbolcularımız iki üç gömlek üstün geliyordu. Hocamıza zaten güvenimiz sonsuzdu. Son maçlarda hiç hata yapmayan hoca bu kritik maçlarda mı hata yapacaktı?

İki maç bitti ve sonuç:

İki maçta da hatalı kadrolar çıktı hoca tarafından.

İki maç bitti ve sonuç:

Bizim futbolcularımız iyi futbolcu olmakla, ruhunu ortaya koyarak oynayan futbolcu olmak arasındaki farkı öğretti bize. (Umut Meraş hariç)

Buradan umudumuzu kırdığı için, seneye oluşacak takıma şimdiden güven eksikliği yarattığı için ve bizi yarı yolda bıraktığı için Bolusporlu futbolcuları kınıyorum.

Keşke Bolu’ya sadece para kazanmak için bir işyeri gözüyle değil de yıllardır emeği çalınmış ve mutluluğu yüzde yüz hak eden bir şehir olarak bakabilseydiniz.

Yazık!..

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.