15 Kasım 2018
  • Bolu6°C
  • İstanbul10°C
  • Ankara8°C

12 EYLÜL TANIKLARI ANLATIYOR

12 EYLÜL TANIKLARI ANLATIYOR

03 Eylül 2010 Cuma 00:00

İşte, ülke demokrasisinin bir kez daha kaza yaptığı 12 Mart açık faşizm dönemi ülkede idamlarla, tutuklamalarla 1974'e kadar devam etti.

1974'te TBMM'de büyük tartışmalardan sonra ilan edilen kısmi af ve sonrası, ülkede alınan nispi demoktatik ortam zaten filiz vermiş değişik siyasal düşüncelerin toprakta tekrar yeşermesine yol açtı.

Ve ülkeyi bekleyen, yükselen sınıf mücadelesi ilan edilmemiş, iç savaş koşulları 1971'in aksiyoner hareketlerinin halk hareketi haline dönüşmesi ve gizli karanlık- kontra güçlerin provokasyonları da bu dönemin ürünü olarak ülkeye damgasını vurmuştur.

SÜHA ALPARSLAN: 12 EYLÜL'DE ÜLKE ESMER GÜNLER YAŞADI

Türkiye'de yaşayıp da 1960'dan bu yana ülkede yapılan darbelerden etkilenmeyenini bulamazsınız. Burada şöyle bir itiraz yükselebilir; benim yaşım otuz, 12 Eylül olduğunda ben sıfır yaşındaydım.

Darbe ile ne alakam var?

Evet, ilk bakışta doğru olan bir söylem gibi gözüküyor. Ama çok basit bir akıl yürütmesi bu mantığı çürütüyor. Üniversite öğrencilerinin demokratik özerk üniversite taleplerini 30 yıldır rafa kaldıran kurum hangisi?

YÖK; YÖK'ü Türkiye'nin başına bela eden kim? 12 Eylül 1980 rejimi…

Öğretmenin elinden derneğini, işçinin elinden sendikasını, mühendisin elinden meslek odasını alan kim…

Kenan Evren ve Faşist Konsey…

Siyasi partileri kapatan siyasi partilerin kadın ve gençlik kolları kurmasını yasaklayan kim?

12 Eylül faşist cuntası…

Bu üç örnek bile 2010 yılında bu mantığı bire bir çürüten örnekler. 12 Eylül neden yapıldı sorusunun cevaplarını kendi içinde barındıran örnekler.

Bir kere temelden yanlış olan bir başka görüş de, 12 Eylül askeri rejiminin ülkedeki kardeş kavgasını durdurduğu, sağ sol çatışmasını bitirdiği.

12 Eylül öncesi gizli- kontra güçlerin İlerici- devrimci kesimleri provoke ettikleri, katliamlar tertipledik-leri doğrudur. Bunların 13 Eylül'de bittiği de doğrudur.

Amacına nail olan gizli- Amerikancı Kontra güçler, provokasyonları durdurmuşlardır.

Peki, bu süreç neden böyle çalışmıştır?

24 OCAK KARARLARI İLE 12 EYLÜL ARASINDA KORELASYON VARDIR

24 Ocak 1980 kararları, alınan ekonomik tedbirler paketinin içeriği anlaşılmadan 12 Eylül 1980'i anlayabilmek mümkün değildir.

24 Ocak kararları alındığı gün İstanbul'da idim, 25 Ocak'ta İstanbul'da hayat durmuştu. Bir avuç kararlardan çıkarı olan Etiler-Levent semtinde yuvalanmış kesimler dışında koca İstanbul ayağa kalkmıştı. Bir dev uyanmıştı.

Ülkede yaşanan ilan edilmemiş iç savaş koşullarına birde genel grev eklenmişti.

Emeği ile geçinen bütün yurttaşların kısıtlı bütçelerine balyoz gibi inen kararlar dalga dalga rejime muhalefet şekilde Anadolu'ya sıçramıştı.

İşte hâkim sınıfların yönetemez hale geldiği, yönetilenlerin ise bu zümreler tarafından yönetilmek istememesi hali yani milli krizin derinleştiği bu anda, oligarşinin sopayı eline almasından başka çare yoktu.

Gizli – açık faşist örgütlenmeler düğmeye bastılar; provokasyonlar, provokasyonları kovaladı ve istedikleri ortamı yarattılar. Ve bir sabah Türkiye Hasan Mutlucan'nın davudi sesiyle uyandı.

