16 Kasım 2018
  • Bolu3°C
  • İstanbul10°C
  • Ankara3°C

KUTSAL TORAKLARDAN ÇİZGİLER, RENKLER VE SESLER

Cevat Özsoy

15 Temmuz 2018 Pazar 13:32

Makalemin kısmen başlığını, 70’li yıllarda hacca giden kalem Üstadı, fikir ve dava adamı Necip Fazıl’ın kitabından aldım.

O günlerde, gazetede tefrika edilip,kitap haline getirilen N.Fazıl'ın hac hatıralarını,umreye gitmeden önce tekrar okumak isterdim; ama kütüphanemde bulamadım. İlk işim bu kitabı bulup tekrar okumak olacaktır.

Çünkü, böylesi önemli bir ziyaretten önce, bir alt yapı oluşturmak gerekiyor.

Gerçi, katıldığım HİSAR Turizm yetkilileri telefon açıp “ sefere çıkmadan önce seminer düzenledik,katılmanı bekliyoruz” dediklerinde,Kabe’nin etrafında tavaf, ihram gibi, klasik bilgiler verileceği düşüncesi ile biraz gönülsüz katılsam da, verilen bilgiler ve anlatılanlar karşısında, işin önemini çok daha iyi hissetmeye başladım.

Nereye, ne için ve nasıl gidileceğinin özünü kavramak, kimin huzuruna nasıl çıkılacağını, nerede, ne yapılacağını bilmek için bu seminerlerin çok önemli olduğunu anladım ve iyi ki katılmışım dedim.Zaten, şirket görevlileri, başlangıçtan itibaren, bitiş noktasına kadar işin mana boyutunu hep ön planda tuttular. Bu manada HİSAR Turizm yetkililerine teşekkür ederim. Böylesi bir bilinçle yola çıkarsan, insanın gönlünde ve ruhunda bir alt yapı oluşuyor.Yola çıkar çıkmaz attığın her adımın, her hareketin nasıl bir değer ifade ettiğini hissetmeye başlıyorsun.

Uçağımız Medine hava limanına inmesi ile beraber, artık çok farklı bir yeryüzü şehrinde olduğumuzun farkındaydık.Bizi, sıcak; ama tatlı bir esinti karşıladı.

Hava limanında, bilhassa Türk yolcularını pasaport işlemlerinde uzun müddet bekletiliyorlar söylentilerine rağmen, işlemlerin hızlı bir şekilde gerçekleştiğini; hatta bir stant’ın önünde birikim olduğunda yeni bir stant açıldığına şahit olduk.

Hava limanından otobüslerle bizim için ayrılan otele gidip yerlerimizi alıyoruz; ama aklımızda hep Allah’ın Resulünün huzuruna çıkıp selamlama görevini ifa etmek var.

Necip Fazıl, İnsanlık ehramının zirvesi olarak nitelendirdiği Peygamberimizin huzuruna çıkmayı bir cezbe halinde şöyle anlatır.“ Esselamu aleyke ya Rasulullah! Burada, bu arş ve kürsüden faziletli yerde, toprak altında, yüzü Kabe istikametinde, hayy “diri” olarak her şeyi ve beni seyir ettiğini bildiğim Allah’ın sevgilisi ve benim aşk sermayesinin yegane sahibi yatıyor. Aydınlık gözleri ve hayal edilmez güzelliği ile bana bakıyor, çıldıracak gibiyim” derken, Gözlerimden iki damla yaş damladığını ifade eder ve “demek ki ben bu günü görmek için dünyaya gelmişim” sözleri ile duygularını dile getirir.

Bizde aynı duygularla “Esselat-u Vesselam aleyke ya Rasullullah!,Esselamualeyke ya Eba Bekir, Esselamü ya Ömer’ül Faruk! Sözleri ile selamlamamızı yapıyoruz.

Necip Fazıl Medine’imünevvereyi güler yüzlü, Mekke’imükerremeryi sert  bakışlı olarak nitelendirir.

Mescidi nebevi oldukça geniş bir alan...Osmanlıdan sonra bir hayli ilaveler yapılmış ve her taraf klimalarla serinletiliyor.Orada on binler, aynı anda beş vakit namazı cemaatle kılıyor.Buranın öyle bir hali varki, her dem sizi iç hesaplaşmaya, tefekküre, yaratıcı ile rabıta kurmaya davet ediyor.Namaz kılınıyor, ortak dualar ediliyor,hasılı burada inanılmaz bir huzur akımı var ve bu akım sizi

de etkiliyor. Bu duyguları anlatmak imkansız, yaşamak lazım.

Peygamberimizin” Cennet Bahçesi dediği ve yeşil halı ile ayrılan revza-i  Mutahhara bölümünde namaz kılmak büyük mazhariyet;fakat oldukça da zor…Hasbel kader burada küçük bir boşluk bulabildiğinizde hemen iki rekat namaz kılıp dua ediyorsunuz.

