17 Kasım 2018
  • Bolu6°C
  • İstanbul11°C
  • Ankara6°C

TARİHE TANIKLIK EDENLERİN ANLATIMIYLA TÜRKİYE 1.LİGİ'NE DÖNÜŞ ZAFERİNİN ÖYKÜSÜ

TARİHE TANIKLIK EDENLERİN ANLATIMIYLA TÜRKİYE 1.LİGİ'NE DÖNÜŞ ZAFERİNİN ÖYKÜSÜ

29 Eylül 2010 Çarşamba 00:00

24 Mayıs 1980 günü Düzcespor'u hezimete uğratan Boluspor, sadece bir sezon ara verdiği Türkiye 1. Ligi'ne yeniden dönmüştür. Sezon başında favori gösterilen Boluspor işi uzatmış, çileli ve stresli bir serüvenden sonra hedefine biraz daha yorularak ancak ulaşabilmiştir.

Boluspor bu kez her türlü argümanın devreye girdiği bir dizi mücadelenin sonunda, ortada kalan son ve tek bileti adeta kaparak Türkiye 1. Ligi'ne merhaba diyebilmiştir. Dönemin Boluspor Başkanı Yener Bandakçıoğlu ve O gün Boluspor'-un ikinci golüne imzasını koyarak, raki-bin son umutlarını ve direncini bitiren Selahattin Konrad yaşadıkları, tanık oldukları tarihi bakın nasıl anlattılar.

***

YENER BANDAKÇIOĞLU: Boluspor tarihinde büyük bir başarıya daha imza attık

Futbolun garip bir cilvesi diyelim, 1979-1980 sezonunun sonunda çok çekindiğimiz Düzcespor'la İzmir'de bir final maçı yapma mecburiyetinde kaldık. Her iki şehrin temsilcileri olarak dönemin Başbakan'ı Süleyman Demirel'e gidilmiş ve iki takımında birinci lige çıkarılması konusunda ricada bulunulmuştu. Ama Sayın Başbakan, “Beyler; İzmir orada, gidin topunuzu oynayın” diyerek olaya noktayı koymuştu. Bundan sonra bizim çok ciddi önlemler almamız gerekti. Gerek ben, gerek yönetim kurulu arkadaşlarım çok ciddi tedbirler aldık. Bu tedbirlerin gereği olarak; futbolcuların araba kullanması yasaklandı, ziyaretçileriyle görüşmeleri yasaklandı. Kampı da her zamanki gibi Küçük Kaplıca'da yaptık.

Bu arada o kampta yaşadığımız ilginç bir anımı anlatmak istiyorum. Kampa Halil İbrahim'in babası rahmetli Hüseyin Eren geldi ve bizden para istedi. Tekirdağ'da ev yaptırdıklarını söyledi. Halil İbrahim o zaman en meşhur futbolcumuz. Takımın yıldızı, santrafor ve milli olmuş bir oyuncumuz. Ben bu istek üzerine fevkalade sinirlendim. Hemen Halil İbrahim'e “Bavulunu topla ve Bolu'yu terk et” dedim. Bunu hiçbir kulüp başkanı yapamaz. Fakat çok disiplinli bir kulüp olduğumuz için Halil İbrahim'i kulüpten kovdum. “Derhal git, senin gibi futbolcuya benim ihtiyacım yok” dedim. İki saat sonra Halil İbrahim geri geldi ve “Başkanım biz bir hata yaptık. Ne olursun beni affet” dedi. Bende bunu kabul ettim ve kampa gitmesini söyledim. İzmir'de Halil İbrahim fevkalade bir maç çıkardı.
Gelelim İzmir'deki kampımıza. Şimdi Düzce'yle eşleştikten sonra Düzceliler bazı taşkın hareketler de bulundular. O zamanki mafyayla işbirliğine girdiler. Mesela Ödemiş'te İbrahim Çiftçi diye bir kabadayı vardı. İzmir tarafının en meşhur kabadayılarından biriydi. Bir tarafta o kabadayı, bir tarafta Düzce'nin meşhur kabadayıları, bunların yanında bir de Ferda Seven vardı. Yani Düzceliler, bize karşı bu şekilde çalışmalarını sürdürüyorlardı.