Sonradan neler olduğunu biliyoruz. Bilmeyenlerde bu referandum süresince öğrenme olanağı buldular.

Peki, Bolu'da 12 Eylül'de ne oldu sorusuna gelince? Ülkenin her tarafında olduğu gibi tutuklamalar, işkenceler, baskı, zulüm sendika, dernek ve partilerin kapatılması.

İnsanların arabalarının kornasına basmaktan dahi çekindikleri, sinek uçsa vızıltısının duyulacağı esmer günler.

12 Eylül öncesi rahatça okunan bayide satılan, dağıtılan sol dergileri alan-satan kişiler yasa ilan edildi. Ve bu dergileri okuyan arkadaş grupları “ Gizli örgüt” ütesi sıfatı ile aranmaya başladılar.

Yakalanan önce karakol, sonra tugay, sonrada paket doğru Gölcük Sıkıyönetim Cezaevlerine.

ÇIK ÇIKABİLİRSEN, ANLAT DERDİNİ ANLATABİLİRSEN…

Ben de o dönem birçok ilerici gibi süreçten etkilendim. Ama Türkiye, açık hava hapishanesine çevrilen Türkiye'de olan bitenler kirli çamaşırlar ortaya dökülünce Bolu'da yaşananların tanıklıkları Bolu Gündem gazetesi vasıtası ile gün ışığına çıkınca bizim başımızdan geçenler deve de kulak gibi geldi bana,

Bir de 12 Eylül faşist cuntası ülkede bir “Muhbir vatandaş” furyası patlattı.

İnsanlar gerek içinde bulundukların zor durumdan istifade edilerek, gerekse de baskı altına alınarak, muhbirliğe zorlandılar.

Bolu'da da türedi bunlardan, türlü vaatlerle kandırılan bu yaratıklar polisin önlerine getirdikleri bütün şemaları; bütün ifadeler imzalayarak, 1980'den sonra yıllarca sürecek olan hukuksuzluğun alt yapısını oluşturdular.

İŞKENCECİ POLİSLER ŞİMDİ NE YAPIYOR?

Orta yaşta olan işkenceci polisler emekli olmuşlardır, askerlerde öyle şimdi birer dede ya da mefta olarak bulundukları yerde nasıl bir vicdan muhasebesi yaptıkları da benim en çok merakıma giden konulardan biridir.

Ne yaparlar, ne ederler yaklaşan ramazan bayramında bir dönem işkence yapmaya yarayan ellerini torunlarına ne yüzle uzatırlar öpmeleri için merak ederim.12 Eylül 1980 ile ilgili süreç bence kapanmamıştır. Hesaplaşma yapılmamıştır.12 Eylül faşist anayasasının yerine özgürlükçü- eşitlikçi yeni bir anayasa oluşturulamamıştır.

İleri bir batı ülkesi olacaksak demokratik bir ülkede yaşayacaksak on yıllardır hesaplaşılamayan 12 Eylül hukuku ile derhal hesaplaşılmalı, yeni özgürlükçü, eşitlikleri kurucu bir anayasa oluşturulmalıdır.

***

YENER BANDAKÇIOĞLU: 12 EYLÜL DÜŞMANLIĞINI BİR TÜRLÜ ANLAYAMIYORUM

12 Eylül'den öncesini anlatır mısınız?

12 Eylül öncesi Cumhuriyet Halk Partisi Bolu il başkanıydım. CHP'nin bütün kademelerinde çalıştıktan sonra 1977 seçimlerinden önce il sekreteriydim. İl başkanımız Haluk Karabörklü milletvekilliğine adaylığını koyduğu için il başkanlığından istifa etti. Onun üzerine il yönetim kurulu üyeleri beni il başkanlığına seçti. Yani 1977 seçimlerinden önce il başkanı oldum ve bu görevim 12 Eylül 1980 tarihine kadar devam etti. Tabii çok kritik dönem geçirdi memleket ve Bolu'da çok kritik bir dönem geçirdi. Biz o günlerde yaradılışımızın icabı diyelim sağduyuyla olaylara serinkanlı müdahale etmek durumunda kaldık. Toplum tamamen sağcılar solcular diye ikiye ayrılmıştı. Tabi solcular deyince, solcuların içinde aşırı fraksiyonlarda vardı. İl başkanlığımda çok dengeli bir politikayla hem kendimin, hem partililerimin hem de diğer partilerin zarar görmesini önleyici bir yol tuttum. Tabiatımda buna müsaitti. Ayrıca o yıllarda Boluspor'da kulüp başkanlığı da yapıyordum. O şekilde de bir ismim vardı. Yani bir denge unsuru olduğumu düşünüyorum. O dönem Bolu'da pek bir olay olmadı.

