20 Eylül 2018
  • Bolu17°C
  • İstanbul21°C
  • Ankara18°C

TEKEL İŞÇİLERİNİN YANINDAYDIK

TEKEL işçilerinin yanındaydık

15 Şubat 2010 Pazartesi 00:00

Grevlerinin 62. gününde olan TEKEL işçilerini Ankara'da ziyaret ettik. Yıllarca emek verdikleri fabrikalardan ne olduğunu anlamadıkları biçimde çıkarılan ve “Gidip 4C'ye başvursunlar” denilen, 61 gündür derme çatma çadırlarda, çocuklarından ve eşlerinden ayrı, sağlıksız koşullarda, gelen yiyecek yardımlarıyla yaşam mücadelesi veren yüzlerce işçinin yanındaydık.

“Her yer Tekel, Direnen işçiler yenilmezler, Kardeşler birleşti sıra zaferde, Yaşasın işçilerin birliği kardeşliği, Ölmek var dönmek yok!” sloganlarıyla her türlü olumsuzluğa, hatta Başbakanın değişmeyen ve anlaşmaya yanaşmayan tavrına rağmen, TEKEL işçileri grevlerini sürdürüyorlar. “Sadece özlük hakkımızı istiyoruz” diyen işçiler, yıllardır çalıştıkları fabrikalarda kadro haklarının ellerinden alındığını ve basına yansıtıldığı gibi bedavadan para kazanmak için değil, sadece hakları olanı, özlük haklarını almak için direndiklerini söylüyorlar. Toplumun grev hakkında yanlış bilgilendirildiğinden yakınan direnişçiler, “Dizlerimize kadar suların içinde zaten yeterince sağlıksız koşullarda çalışıyorduk. Hepimizde bel ve boyun fıtığı var. Başbakanın çıkıp söylediği gibi yatarak para kazanmıyorduk. Hepimiz çalışma koşullarından dolayı zaten hastalık sahibiydik” diyorlar.

Destek veren, insanların ve Partilerin yiyecek ve içecek yardımlarıyla yiyecek ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan işçiler bağışlanan yatak ve battaniyelerle, naylon ve çuvallardan yaptıkları derme çatma çadırlarda kalıyorlar. Aileleriyle telefonda görüşen işçiler, 62 gündür çocuklarını ve eşlerini görmüyorlar. Başbakanın tavrına ve açıklamalarına rağmen “Ölmek var, dönmek yok” diyen işçiler, işsizliğin hat safhada olduğu ülkemizde sadece kendileri için değil, tüm Türkiye'deki haksızlığa uğrayan insanlar için burada olduklarını dile getiriyorlar. 28 Şubat'ta bir müdahale yapılırsa ya da 4C'de gene iyileştirme yapılarak önlerine sürülürse de özlük haklarını almadan grevi bırakmayacaklarını ifade ediyorlar. Tek dertleri gelecek garantisi olan işçilerin çoğu 35 yaş üstünde. İşçiler, “Bu saatten sonra bize kim iş verir, ne yapabiliriz ki.Daha önce özelleştirilen kurumlardaki işçiler gibi bizi de devletin kurumlarına yerleştirsinler. Özlük hakkımızdan başka bir şey istemiyoruz” diyerek hakları olandan fazlasını istemediklerini hükümete 62 gündür anlatmaya çalışıyorlar.

DOKTOR GÖZETİMİNDELER

4 çocuk annesi Z. D., açlık orucunun 7. gününde. Konuşmaya hali olmadığı için onu fazla zorlamıyoruz. Açlık grevi yapan işçiler Türkİş binasının toplantı salonunda, koltukların üzerinde dinlenmeye çalışarak bir tek şekerli su içerek direnmeye çalışıyorlar. Daha önce açlık orucu tutanlardan bir kısmının hala hastanede tedavi gördüğünü öğreniyoruz. Doktor gözetiminde yapılan açlık grevinde durumu kötüye gidenler, orucu bırakma kararı alıyor. Ve yerine destek vermek için yeni işçiler oruca başlıyor. İşçiler oruca başlayan arkadaşlarını alkışlarla karşılıyorlar. Toplantı salonunda bir taraftan da televizyon açık, Başbakanla yapılan görüşmelerin sonuçlarını dikkatle bekliyorlar.