Bizim kafileden Birol kardeşim ile beraber burada namaz kılabilmek için safların arasından, kimseyi incitmeden, öne doğru ilerliyoruz. Peygamberimizin Hane-i Sadeti ile Mihrab arsındaki ön saf, Cuma vakti yaklaştığı için, boşaltılmış. Birol kardeşim görevliye beni göstererek,  “müsaade ederseniz sadece iki rekat Namaz kılmak istiyor” diye ricada bulunduğunda,Görevli bana baktı, ben ona baktım, buyur diye işaret edince, sanki dünyalar benim oldu. Hac ve umreye giden her Müslüman’ın namaz kılmak için çırpındığı bir yerde, sanki imtiyazlı bir kul imişim gibi, tek başıma iki rekat namaz kılmam beni çok duygulandırdı.Bu imkanı veren Rabbime şükür edip niyazda bulundum.Çünkü burası duaların asla ret olunmayacağı ve ibadet eden kişilerin Cennetle müjdelendiği bir mekandır. Duaya müteakip, kendimi toparlamaya çalışarak,Kabr-i saadet önündeki camekan önünden sessizce ve yavaş yavaş  ilerlerken, Peygamberimizi ve aynı yerde metfun bulunan H.zEba Bekir ve H.z Ömer’i selamlayıp ve onları vesile kılarak dua edip huzurdan ayrıldım.

Bir ara,Cennetül Baki mezarlığını,yani Cennetin kalıcı misafirlerini ziyaret ettik. 70’li yılarda Hac vazifesini tamamlayıp Medine’de vefat eden benim Dedemin de bulunduğu Cennetül bakide, Osmanlı döneminde 60 dan fazla sahabe türbesi varmış; ama şimdi onların hepsi yıkılıp taşlarla işaret konulmuş. Necip Fazıl bu durumu gördüğünde adeta şok geçirir ve şöyle der “Kabristan korkunç!Taşların sırıttığı bir tarla, bir taş tarlası…H.z Ayşe’den H.z Osman’a kadar her laht karşısında, onların hayat demeye değer ömürlerinden çizgiler, renkler ve sesler alarak dua ahengi ile ağladım, ağladım, ağladım”

Bizde bu duygularla Cennetül baküde Fatihalar okuyup, dua ederek ayrılıyoruz.

 

Burada dikkatimizi çeken şey ise binlerce güvercinin, ot dahi bulunmayan bu mekanda, yiyecek bir şeyler arayıp bulması ve hiçbir güvercin gübresinin olmaması oldu.

Misafirliklerin en güzeline müşerref olduğumuz huzuru Nebi’nin bağrından ayrılma vakti geldi.Kabe’yi Muazzama’ya gitmenin sevinci ve Rasulü Ekrem’e veda etmenin hüznü ile Medine’i Münevvereden ayrılıyoruz.

Hedef Mekke- i Mükerreme…

Aynı heyecanla Mekke-i mükerremeye ulaştıktan sonra, otelimize yerleşir yerleşmez, özlemle beklediğimiz, Kainatın merkezi Kabe’yi Muazzama’ya doğru yol alıyoruz. Rehberimiz ile beraber klimaların serinlettiği mescit ve koridorlardan geçip, yürüyen merdivenlerden inip, ayaklarımızın ucuna bakarak, sessizce ilerliyoruz. Rehberimizin “ Bismillah-i Allah’u Ekber” seslenişiyle başımıza kaldırdığımızda, sanki bir inci gibi parlayan Kabe-i Muazzama karşımızda… Muhteşem bir görüntü… Sanki  “hoş geldiniz” der gibi bize bakıyor, biz de ona bakıyoruz. Duygulanıyoruz, çevremde hıçkırıkları duyuyorum, sanki zaman durmuş gibi… O muhteşem görüntünün yanında, bir mahzunluk görüntüsü hissediyorum. İkilem arasında gidip geliyorum. Çevredeki devası binaların maddi çekim gücü, o muazzam gücü gölgeliyor endişesi ile oralardan gözümü kaçırmaya çalışıyorum ve ne muradım varsa huzurda  mırıldanıyorum..

Mekke-i mükerremede olsun, Medine-i Münevverede olsun Zemzem hizmetleri ve temizlik mükemmel… Misafirlerin rahat ibadet yapabilmesi için her türlü imkan sağalanmış…

Gerek Hac, gerekse umre vecibesini yerine getirebilmek için ihram giymek, tavaf yapmak, sefa ve Merve arasında say yapmak, Arafat’a çıkmak gibi vecibelerin yanında bazı yasaklar var. Yasakları ihlal edenlere çeşitli cezalar var. Hasılı kelam Mekke-i mükerremede, Medine- Münvverenin aksine tam bir disiplin ve zorluklar var. Onun içinde sürekli, Haccımızı ve umremizi kolay eyle diye dua ediyoruz.

Zaman su gibi akıp gidiyor. Artık dönüş zamanını geldi.

Gözlerimiz arkada, aynı duyguları tekrar yaşamak temennisi ile kutsal topraklara veda ediyoruz.

Esasında, böylesi önemli bir ziyaret, bu kadar anlatımla bitmez; ama biz bununla iktifa edelim.

Kalın sağlıcakla…

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.