20 Eylül 2018
  • Bolu11°C
  • İstanbul20°C
  • Ankara9°C

NOSTALJİK YAZI BİZİM MAHALLE(KÖY) -2-

İlahmi Candemir'in kaleminden...

NOSTALJİK YAZI  BİZİM MAHALLE(KÖY)  -2-

03 Eylül 2018 Pazartesi 10:06

Gelelim o zamanki düğün merasimlerine; Önce şu hususu belirtmeliyim; Evlilikler genellikle görücü usulü ile olurdu gibi gösteriliyor idiyse de kızlar genellikle yakın köylerden veya köy içinden alınırdı.(Not/Alınırdı kelimesi için özür dilerim, o kelime o dönemin kelimesidir).Bu nedenle uzaktan da olsa kız-erkek  biri birlerini görürlerdi.Örneğin benim babaannem, anneannem,                        kayınvalidem komşu köy Salıbeyler’li idiler.Çoğu kez de evlilikler köy içinden olduğu içindir ki herkes şöyle veya böyle biri birbirleriyle  hısımdı.Yani köyde HASIMLIK değil HISIMLIK söz konusu idi.Hal böyle olunca kişiler arasındaki ilişkiler hem İslami ve hem de insani açıdan  çok çok iyi idi. Düğünlere gelince;Kadınlarınki ayrı erkeklerinki ayrı olurdu.Kadınların eğlencelerine “KINA” erkeklerin eğlencelerine  “ŞENLİK”denilirdi ve  bu iş için tahsis edilen evlerde gece  yapılırdı.Kadınların  eğlencelerinin enstrümancısı  bir kişi olurdu o  da genellikle “ud” veya “keman” çalardı.Hatırladığım kadarı ile eğlencelerde ya “ud”cu Seher veya Kozlu köyünden kör kemaneci denilen görme engelli bir erkek  olurdu.Yani kadınların enstrümancısı gözleri gören erkek olmazdı. Erkeklerin eğlencelerinin saz ekibi  genellikle davul-zurna,keman,klarnet ve köçeklerden oluşurdu. Geceleri sabahlara kadar yenilir-İÇİLİRDİ.Evlerde TV yok, köyde sinema yok,çoğu evde radyo dahi yok,eğlenceye susamış,eğlence özlemi ile şarj olmuş bu kişilerin yılda bir-iki kez ele geçen bu fırsatı değerlendirerek sabahlara kadar eğlenmeleri tabii ki gayet doğaldı.İÇİLİR derken alkolden söz ediyorum( Not/O dönemlerde haram içen çoktu,şimdi ise dünya tersine döndü haram içen azaldı,haram yiyen çoğaldı.)Gelin alma konvoyu, öküz arabalarından ibaretti.Bu arabaların üzerleri hanımların binmeleri için değişik renkli kilim ve halılarla kapatılırdı.Yani bu arabalara erkekler binemezlerdi. Atı olan birisi eline bir horoz alır,açık alana gider horozu atardı, horozu kim yakalarsa onun olurdu.Bir defasında da ben yakalamıştım.Mevlüt genellikle cenaze merasimlerinde veya sünnetlerde okunurdu,düğünlerde okunduğunu hatırlamıyorum.(Not/Nereden nereye,şimdi  Mevlüt’süz düğün olmuyor).

       Sayın okur,ben düğünlerin eğlence kısmına değindim, kız istemeden tutun da  gerdek gecesine kadar olan prosedürü genellikle kadınlar icra ettiklerinden  ben bu hususta bilgi fakiriyim  konuyu es geçiyorum,af ola.

         Cenaze merasimlerine gelince, halen uygulanmakta olan merasimlerle pek bir fark olmamakla birlikte o zamanlar şimdi olduğu gibi mezarlıkta pide ikram edilmezdi ve kadınlar mezarlığa gelmezlerdi.

