26 Eylül 2018
  • Bolu9°C
  • İstanbul15°C
  • Ankara12°C

ZİRVELERİN TUTKUNU İLE GÖRÜŞTÜK

Zirvelerin tutkunu ile görüştük

03 Temmuz 2010 Cumartesi 00:00

- Röportaf: Ayşegül Topcu

Güçlü Özen’in spor kariyeri ile ilgili fotoğrafları incelediğim de açıkçası ürktüm, endişelendim, heyecanlandım. Sporların belki de en tehlikelisi olan Bolu’nun dağcılık sporu ile uğraşan tek sporcusu Güçlü Özen ile görüştük. Dağcılık sporu aynı zamanda beceri cesaret kadar güçte gerektiren bir spor. Hocamızın becerisini nereden aldığını cesaretini nereden kazandığını bilmiyorum ama sanırım gücünü isminden almış.

Neden bir insan hayatını tehlikeye atarak tırmanır? Sessizlik, yalnızlık zirveye tırmanma tutkusu nedir? Güçlü Özen kimdir? Son çıkacağı Tanrı dağlarını ve neden çıkmak istediğini konuştuk. Pazartesi günü yayınlamaya başlayacağımı röportajımızın ilgiyle izleyeceğinizi umut ediyoruz. Şimdi biraz da Güçlü Özeni kendisinde dinleyelim.

 Karşılıklı içilen çaylar ve Güçlü Özen’in müthiş heyecan verici yaşam hikayesini dinliyoruz: “1994’ten beri tırmanış ile uğraşıyorum. Hacettepe üniversitesinin Dağcılık ve Doğa sporları topluluğunda (HUDDOSK) başladım. Aslında ben Ankara üniversitesinde okuyordum, ama bizim üniversitenin öğrenci toplulukları bir ODTÜ veya Hacettepe gibi etkin ve aktif değildi.

İlk seneler bir sosyal faaliyetti aslında, sadece uzun yürüyüşler yapmaya hevesim vardı ve tamamen tesadüfle HUDDOSK’ la tanıştım ve dolayısı ile kaya ve buz tırmanışı ile.  İlerleyen dönemlerde ise hep daha dik, daha zoru ve daha yüksekleri istemeye başladım, bir tutkuya dönüştü v hayatımın en önemli meselesi haline geldi. Tabi uzun bir süreci var. Bu süreçte başka tırmanıcılar ve kulüpler ve tabi ki dağcılık federasyonu var. Tırmandığınız her farklı rota, her farklı ekip, her farklı insan sizin hem sportif yönünüze, hem de hayatınıza bir şeyler katıyor, tabi interaktif bir durum bu. Siz de onun hem tırmanış stiline hem de kişiliğine bir şeyler katıyorsunuz. Yani var oluş sürecimizde bir çok etkenden biri oluyor tırmanış unsurları; ama çok ağırlıklı bir etmen.”

DOĞA EN İYİ ÖĞRETMENDİR

Devam ediyor Güçlü hoca anlatmaya: “Dağcılık benim hayatımın tam merkezinde. Dağcılığın bana sunduğu şey keşfetme duygusu, bir çeşit savaş. Ama yukarı çıkarken savaştığınız şey doğa değildir, kendinizsinizdir. Zihninizde oluşturduğunuz engellerdir. Buna karşın doğa en iyi öğretmendir. Engellerin ne olduğunu ve nasıl baş edileceğini size gösterir.  Eğer yeterince iyi dinlerseniz kendinizi nasıl eğiteceğinizi, kendinizle nasıl konuşacağınızı anlatır. Dağ bir tutkudan öte, varoluşun, kendini var edişin meskeni oluverir. Her yaptığınız tırmanış çok önemlidir sizin için, unutulmaz bir iz mutlaka bırakır. Mutlaka bir şeyler katar hayatınıza, bir şeyler öğretir size. Ama 1999 da geçirdiğimiz kaza ve sonrasındakiler hep hafızamda kaldı tabi. Sonuçta her şeyde olduğu gibi dağcılıkta da bir risk var.”

DAĞDAYKEN, TIRMANIŞTA BİR ŞEKİLDE AZAP VAR ASLINDA

Dağcılık sporuyla uğraşılır da hiç zorlukları olmaz mı, elbette olur. Bir tırmanışı nasıl tanımlıyor Güçlü Özen: “Sabretme ile ilgili bir anımdan bahsedeyim size. Geçen sene yaptığımız tırmanışta 5300 kampındaydık. Yüksek dağlara tırmanırken bir uyum – adaptasyon – programı uygularsınız, yoksa yükseklikten kaynaklanan rahatsızlıklar sizi hiç istemediğiniz bir noktaya götürür.

 Biz bu adaptasyon tırmanışındaydık ve 5300 metredeki ilk gecemiz. Program gereği bir gece orda kalacağız, sonra 5800 ‘ tırmanıp geri ana kampa ineceğiz. Daha sonra asıl tırmanış için hazır olacağız. Yüksekliğin ilk verdiği rahatsızlık, baş ağrısı, huzursuzluk, ankisiyete hali, uykusuzluk vs. O irtifada zar zor çadırı kurduk, içine girdik, daracık, yemek yaptık ve çay içtik vs, yatma vakti geldi, çadır arkadaşım yattı, hatta uyudu, bende müthiş bir huzursuzluk var, sağa dönüyorum olmuyor, sola dönüyorum olmuyor,  zaten beş metrekare bir yer, öyle çok döneceğiniz yerde yok.  Dakikaları sayıyorum desem yeridir. Bu arada saatim de yok, kaç oldu, daha bu ızdırap ne kadar sürecek, bunları da bilmiyorum. Bir ara fotoğraf makinesi geldi aklıma, onun saati var, açtım bir fotoğraf çektim, saati ayarlı değil, ama yanlışta olsa bir vakit gösteriyor, bir şeylerle uğraştım, sonra bir daha çektim, baktım 5-6 dakika geçmiş. En azından kaç dakikanın geçtiğini biliyordum artık, ama saatler yıl gibi geliyor orda ve bir şekilde sabah oluyor. Dağdayken, tırmanışta bir şekilde azap var aslında. Yorgunluk, açlık, üşüme, bilinmezliğin verdiği müthiş stres, bir adım sonrasını zorlama…

Bir şekilde asıl mutluluk dönünce yaşanıyor, oradaki acılar unutuluyor ve tekrar oralara dönme isteği var oluyor içinizde, karşı konulmaz bir biçimde.”

 



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.