Kişisel anlamda baskı gördünüz mü ya da tehdit aldınız mı?

Hiç hiç kesinlikle tehdit almadım. Çünkü o zamanda herkes beni Yener Abi gibi biliyordu. Gerçi o zaman ismimiz Yener Abi değildi ama dediğim gibi hem il başkanlığımız hem Boluspor kulübü başkanlığımız bizi Bolu'da özel bir konumda olmamızı sağlıyordu. Benim de endişeli olduğum bir evre oldu. O zamanki MHP il başkanımız Hasan Dinç evine giderken Devlet Su İşleri'nin ara sokağında saldırıya uğradı. Yaralı olarak kurtuldu. Tabi bizde bir tereddütler oluştu. Bize de bir saldırı olur mu diye ciddi şekilde endişelendik. Ama bir misilleme yapılmadığını bugün memnuniyetle söyleyebilirim. Başımdan geçen bir olayı da anlatayım:

BEN HERGÜN İKİ TABANCA İLE DOLAŞIYORDUM

Boluspor başkanı olduğum için Yılmaz Becikoğlu ile aramız çok iyiydi. Yılmaz bir gün yanıma geldi toplu bir tabanca verdi ve dedi ki, “Bunu yanından eksik etme!” Ayrıca devletin bana verdiği Kırıkkale bir tabancam vardı. Bir de Yılmaz'ın verdiği tabanca vardı. Ben her gün iki tabanca ile dolaşmaya başladım. Devlet bir koruma verdi. Sürekli olarak sivil bir polis memuru Osman Barbaros isimli, o gölge gibi beni takip etmeye başladı. Boluspor Başkanı olduğum için deplasman maçlarına giderken bile Osman'la beraber giderdik. Bütün deplasmanlara gelirdi, benim bir gölgem gibiydi. Ayrıca yine emniyet evimin güvenliğini sağlamak için 3 tane bekçi görevlendirmişti. Bunlarda geceleri bahçede ağaçların altında beni korumaya çalışırlardı ama bazen deplasmanlara gitmek üzere erken saatlerde evden ayrıldığımda bekçi arkadaşların ağaçların altında güzel bir uyku çektiklerini gördüm. Ancak hiç rahatsız etmezdim onları. Böyle günlerimiz geçti.

SAĞCILAR BENİ GECE EVE KENDİLERİ BIRAKIRDI…

Boluspor yönetimindeki Adalet Partili arkadaşların espriyle karışık 'Yener Abi biz sizi eve kadar bırakalım' dedikleri doğrudur. Ben bütün yöneticilik hayatım boyunca bilhassa Boluspor'a asla siyaseti sokmadım. Zaten Bolu'muzun imkanları, kişileri bellidir. Bunların içinde de sağcı arkadaşlarımız çoğunluktadır. Bunu kabul edelim. Cumhuriyet Halk Partisi'nden Boluspor'a para verecek bir tane tüccar arkadaşımız yoktu. Mecburen biz Adalet Partili arkadaşlarımızla çalışırdık. Mehmet Cop ağabeyimiz ikinci başkanımızdı. Yavuz Kınacı Adalet Parti'nin ağır toplarındandı, muhasebecimizdi. Yani onlarla çalışırdık. Sabri Çatladı da yönetim kurulu üyemizdi. O da sevdiğim bir kardeşimdir. Biz alkol aldığımız için sık sık bir araya gelirdik. Maçlardan önce maç havasına girerdik. Maçtan sonra galip geldiysek sevinçten, yenildiysek üzüntüden yine topluluk olarak buluşurduk, alkol alırdık. Ondan sonra bu arkadaşlarımız beni korumak için eve kadar götürürlerdi. Bu çok ince bir düşünceydi. Yemekten sonra beni lokantada tek başıma bırakmazlardı. Bu arkadaşlarım benle gelirlerdi, ben eve çıktıktan sonra ayrılırlardı. Onları da şükranla anıyorum.