NE OLURSA KATLANACAĞIZ

11 Şubat'ta Türk Tabipler Birliği'nin, muayeneleri sonucu, “işçilerin sağlık durumu iyi değil” açıklamasıyla 7 gündür açlık grevini sürdüren grup grevi bırakmıştı. Yeniden greve başlayan işçiler, bizim gittiğimiz gün 21 kişi idiler. TEKEL'in Muş fabrikasından gelen M.K. açlık orucunun 3. günündeydi. Tansiyondan başka bir problem yaşamadığını söyleyen M.K., “Tansiyonumda biraz problem var bugün, bunun haricinde iyiyim. Az önce Başbakanın açıklamalarını dinledim, tansiyonum da o yüzden kötü oldu. '4C'de yeterince iyileştirme yaptım, söyleyin arkadaşlarınıza bir an önce evlerine dönüp 4C'ye başvursunlar' demiş. Ölmek var dönmek yok. Özlük hakkımızı alana kadar buradayız” diyor. 3 çocuk babası olan M.K. çocuklarıyla 60 gündür görüşmediğini söyledi. 28 Şubat'ta bir müdahale olursa ne yapacaksınız sorumuza, “Daha önce Abdi İpekçi'de de müdahale yapıldı. Ne yapacağız gene sırtımızı döneceğiz. Ne olursa katlanacağız. Çoluğumuzu çocuğumuzu aç bırakacak bu dayatmayı kabul etmeyeceğiz. Ya öldürecek bizi ya da özlük hakkımızı verecek. Biz işsiz kalınca zaten ölüden farksız olacağız” diyerek herhangi bir müdahalede yılmayacaklarını dile getirdi.

HÜKÜMET ATILAN TOKATIN FARKINDA DEĞİL

TEKEL Amasya fabrikasında çalışan işçi Z. E. ise açlık orucunun 2. gününde. 2 çocuk babası olan Z. E., “Şimdi durum daha iyi diyor. Hükümet atılan tokatın farkında değil. Yıllardır görülmeyen bir örgütlenme var, burada işçiler birleşti. Bundan sonra yapacakları özelleştirmelerde yada yapacakları haksızlıklarda bunu göz önünde bulundurmak zorunda kalacaklar, çünkü işçilerin sesi yükselmeye başladı. Biz burada ölmek var dönmek yok diyoruz. En baştan bize bir takım haklar tanıyarak, uzlaşmaya yanaşsalardı, iş bu boyuta gelmeyecekti. Bundan sonra özlük hakkımızı vermeden bizim buradan ancak cenazemizi çıkarabilir” diyerek hükümetin tavrını eleştirdi.