        Kandillerde şimdi olduğu gibi lokum(lokma) veya helva yapılıp dağıtılırdı.  Bugünlerden farklı olarak biz küçükler  gece ellerimizde birer mum veya meşale “mum gecesi kandil gecesi” diyerek köyün içinde gece yarılarına kadar  tur atardık.Hatta bir keresinde komşunun samanlığını yakmıştık.

        Dini bayramlarda bayram namazını müteakip cemaat cami önünde toplanıp bayramlaşırlardı. Dargınlar varsa büyüklerin telkinleri sonucu hem barışırlar ve hem de bayramlaşırlardı. Şimdi bakıyorum da bayramlaşmalar var ama barışma pek yok.  Daha sonra her ev karınca-kararınca yemek hazırlar,tepsiye koyar,köy meydanına getirir ve tüm köy halkına ikram edilirdi ki benim köyümde bu iki kez yapıldı ve daha sonra terk edildi (Not/Halen bu usulü  devam ettiren köylerin olduğunu duyuyorum.)

        Köyümüz şehir merkezine  1-2 Km mesafededir. Bu nedenle köyde kahvehane veya kıraathane yoktu.Köyün yetişkin erkekleri  tarım arazileri  sınırlı olduğu için tarımın yanında  ya esnaflık yaparlardı,ya   zanaatkarlardı.  (terzi,marangoz vs.gibi).  Köyümüzün yetişkin erkekleri arasında alkol tüketimi vardı, şimdi ise alkol tüketimi yok denecek kadar azdır.

          Yukarıda da değindiğim gibi köy sakinleri arasındaki dayanışma insanı hayrete düşürecek kadar iyi idi.Bir yangın olsa yediden yetmişe herkes koşardı.Birisinin büyükbaş hayvanı zorunlu olarak kesildiğinde- veteriner raporu uygun ise - etleri bedeli mukabili adeta kapışılırdı ki hani “üzüntüler paylaşıldıkça azalır” derler ya onun gibi hayvan sahibinin mağduriyeti paylaşılırdı.

         Köyümüz şehir merkezine yakın olduğu için kent kültürünün etkisi gözle görülürdü.O dönemlerde dahi köyümüzde  ilk okul,orta okul  veya mesleki okul mezunlarının çok olduğunu biliyorum.

           Bolu bir serhat şehri olmadığı gibi soykırımlara  maruz kalmadığı içindir ki kahramanlık türkülerimiz yoktur,ne vardır? Eğlence ve safahat  içeren türkülerimiz vardır.Üç o yandan beş bu yandan,estireyim mi estireyim mi yavrum sana fistan kestireyim mi.Yeşil yeşil ördek,Ada yolu kestane vs gibi türküler görüldüğü gibi  hep eğlence ve safahat  içermektedir.

          Sayın okur,bu kadar gevezelikten sonra  tatlı ve acı  bir anım olarak şu hususu  sizlerle paylaşmak istiyorum;Halen Atatürk Stadyumunun, Pazar yerinin bulunduğu alan ile DSİ binaları ile o binaların sağındaki-solundaki alanlar çayır idi ve mera olarak kullanılıyordu. Bu çayır hergele (hayvan sürüsü)çayırı idi.Köyümüz hayvanlarını sabahleyin hergeleciye bırakıp  akşam gelip alırdık.Anneannemin de büyükbaş hayvanları vardı,ben getir-götür işini yapardım,o da bana her gün bir dilim kaymaklı(manda kaymağı)ekmek verirdi.Şimdide manda kaymağı alıyorum ama o kaymakların tadı bir başka idi.Gerçi bu fark kaymaktan mıdır yoksa yaştan mıdır bilemiyorum.Galiba yaştan,zira insan yaşlanınca bırakın kaymağın tadını yaşamın dahi tadı kalmıyor.

           Not/Bolu belediyesi “Bizim Mahalle”adlı bir dergi çıkarmaktadır.Buna vesile olanları kutluyorum,emeği geçenlere de teşekkür ediyorum.

             Hoşça kalın

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar