15 Kasım 2018
  • Bolu6°C
  • İstanbul11°C
  • Ankara7°C

ÜLKEYE BİR DELİ GÖMLEĞİ GİYDİRDİLER

Ülkeye bir deli gömleği giydirdiler

15 Mart 2010 Pazartesi 00:00

Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu, Ankara Genel Merkez'de yaptığımız görüşmede, Türkiye siyasetiyle ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı. Pamukoğlu Türkiye'de yaşanan krizlerin geçmişte alınan kararlar nedeniyle olduğunu söyledi.

RÖPORTAJ: ZEKİ ERCİVAN

Onu, efsane komutan olarak anılmaya başladığında yazdığı “Unutulanlar dışında bir şey yok” kitabıyla tanımıştım. Şimdi ise çok farklı bir kulvarda koşuyor. “Artık sızlanma, şikâyet etme, ağlama zamanı geçti. Her yerde çöküntü, gayesizlik ve yanılgı havası hâkim. Bu gidiş nereye diye sormaya kalkışmak ise aymazlıktır. Artık yolun ötesi görünmüştür. Siyaset, ekonomi ve güvenlik meseleleri diz boyu olup, bunları ortadan kaldırmak için cesur ve erdemli bir siyasi mücadele şarttır” diyen Pamukoğlu ile Genel Yayın Yönetmenimiz Süha Alparslan'la birlikte görüştük.

Neden siyasetle ilgilenmeye başladınız?

Bu memlekette halk ekonomik anlamda tükendi. Halk bitmiş, halk zayıflamış, halk bir deri bir kemik kalmış. Halkı gürbüzleştireceğiz. Bu konuda ne yapılması gerekiyorsa elimizden geleni yapacağız. Biz teoriler ve nazariyelerle uğraşmayız. Dünyada teoriler ve nazariyeler hep konulmuş. Bu durumu değiştirmek için yola çıktık.

Siz 47 doğumlusunuz ve 68 kuşağına yakından tanık oldunuz…

Bir kısmımız harp okulunda, bir kısmımız fakültelerde okuyorduk. 68 kuşağı dedikleri budur.

Siz o dönemde öğrenci miydiniz?

Evet, harp okulundaydım.

Okuduğunuz dönemde Deniz Gezmiş'in ve arkadaşlarının sürdürdüğü mücadeleden etkilediniz mi?

Biz o dönemde bir harp okulu öğrencisiydik veya askeri eğitim alan biri yapılan siyasi hareketi rejime karşı yapılan bir hareket gibi algılanmıştır. Rejime karşı hareketlere biz tahammülsüzüz. Rejime karşı yapılmış bir harekettir ve dış kaynaklı güçler tarafından yönlendirilmiştir o dönemdeki siyasi hareket. Türkiye'deki hareketler Sovyet radyolarında anons edilirdi. Onlar destek veriyorlardı. Aslında her iki taraf da ülkesi için iyi yaptığını doğru düşündüğünü zannediyordu. O dönemki siyasi algıda uç siyasi fikirler vardı. Zaten kendi aralarında da bir sürü çelişki yaşıyorlardı. Kendi aralarında da anlaşmazlıkları vardı. Bu siyasi hareketlerin temelinde, mülkiyetin devlet kontrolü altına alınması fikri vardı. Sermayeyi ortadan kaldırmayı hedefliyorlardı. Bunun klasik tabiri komünizm. Ama bunu yaparlarken de tek kol, tek kanatta değillerdi. Kendi içlerinde de bölünmüş haldelerdi. Birbirlerini de yıpratıyorlardı. Türkiye'de 1970'li yıllarda böyle bir şey yaşandı. İki taraf da gözü karaydı. İki taraf da peşlerinden gittikleri doktrin ya da ideolojinin bu ülkeye yarar getireceğine inanıyorlardı. İki taraf da vatanseverdi. İkisi de vatanseverdi ama yollar farklıydı. Bütün çarpışma ve didişme yollarının farklılığından kaynaklanıyordu. Esasında ana hedef ülkede hak ve eşitliğin sağlanmasını istiyorlardı.