Yasaklı dönem…

Bu Milli Güvenlik Konseyi'nin kararıdır. Konsey partileri kapattığı zaman bir karar aldı ve dedi ki, '12 Eylül 1980 tarihinde mevcut il başkanları siyaseten yasaklıdır.' Milletvekilimiz ve senatörümüz yine yasaklılar kapsamına girdi. Yani Bayram Turan Çetin, Haluk Karabörklü ve Neşet Akmandor yasaklıydı. CHP cephesinden ben de il başkanı olarak yasaklandım. Bizim dışımızda kimse yasaklı olmadı. Bazı arkadaşlarımız biz de yasaklıydık diyorlar ama doğru değil bu söylenenler. Bu yasak 1983 seçimlerinden sonra siyasi yasaklı oldum.TBMM Başkanlık Divanı'nın kuruluş tarihine kadar devam etti. Yani ne zaman meclis toplandı, başkanlık divanı oluştu bizim yasak kalktı. 3-4 yıl yasaklı kalınca benim politikayla ilgim azaldı. Uzun süre kendime gelemedim CHP'de kapandığı için. Sosyal Demokrat Halkçı Parti kuruldu. Onlara çalışamadık. 9 Eylül 1992'de yeniden CHP kurulduğu zaman tekrar kurucu il başkanı oldum. Parti kurulunca bana kurucu il başkanlığı görevi verildi genel merkezden. Bizde elimizden geldiği kadar çalıştık çabaladık CHP'yi Bolu'da yeniden kurma çabasında olduk ve kurduk.

12 Eylül'den Belediye Başkan Adayı olduğunuz dönemde gençler Hastane Caddesi'ne yazı yazmaya çıkarlar ve duvara da Halkçı Yener yazarlardı. Polis olaya müdahale ederdi ve bu gençleri toplayıp karakola götürürlerdi. Size bir şekilde bilgi ulaşır ve sizi lokalden alıp karakola götürürlerdi. Bu olay doğru mudur?

Evet, doğrudur. Zaten o dönemde her akşam bir olay yaşanıyordu. Ben hem CHP il başkanıydım, hem belediye başkan adayıydım. Bizim gençlik kollarımız o zaman zıpkın gibiydi. Fevkalade çalışkandı gençlik kollarımız. Bunlar her akşam bellerinde tabanca, ellerinde boya kutuları sağa sola yazılar yazarlardı ama tabi polis teşkilatı genelde ikiye ayrılmıştı. Pol-Bir dediğimiz MC hükümetinin verdiği avantajla bizim Pol-Der'e göre daha fazla fonksiyonluydu. Ve bizim gençleri bunlar takip ederlerdi. Ama bizim gençlerimiz bu Pol-Bir 'in baskısından gocunmamışlardır. Çalışmalarına devam etmişlerdir. Arif Gökyıldız vardı bizim gençlik kolları başkanımız. Fevkalade bir çocuktu. Şimdi isimlerini zaman geçti unutuyoruz. Bunlar her akşam bir yerlere bir şeyler yazarlardı. O akşamlardan birinde de, sırf benim için yazıldığı için değil, bunlarla her konuda ben ilgilenirdim. Mehmet Cebe vardı meşhur komiser ardından Ankara emniyet müdürü oldu. Disiplinli bir amirimizdi, onunla da münasebetlerim iyiydi. Giderdik karakoldan şurdan buradan kurtarmaya çalışırdık. Ama bu her akşam devam ederdi. Ama yine de nahoş bir olayla karşılaşmadık.

İktidarın 12 Eylül'le hesaplaşmaya yönelik söylemlerini kişisel anlamda samimi buluyor musunuz?

Hayatta bunları samimi bulmuyorum. Bir de yine itiraf edeyim. Ben 12 Eylül düşmanlığını bir türlü içime sindiremiyorum.

12 EYLÜL OLDUĞUNDA SAĞCISI SOLCUSU BAYRAM YAPTI

12 Eylül bu memleketi kardeş kavgasından kurtarmıştır. 12 Eylül olduğunda herkes sokaklara döküldü. Sağcısı da solcusu da bayram yaptı. Ama aradan 30 yıl geçtikten sonra bir 12 Eylül edebiyatı ortaya çıktı. Yok, efendim hesap sorulacakmış, yok bilmem ne yapılacakmış. Bunlar işin politikasıdır. Hiç tasvip etmiyorum. Zamanında Kenan Evren bu memlekete kötülükler yapmadı mı? Kötülükleri de var ama iyilikleri de var. Bana göre iyilikleri kötülüklerinden fazladır. Bu kişisel bir görüşümdür.