BU İNSAN HAKLARINA AYKIRIDIR

Erdoğan Yılmaz, TEKEL işçisi değil ama Tekel'cilere destek vermek için 60 gündür onlarla birlikte. Yılmaz, “Adım Erdoğan ama keşke olmasaymış. Başbakan diye başımıza getirdiğimiz Erdoğan'ın hiç insaniyeti yok çünkü. Burada bu işçiler 60. gündür soğukta taşın üzerinde yatıyorlar. Gelip bir bakmadı bile. Burada perişan oldunuz, geleyim de bir konuşalım demedi. Şimdi gene iyi durumdalar. İlk 2–3 hafta tabure üzerinde uyudu, taşta yattı bu insanlar. Bir de diyor ki, tazminatlarını ödedik. Burada bulunan kimsenin tazminatı falan ödenmiş değil. Ayrıca sanki işten çıkardı diye ödüyormuş gibi gösterdiği o tazminat zaten işçilerin yıllarca çalışıp hak ettikleri yani, maaşlarından emeklilik için kesilen paralar. Sigortalarının yatmasından dolayı ödenecek olan ikramiye. Yani sizi işten çıkarttım deyip de bu insanlara fazladan bir para ödemeyecek. Sürekli basını yanıltıyor. Ben duyuyorum insanlar; aman tazminatları da ödenecekmiş, gidip 4C ile çalışacaklarmış, bunlar daha ne istiyor diyor. İşin aslı öyle değil işte. Sadece 4C'li olmak için yani özel sektör kapsamında ça lışmak için başvuracaklar. İşe alınıp alınmayacağı kesin değil aslında alınmayacakları kesin.Bu yaşa gelmiş,bunca yıl bu işe emek vermiş insanlar, özel sektörde nasıl kendilerine yer bulabilirler ki? Hem bu şimdi TEKEL işçilerinin başına geliyor, iki gün sonra devlette kadrosunu hak etmiş herkes kendini özelleştirmeyle kapıda bulabilir. Bakın özelleştirme projelerine devletin birçok kurumu özelleştirme projesinde. Bugün TEKEL yarın herhangi birimizin çalıştığı başka bir kurum. Sen yıllarca çalış sonra özelleştik, git sen iş bul desinler. Şimdi KPSS'yle benzeri zorluklarla insanlar devlete girmeye, kendini güvenceye almaya çalışıyor. Zamanlarını, paralarını bu sınavları geçebilmek için harcıyorlar. Sonra ne olacak özelleştirdik biz burayı hooop hadi iş aramaya yeniden. Hayır, bu olmaz. Bu insan haklarına aykırıdır. Bu sosyal hukuk devletiyim diye geçinen bir devlete aykırıdır” dedi.

BUGÜN MÜDAHALE ETSİN

Açlık grevi yapanların yanından çıkıp işçilerin kaldıkları çadırları geziyoruz. Çeşitli partilerin, toplulukların ve insanların topladıkları yardımlarla kurulmuş çadırlar, yataklar. Küçücük naylon çadırları evleri gibi benimsemişler. Haklı mücadeleleri için her türlü zorluğa katlanmaya hazır gözüküyorlar ve katlanıyorlar da zaten. Başbakan TEKEL işçilerinin direnişine kulak vermese bile Ankara'da Sakarya kalabalık, sloganlar hiç susmuyor. Katılım büyük, halkın desteği hiç eksik olmuyor, kalabalıktan geçebilmek zor oluyor. Diğer bir tarafta da Çevik kuvvetlerin kalabalığı var. Coplu, maskeli her an hazır bekliyorlar. Başbakanın “28 Şubat'ta günleri doluyor. Müdahale edeceğiz” sözlerine Amasya Çadırı'ndan bir cevap var: “Neyi bekliyor? Bugün müdahale etsin 28 Şubat'ı beklemesine gerek yok. Bugün müdahale etsin. Özlük hakkımızı vermeden bizi grevimizi vazgeçiremeyecek. Buradayız, bekliyoruz.Ve sadece hakkımız olanı istiyo ruz.”

'BABA SEN ÖLECEK MİSİN' DEYİP YANIMA YAKLAŞMIYORLAR

“Hükümet bizi anlamıyor galiba” diyen Malatya Çadırı'ndan H.C. “Bizim derdimiz hükümetle, hükümeti devirmekle falan alakalı değil. Sanırım hükümet bizi anlamıyor. Direnişimizin AKP hükümetine karşı yapılan bir kışkırtma olarak nitelendiriyor. Hâlbuki bununla hiç alakası yok. Bizim tek derdimiz özlük haklarımız, çocuklarımızın aç kalmaması, hakkımız olan işimiz. Başbakan demiş ki 'Eğer işçilerin başına bir şey gelirse sorumlusu buna izin veren sendikalardır.' Bize bir şey olursa sorumlusu devletin başında bize kulak vermeyen, bizi bu duruma sokan kim varsa odur” dedi. Eylemin 53.günü evine gittiğini söyleyen iki çocuk babası H.C. “Çocuklarım öyle korkmuş ki. 'Baba sen ölecek misin?'deyip yanıma yaklaşmıyorlar.” derken gözleri doldu. “Hükümetin
kendisiyle değil yaptırımlarıyla sorunumuz var” diyen H.C. “ Bir an önce oturup düşünmemeliler yaptıklarını ve buna bir çare bulalım demeliler artık”
dedi.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.