İzmir'e gitmeden önceki yönetim kurulu toplantısında rahmetli Nahit Garipoğlu ve Nurettin Nes'e çok özel bir görev verdim. Dedim ki, “İzmir'e gidin ve Düzcesporluların ve Düzcelilerin bizi rahatsız edemeyecekleri bir yer bulun. İzmir ve civarında bulduğunuz yeri kimseye söylemeyin. Bir kâğıda yazın, zarfa koyun ve zarfı bana verin.” Arkadaşlarımız sağ olsun ricamı yerine getirdiler. İzmir'e gitmişler, dolaşmışlar ve bir yer bulmuşlar. Ama neresi olduğunu bilmiyoruz. Geldiklerinde bana zarfı verdiler. İçinde kalacağımız yer var. Ben bu zarfı cebime koydum ve inanın İzmir'e kadar açmadım. Camiadan kimse bizim İzmir'de nerede kalacağımızı öğrenemedi. Hatta İzmir'e Bolu plakalı bir otobüsle gitmedik. Gerede'den Fethi Gayret'in 06 plakalı otobüsü ile yola çıktık.
İzmir'e vardığımızda cebimdeki zarfı çıkardım, açtım, baktım Urla Nebioğlu Tatil Köyü. Urla'da İzmir'den 35 kilometre daha batıda. Urla'ya vardık ve Nebioğlu Tatil Köyü'nü bulduk. Orada o akşam elektrikler kesikti. Biz otel arıyoruz konaklamak için ama arkadaşlarımız bize bir tatil köyü bulmuşlar. Bungalov tipi 2-3 kişilik evler var. Karanlıkta çakmak ve mum yardımıyla odalarımıza çekildik. Ertesi sabah kalkıp baktığımızda, hakikaten görevlendirdiğim arkadaşlar çok güzel bir yer seçmişler. Resepsiyonun olduğu yerle, bungalov evlerin ve sosyal tesisin olduğu kısım arasında tahmin ediyorum 500-600 metre mesafe var. Yani dışarıdan kimsenin bizi bulamayacağı bir yer seçmiş arkadaşlar.

Maçtan önceki gece futbolcularımızı saat 22.00 sıralarında yatırdık. Resepsiyondan biri geldi yanımıza, “Başkanım sizi telefonla arıyorlar” dedi. Şaşırdım beni aradıklarını öğrenince, çünkü kimseye söylememiştik nerde olduğumuzu. “Sizi Sivaslı Mehmet arıyor” dediler Düzcelilerin gelip bizi bulmasından endişe ediyordum, şüphelendim. Sanıyorum Nurettin Nes'in arabası vardı. Nes'in arabasına bindik birkaç kişi. Rahmetli Selami Dereli, rahmetli Tahir Semercioğlu ve ben. Hep dikkat ediyorum, kim gelip bizi rahatsız edecek diye. Hiç unutmam 34 TK 199 plakalı lacivert Mercedes marka bir otomobil, bütün kapıları açılmış vaziyette. Sanırım bir şey olursa hemen binip kaçmak için. O zaman İzmir'de de sıkıyönetim var. Neyse o gruptan biri geldi Selami Dereli'ye, “Arkadaş sen kimsin” dedi. Selami'de “Boluspor'un Genel Kaptanıyım” diye cevap verdi. Adam bunun üzerine, “Yarınki maçı Düzcespor'a vereceksiniz!” dedi. Selami de, “Sen kimsin” derken, orası bir karıştı. Aşağıdan da bizim takviye kuvvetler geldi mi koşa koşa, tehlikeyi hep beraber orada bertaraf ettik. Mecbur kaldılar arabalarına atlayıp gitmeye. Tabanca veya silah çekilmedi; fakat tehdit vardı, birbirimize girişme oldu. Resepsiyondan sıkıyönetime telefon edilmiş, görevlilerde geldiler. Bizi taciz edenlerin kimler olduğunu bilmiyoruz. Sadece plakalarının 34 TK 199 olduğunu biliyoruz.
Ertesi günü kalktık, hazırlıklarımızı yaptık, tatil köyünden bir hayli memnun ayrıldık. O günkü rakamlara göre sanırım, 125 bin liralık çeklerini imzalayıp verdim. Bolu'da Çimento Fabrikasının Müdürü rahmetli Behçet Tezel Boluspor'a çimento vermişti. Bu çimentoların bir kısmı bağış, bir kısmı da iskontoluydu. Bizde o zamanki yönetim kurulu üyemiz İsmail Semercioğlu vasıtasıyla çimentoları nakde çevirmiştik. Futbolcularımız için ayırdığımız 100'er bin liralık primi bankadaki hesabımıza yatırmıştık.