Bizim kararımız belli. Hisar'dan başka yokuş, Bolu'dan başka memleket, hayırdan başka oy bilmeyiz.

***

ALAADDİN YILMAZ:SIKIYÖNETİM SAKARYA İLİNE GİRMEMİ YASAKLADI

1953 Seben doğumluyum. Ama nüfus cüzdanında 1952 yazar.

1972–1976 yıllarında öğrenciliğim oldu. Türkiye'deki sıkıntılı dönemlerin göbeğinde öğrenciydim. Ondan sonra kısa bir süre Zirai Donatım Kurumu'nda mühendislik yaptım. Ondan sonra okulda asistanlık yaptım yine üniversitedeydim. Yani gençlik yıllarımın önemli bir bölümünü Adapazarı'nda geçirdim.

12 Eylül'de Bolu'daydım. Şunu söyleyebilirim, 12 Eylül öncesi dönemde mücadelenin içerisinde olan biriyim. O dönemde gruplar vardı. Sol kendi arasında birçok parça olmuştu, onun için yama tutmuyor. Onun için ne ak ne kara diyeceklerini bilemiyorlar. Onun için bunları özürlü bir yapı olarak görüyorum. Çünkü o dönemde de moucularla bizimle birlikte olup başka sol gruplara saldırılar düzenlenmişlerdi. Yani kendilerini bile bu hale dönüştüren bir yapıdır sol. Maalesef. Ama şunu söyleyebilirim, 12 Eylül'de üniversite öğrencisi olan ve ideolojik yaklaşımlar içerisinde olan insanların hepsi idealist. Hepsinin vatanın geleceğiyle ilgili endişeleri vardı. Ve bu endişeleri düzeltmek içinde kendi düşüncelerine doğru yol olarak gördükleri yolda kellelerini verecek kadar vatan sevgisine sahip insanlardı.

BEN ASKERE GİTTİKTEN SONRA SAKARYA'DA ÖLÜMLER BAŞLADI

Birçok tutuklanma oldu. Adapazarı'na girişim yasaklandı. Okuldan asker ve jandarmayla atılmalarım oldu. Bunlar basit hadiseler. Tutuklanma sürecim emniyet müdürlüğünün dışına geçmediği için hayıflanıyorum. Gözaltında kaldım sadece. O dönemde işte solcular, ülkücüler, Milli Türk Talebe birlikleri vardı. Ben Milli Türk Talebe Birliği mensubu bir insanım. Ben adam öldürmedim. Biz insan ilişkileri açısından birçok değere sahip yapıdaydık. Bizim dönemimizde insan ölmedi ama yaralamalar oldu. Ama ben askere gittikten sonra Adapazarı'nda ölümler başladı. Yani dönemde okullar ideolojik yapıdaki gruplar tarafından ele geçirilmişlerdi. Bazı yerlere ülkücüler, bazı yerlere sol fraksiyonlar sahipti. Belki çok az yerde de biz sahiptik. Çok az sayıda olmamıza rağmen kellemizi koyarak okulun hâkimiyeti bizdeydi. Şöyle güzel bir tarafı var, bizim hâkimiyetimiz altında bulunan okul da hiç boykot gerçekleşip okul kapanmadı. Ne sağcı, ne solcu okulu terk etmedi ve tamamı okudu. Yani solcuların hâkim olduğu ya da ülkücülerin hâkim olduğu okullara başka düşüncelerden kimse o okula gidemezken, bizim o gün farkımız vardı. Sakarya'da bizim dönemimizde okula gidemeyen kimse yoktu. Her türlü insan okula gitti okudu. Ve okul hiç kapanmadı ve hiç de ölüm olmadı. Ben askere gittim, ondan sonra ölümler başladı. Öncesinde ise yaralamalar oldu ama ölüm olmadı. Şiddet, psikolojik baskı hepsi var ve bunlar doğal şeyler. Allah rahmet eylesin Şükrü Yetimoğlu o dönem emniyet amiriydi. Biz sağ sol ayırmadan çok dayağını yedik. Ama tüm bunlara rağmen Şükrü Yetimoğlu'nu sever ve sayarım. Neden? Adam gibi adamdı.