12 Eylül'e dair izlenimleriniz…

Trakya'da kurmay yüzbaşıydım. O zaman harekât şube müdürüydüm. O zaman bize bir plan geldi, biz de uyguladık. 12 Eylül 1980 harekâtında gözümüzün önünde standart 20 kişi hayatını kaybediyordu. Ülke bölünmüş parçalanmıştı. Ülke bölgelere ayrılmıştı. Hatta semtler bile ayrılmıştı. Mesele sadece siyasal ideoloji meselesinden öte mezheplere kadar sirayet etmişti. Kurumlar içerisinde polisler, öğretmenler dâhil hepsi bölünmüş vaziyetteydi. İş o dönemde doğasına bırakılsaydı ülke altüst olurdu. Kan revan içerisinde kalırdı, zaten kaldı. Ama su iyice bulanmadan durulmaz diye bir söz vardır. Her şey altüst olur yine durulur. Ama çok büyük bedeller olurdu. Çok büyük kayıplar olurdu. Sonuçta müdahale yapıldı. Ancak ülke iyi yönetilmiyordu. Hükümet de bölünmüş vaziyetteydi. Koalisyonlar vardı. Her biri bin parçaya bölünmüş durumdaydı. O dönemde hareket kaçınılmaz görünüyordu ve herkesin onayladığı bir hareketti. O dönemde halk belli konuşlarda istekli ve hazırdı. O dönemde bırakılsaydı kan gövdeyi götürecekti. Çok kan gövdeyi götürürse o zaman site devletleri kurulmaya başladı. Zaten Birinci Dünya Harbi sonrası savaşı kazananların planıdır site devletleri. Arap yarımadasında küçük küçük şeyhliklerden kurulan devlet modeli aynı şekilde bizde de uygulanmaya çalışıldı.

Sizinle sohbete 12 Eylül'den başlamamızın sebebi, 12 Eylül sonrası ortaya koyulan anayasa ve o anayasanın ülkede ortaya çıkardığı sonuç…

Ülkeye bir deli gömleği giydirdiler, çık işin içinden çıkabilirsen. 30 yıldır bu anayasa kaldırılıp atılamadıysa, bu 30 yıl içinde iktidara gelenlerin suçudur. Sonuçta iktidarı yapan da halkın kendisidir. 12 Eylül Anayasası paçacılara benzedi. İşkembecilere benzedi. Her bir parçası kaç defa değiştirildi. Anayasa hukukçuları bile yapılan değişikliklerin ne kadar yapıldığını tahmin edemiyor. Anayasanın tümden değişmesi gerekiyor. Hükümetseniz, parlamento iseniz, halk yönetimiyseniz ve kendinize güveniyorsanız her şeyi yaparsınız. Ama o beğenilmeyen anayasanın beğenilmeyen kısımlarını kendinize göre iyi, işinize gelmeyenleri kötü olarak ilan ederseniz olmaz. Hayatta her şey ya iyidir ya da kötüdür. Sizin düşünceniz yapıyordur bunu. Kaldırıp atın, yenileyin. Hükümet iktidardır, güçtür, dirayettir ve otoritedir. 30 yıldır bu saydığım kavramları elinde tutanlar vardı. Neden yapmadılar? 12 Eylül Anayasası'nda işlerine geleni yaptılar. İşlerine gelmeyeni yapmadılar. Türkiye'de siyaseti ortaoyuncular yapıyor. Türkiye'de siyaset ne bu halk ne de bu topraklar için yapılmadı. Menfaat ve çıkarlar için yapıldı. Tersini kanıtlayan birisi vara kanıtlasın konuşalım. 22 tane liman var, bu limanlardan hangileri bizim. Bankalarınızın %50'si kimde? Bundan 20 yıl önce bu ülke tarım ve hayvan ürünlerinde 7 kat fazladan üretim yapıyordu. Şimdi köylü kendini besleyemiyor. Madenlerin %54'ü yabancılarda. 1919 yılında da bu durum böyleydi. Geri kalan yüzde 40 bizde ama onun da hamallığını yapıyoruz.

Sosyal adaletçi olduğunuzu söylüyorsunuz. Sosyal adaleti nasıl sağlayacaksınız? Bahsettiğiniz değişikliklerin yapılabilmesi için çok radikal kararların alınması gerekiyor.

Evet, son derece radikaliz. Onun için diğerlerinden farklıyız. Radikal değilse Türkiye'de 60 küsur parti var. Ülke parti çöplüğüne dönüşmüş durumda. Biri de parti kuracağım diye somuncu pehlivanı gibi dolaşıyor. Siyasi erk kendilerinde olmadığı için dışarıdan yardım bekliyor.

Röportajımız devam edecek…

15.03.2010
 



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.