TRT, İlk defa bu maçımızı canlı olarak yayınladı. Bu da Boluspor tarihine geçen bir olaydır. Nebioğlu Tatil Köyü'nden ayrılırken, “Maçı kazanırsak hemen masaları donatın, hazırlıklarınızı ona göre yapın, biz geri geleceğiz” demiştim. Bize öyle inanmışlar ki, maçın sonunda sofrayı hazırlamışlar. Maçı kazandıktan sonra bizi takip eden taraftarlarla aşağı yukarı 150-200 kişilik bir grup olduk. Urla' ya gittik; yedik, içtik, eğlendik. Çıkarken bir hesap daha çıktı, bir çekte kutlamalar için verdim. Kutlama yemeğinde futbolcuların primleri için çeklerini kestim, ellerine verdim. Mutlu bir şekilde oradan ayrıldık.

Duyumlarımıza göre, eğer biz orada mağlup olsaydık, Düzceliler, Ankara üzerinden Düzce'ye dönecekler ve Bolu Belediye Meydanı'nda kutlama yapacak-larmış. O gün İzmir'de aşağı yukarı 5 bin Düzce seyircisi vardı. Bizim de 3 bin civarında seyircimiz olduğunu sanıyorum. Böylece Boluspor tarihinde büyük bir başarıya daha imza attık ve düştüğümüz ilk sene tekrar birinci lige çıktık. Şunu açıklıkla söyleyeyim, Türkiye 2. Ligi'ne 2 kez düşüp de ertesi yıl tekrar 1. Lige çıkan bir tek Boluspor var. Boluspor dışında başka emsal yoktur.

Bir ilginç noktayı daha aktarmak istiyorum. O gün, yönetim kurulu üyemiz Sayın Yılmaz Becikoğlu görevli olarak sahaya girmek istedi. Genel kaptanımız İbrahim Çelik Düzceli idi. Yılmaz Becikoğlu bana, İbrahim Çelik'in Düzceli olmasından dolayı sahaya girmesinin sakıncalı olabileceğini belirterek, kendisine görev vermemi istedi. Benim prensiplerim katı olduğu için Becikoğlu'nun bu teklifini kabul etmedim. Çünkü bizim kurallarımıza göre sahaya sadece Kulübümüzün Genel Kaptanı girebilirdi ve sonuçta sahaya İbrahim Çelik girdi. Ama Becikoğlu'nun bize büyük yararı oldu. Atatürk Stadyumu'nun altındaki soyunma odaları bitişikti. Düzcespor'la Boluspor'un odaları arasında 5-6 metre bir mesafe vardı. Düzceliler orada bizim moralimizi bozabilmek için bütün kabadayılıklarıyla volta atmaya başladılar. Fakat Yılmaz Becikoğlu tek başına o koridora girdi ve Düzcelilerin bizi rahatsız etmelerini önledi. Ben bunu her zaman takdirle söylerim. Yine çok enteresandır, o zamanki yöneticilerimizden Selami Dereli o kadar heyecanlı bir arkadaşımızdı ki, heyecandan maçı seyretmeye çıkamadı. Kalbim durur diye soyunma odasında oturmuştu. Maçı canlı izleyemedi.
Müsabakanın birinci yarısında başa baş bir oyun oldu ama Düzcespor bizden daha çok gol fırsatı kaçırdı. Tahmin ediyorum, Düzceliler doping aldılar. Yani öyle bir havaları vardı. İlk yarı iyi oynadılar ama ikinci yarının hâkimi biz olduk. Maç sonrası Düzcespor Teknik Direktörü Tekin Yolaç, doping yaptırdığı iddiası ile çok eleştirildi. Bu karşılaşmadan sonra Yolaç, Düzce'ye geri dönememişti.

***

DÜZCESPOR MAÇININ KAHRAMANLARI ZAFERİ KUTLUYORLAR

Boluspor'un, Nebioğlu Tatil Köyü'ndeki kampını “basan” fanatik Düzcespor taraftarlarını kaçmaya mecbur eden merhum Selami Dereli ile merhum Tahir Semercioğlu maç akşamı büyük zaferi kutluyorlar.

Soldan sağa: Merhum Mustafa Gürtan, Selami Dereli, Başkan Yener Bandakçıoğlu ve Tahir Semercioğlu.