12 Eylül kime karşı yapıldı?

Sakarya'da bir miting yaptık. Kayseri'de bir miting yaptık. Tamamen biz organize ettik. Ondan sonra Konya'da bir miting yapıldı, Milli Selamet partisi tarafından organize edildi. Ve ondan sonra da bunlar gerekçe gösterilerek darbe yapıldı. Basına yansıyan bunlardı, ben alt gerekçeleri bilemem. “Şeriat geliyor.” diye yayınlar vardı. Konya hadiselerinde vurulmalarda oldu. En değerli arkadaşlarımdan biri olan Mehmet Karahan, orda vurulmuştur. Dolayısıyla ondan sonra da ihtilal yapılmıştır.

BİZ ADAM ÖLDÜRMEDİK, CİNAYET İŞLEMEDİK

Ülke mağdur oldu. Ben şahıslar üzerinde durmuyorum. 12 Eylül'de Türkiye mağdur olmuştur. Mağdur olan Türkiye'nin geleceğidir. Tamamen bize karşı bir görüntüdedir. Bizim dönemimizde sahip olduğumuz tek yer Sakarya'dır. Bu hakimiyetin içerisinde önemli bir rol oynayanlardan biri de benim. Benim dönemimde okul kapanmadı. Benim dönemimde ölüm yoktu dedim. Yani biz adam öldürmedik, cinayet işlemedik. Ama 12 Eylül'den sonra tabi cinayetler dolayısıyla birçok mağdurlar oldu. En büyük mağduru sol kesim görmüştür. Ondan sonra ülkücüler görmüştür. Ben çok mağdur olmadım. Neden? Ben kimseyi öldürmedim ki kardeşim. Bizden de iki arkadaşımız içeriye alındı. Adapazarı'ndan bir Numan Ağabey deriz, o vefat etti. Bir tanesi de Abdullah Gül'dür.

CUMHURBAŞKANIMIZ ABDULLAH GÜL İLE SAKARYA'DA BERABERDİK

Bunlar bir ya da bir buçuk ay içeride yattılar çıktılar. Ondan sonra birçok arkadaşımız içeri alındı. Çok mağdur olan arkadaşlarımız oldu içeride. İlk iki mitingi biz düzenledik ama üçüncüyü Milli Selamet Partisi düzenledi. Üçüncünün ardından ihtilal oldu. Partiyle bizim aramızda aramız da üslup farkı vardı. Bizim hiçbir zaman partili tarafımız olmadı ki. Biz Milli Türk Talebeler Birliği geleneğine bağlı Necip fazıl Kısakürek'in yetiştirdiği nesiliz. Şu an da Türkiye'de sağ düşüncede kimler varsa bunların tamamı bu ekolden mutlaka nasiplenmiştir.

Ali Bakaner ve Ercan Sakarya'yı tanıyor musunuz?

Ali Bakaner, Sabri Ercan Sakarya cinayet işlenmemiştir. Onlar beraat ettiler. Sadece Ali Bakaner Milli Türk talebeler Birliği'nden Akıncılar'a geçti. Bizim yetiştirdiğimiz arka-daşlar. Sonuna kadar da arkasındayım bu arkadaşların. Ercan Güneş'in bilemem şu an nerede olduğunu ama Sabri şu an Adapaza-rı'nda. Ali İstanbul'da. Hem Ali'yle hem de Sabri'yle bizim görüşmelerimiz devam eder. Çünkü bunlar idealist insanlarımız. Bunlar bizim saygı duyduğumuz insanlar.

İDEALİST OLUP ÇİLE ÇEKMİŞ İSE VE HALA HAYIR DİYOR İSE ONUN AKLINDAN ŞÜPHE EDERİM

O dönemin sağcısı da, solcusu da, ülkücüsü de, o dönem kelleyi koltuğuna alan herkes idealistti. Hepsinin yüreği vatan sevgisiyle doluydu. Vatanları için ölmeyi göze alabilen insanlardı. Şu anda lafını eden insanlara çok rastlarsınız. Hatta bunlardan zaten o dönemde ölümü göze alabilen insanların bu anayasaya hayır diyeceğine benim kendimi inandırmam, benim kendimdi inkâr etmem demektir. Eğer o dönem içeri girip, çile çektiği halde hala hayır diyorsa o idealist değildir. Kellesini bu vatan uğruna ortaya koyanlardan değildir. Ben bu inançtayım. Bu ne demektir? 12 Eylül anayasasının devamını kabul ediyorum demektir. 12 Eylül'de sen çile çekeceksin, 12 Eylül'ün devamı hakkında oy kullanacaksın. Hadi canım sende. Bundan dolayı ben siyasi partilerin canı cehenneme dedim.


UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.