21 Eylül 2018
  • Bolu24°C
  • İstanbul26°C
  • Ankara28°C

GECE GÜNDÜZ SATIYORSUN DA, BU BÜTÇE AÇIĞI NEYİN NESİ? PARA NEREYE GİTTİ?

Gece gündüz satıyorsun da, bu bütçe açığı neyin nesi? Para nereye gitti?

21 Aralık 2009 Pazartesi 00:00

Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener'le yüz yüze görüştük. Şener gazetemize yaptığı açıklamada, hükümete ağır eleştirilerde bulunarak; “Gece gündüz satıyorsun da bu bütçe açığı neyin nesi? Para nereye gitti?” dedi.

RÖPORTAJ: ZEKİ ERCİVAN

Gazete olarak yine yepyeni bir çalışma dosyası ile size parlamento dışı partilerin ulusal ve yerel gündeme ilişkin düşünce ve projelerini aktarıyoruz. İktidar ve muhalefet arasında sıkışan siyasi ortamda, şuan parlamento dışı olan siyasi partilerin, yani siyasetin diğer aktörlerinin topluma ve siyasete ilişkin ne tür fikirlere sahip olduğunu öğrenmek için, parlamento dışı partilerin yöneticileriyle görüşmeye karar verdik. Yaptığımız dosya çalışmasını ilk olarak, Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener'le görüşerek başlatmayı uygun bulduk. Şener talebimizi geri çevirmedi ve sorularımıza cevap verdi.

Demokratik Açılım süreciyle birlikte ülkede etnik kökenleri farklı olan vatandaşların durumu ile ilgili çeşitli açılım projeleri üretilmeye başlandı. Bu projelerin içinde Ermeni Açılımı ve Çingene Açılımı da yer aldı. Son dönem gelişen ve Kürt açılımlarıyla ilgili değerlendirmeleriniz neler? Siz bu süreci doğru buluyor musunuz?

Bir şeyin doğru ya da yanlış olmasından öte, doğru zamanda ve doğru yöntemle sürdürülüp sürdürülmediği de önemlidir. Bu Demokratik Açılım konusunu değerlendirdiğimizde gördüğümüz tablo, geldiğimiz nokta başladığımız noktadan daha kötüdür. Aylardır Türkiye Demokratik Açılımı konuşmuştur. Sonunda bu açılım bir kapanışla noktalanmıştır. Ve bu arada da ayrışma derinleşmiştir. Siyaset hep kavga etmiştir. Başbakan ağza alınmayacak sözleri muhalefet partilerine söylemiştir. Muhalefet partileri ağza alınmayacak sözleri Başbakan'a söylemiştir. Devletin tepesinde böylesine sert kaba bir kavga ortamı varken aşağıda birliğin, beraberliğin, barışın, huzurun olması mümkün değildir. Başbakan ve siyaset ayrıştırmayı derinleştirmiştir. Şimdi geldiğimiz noktada ise ülke ilk defa duygularıyla ve heyecanlarıyla ayrışan, ayrışmaya başlayan vatandaşlarımızın olduğu bir ülke haline dönüşmeye başlamıştır. Bu tehlikeli bir süreçtir. Ve bu andan itibaren siyasetin yaptığı işe daha fazla dikkat etmesi gerekir.

Peki, bu süreç beraberinde bir bölünmeyi getirir mi? Tarif edildiği gibi sınırları belli iki ülke durumu gerçekleşir mi?

Biz Türkiye'den yanayız. Bu tip şeyleri konuşmanın bile zararlı olduğunu düşünüyorum. Türkiye'de insanlar bir arada yaşamak istiyor, huzur içerisinde yaşamak istiyor. Halkın iradesi, bu ülkenin coşkusu aynıdır. Duyarlılıkları da aynıdır. Ama ülkede güven bunalımı oluşturmak, kurumlar arasında güvensizliği derinleştirmek, siyasette kavgayı artırmak suretiyle, ülkeyi dış etkilere açık hale getiren bir yapı var. Dışarıdan yönlendirmeye ve yönetilmeye açık hale getiren bir anlayış var. Bizim açımızdan risk oluşturan şey budur. Onun için her şeyin yenilenmesi lazımdır.

Yüzde 10 seçim barajı ve siyasi partiler kanunuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Yüzde 10 seçim barajının olması şu açıdan değerlendirilmelidir. 2001 krizi olduğu zaman iktidar olan üç parti ekonomik kriz ortamında ekonomiyi küçülttükleri için yüzde 5,7 oy alarak, yüzde 10 barajının altında kalmışlardır. Şimdi mevcut iktidar partisi de Başbakan'da 2001 krizinden daha derin bir krize soktu Türkiye'yi. Ekonomi 8,4 küçüldü. İşsizlik oranı 2001 krizinin en az yüzde elli daha üzerinde ve Dünya'nın en yüksek işsizliği bu tabloda görünüyor. Başbakan yapmış olduğu Kıbrıs açılımı, Ermeni açılımı, Demokratik Açılımla normalde yüzde 10 barajının altında kalması lazım. Yani Başbakan ve iktidar partisinin hakkı nedir derseniz, önümüzdeki seçimlerde yüzde on barajının altında kalmaktır. Ama medya üzerinde kontrol sağlamaya çalışarak, kamu gücünü medya üzerinde kullanmak suretiyle tüm yanlışlarını rasyonelleştirmeye çalışıyor. Basın yayın kuruluşları da sürekli her yanlışı, her olumsuz tabloyu mantıklı hale getirmek için çaba sarf ediyor. Ama bu çabaların sonunda netice vereceğini zannetmiyorum. Her iktidar neyi hak ediyorsa, seçimde onu buluyor.

TÜPRAŞ ve Telekom gibi Stratejik kurumların özelleştirilmesiyle ilgili düşünceleriniz neler? Örneğin siz iktidara gelirseniz bu kurumlara ilişkin ne tür değişiklikler yapacaksınız?

Daha önce hiçbir özelleştirmeye, yabancılaştırmaya imza atmış değilim. Bana gelenleri de reddettim. Ama prensip itibariyle özelleştirmeye karşı değilim. Ekonominin rasyonelleşmesi için özel sektöre devredilebilir. Hatta 1930'lu yıllarda KİT'ler kurulurken, onların yasal alt yapısını oluşturmuştu. Ve bu kamu iktisadi kuruluşları ülkede sermaye birikimi tamamlandıktan sonra, özel sektöre devredilecektir diye 1927'deki KİT'lerle ilgili kanunda da ifadeler vardır. Sümer Bank, Eti Bank kuruluş kanunlarında da buna benzer ifadeler vardır. İktisadi devlet teşekküllerini daha kurulurken özelleştirileceğiyle ilgili kayıtlar zaten var.

Prensip olarak da özelleştirmeye karşı değilim ama nasıl bir özelleştirme, nasıl bir satış yapıyorsunuz ve kime satıyorsunuz? Sınırsız yabancılara satış mı? Bu konuda farklı düşüncelerimiz var. Her ülkenin ekonomik güvenlik denilen kavramı vardır. Ekonomik güvenlik kavramının var olmadığı tek ülke dünyada Türkiye'dir. Başbakanın partisinde öyle bir kavram yoktur. Ne bulursa eline ne geçerse satıyor savıyor. Sata sata bitiremedi ama, bütçeye bakıyor, bütçede yüzde 460 açık vermiş. Bu seneki bütçe açığı 63milyar lira olacak ve Cumhuriyet tarihinin rakamsal olarak en büyük açığı bu yılın bütçesidir. Şimdi ister istemez sormazlar mı adama, ne var ne yok gece gündüz satıyorsun da bu bütçe açığı neyin nesi, o kadar sattığın para nereye gitti?

Ekonomi ile ilgili genel tavrınız nedir? İktidara gelseniz serbest piyasa ekonomisi ya da karma ekonomi modeli ya da başka bir program nasıl bir yöntem izleyeceksiniz?

Kavramları eğip bükmenin anlamı yok. Devlet ekonomide olmaz diye bir şey yok. Amerika'daki bankaların hepsine devlet ortak oldu. Devlet işletmeciliğine en karşı ülkelerden biridir ABD. Kriz ortamında bankalar batmasın diye bütün bankalar aman devlet bizi kurtar demiştir, devlet de bankalara ortak olmuştur. Amerika'da bile bu tabloyu gördüğünüz zaman aman çağdaş ekonomi derki liberalizm tartışılmaz doğrudur, kabuldür buna aykırı şeyler mi söylüyorsunuz? Biz Türkiye için ne faydalıysa onu savunuyoruz. Hatta özel sektörün yatırım yapmadığı ileri teknoloji gerektiren çağı ve dünyayı yakalamak için gerekli olan sektörlerin Türkiye'ye bir girişim sağlaması için devlet öncülük etmelidir.

Röportajımız devam edecek.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.