***

SELAHATTİN KONRAD: BABAM KAMP MERKEZİNE GELMESİNE RAĞMEN ONUNLA GÖRÜŞTÜRÜLMEDİM

1979-1980 sezonu benim Boluspor'a ilk geldiğim seneydi. Boluspor Kulübü bir önceki sezon küme düşmüş olmasına karşılık mevcut kadrosunu büyük oranda muhafaza etmişti. Biz o sene gelen genç oyuncular olarak Boluspor'da güzel bir başlangıç yaptık. Hedef koyduk ve Mersin İdman Yurdu ile başabaş bir mücadeleye girdik. O mücadele içerisinde zaman zaman tatlı, bazen de üzücü maçlarımız oldu. İlk yarının son haftasında oynadığımız Eskişehir Demirspor maçı unutulmaz bir karşılaşmaydı. Eskişehir Demirspor'a 4-3'lük skorla mağlup olmuştuk. Birde Mersin'de oynadığımız “ final gibi” bir maç vardır ki, berabere kalmıştık çok enteresan bir karşılaşmaydı.

O sene Mersin İdman Yurdu gruptan birinci olarak çıktı ve bizde ikinci olarak ligi tamamlayıp, İzmir'de Düzcespor'la final maçı oynama hakkını elde ettik. Bu final maçı gerçekten unutulmayacak anılara sahne oldu.

Düzce o dönem Bolu'nun ilçesiydi. Düzcespor maçı öncesinde futbolcuların arabalarının anahtarları toplandı. Bizi o zaman yöneticimiz Mehmet Cop'un çalıştırdığı Küçük Kaplıca'da kampa aldılar. Bu kampta hiç kimseyle görüştürülmüyorduk. Hatta benim babam kamp merkezine gelmesine rağmen onunla görüştürülmedim. Uzaktan babamla birbirimize bir merhaba diyebildik, babam Eskişehir'e geri döndü.

O tarihi karşılaşmayı oynamak üzere Bolu'dan çıkıp, İzmir'e gittik. Urla'da bir tatil köyünde kampa girdik. Maçtan bir gece önce Düzce'li bir grup kamp yaptığımız tatil köyüne gelerek taşkınlık yapmışlar. Olayı birebir yaşayanlar yöneticilerimizdi.

Hepimizin üzerinde baskı vardı. Düzce'de çok kaliteli bir takımdı ama biz takım olarak kendimize çok çok güveniyorduk. Maça çıktığımızda ilk 20 dakika sıkıntı yaşadık. İzmir'in sıcak havası, nemi bizi etkilemişti. Bu süreç içinde kalemizde birkaç tehlikeli pozisyon gördük, hatta bir pozisyonu çizgiden çıkarttık. Ondan sonra biz kalitemizi yavaş yavaş ortaya koymaya başladık. Hakikaten kalite sahaya yansıdıktan sonra ikinci yarı maça çıktığımızda daha bilinçli, daha kendimizden emin bir şekilde oyunumuzu yansıtmaya başladık. Nitekim de kenardan gelen bir ortaya kafa vuran İbrahim arkadaşımız golü atınca üzerimizdeki stresten arındık, rahatladık.

O heyecanı Düzcespor'da yaşıyordu tabii ki. Onlarda böyle maçları kaldırabilecek, final oynamış oyuncu sayısı çok azdı. Galatasaraylı Tuncay vardı.

İkinci golü ben attım. Topla buluşup biraz ilerledim, bir anda öndeki arkadaşlarımız hareketlenince önüm açıldı. Kaleyi rahat bir şekilde karşımda görünce kendime güvenim olduğu için topa temiz bir şekilde vurdum. Sol dış vurmuştum ve top dönerek sağ direğin dibinden ağlarla buluştu. Bu gol takıma büyük güven de getirdi. Ben maçın o anda koptuğunu düşünüyorum. Ondan sonra Düzcespor şuursuzca ataklar yapmaya başladı, oyun disiplinleri kalmadı. Biz çok rahatlamıştık. İbrahim Desticioğlu arkadaşımız üçüncü golü atınca olay bitmiş oldu.

Düzcespor çok büyük bir seyirci desteğiyle İzmir'e gelmişti. Biz içeride olduğumuz için bilemiyoruz ama İzmir'e gelen Boluspor seyircisi, Düzceli seyircilerin sahanın ortasına kabak diktiğini ifade ediyorlar. İçine de Boluspor bayrağı dikmişler.

Maç bittikten sonra taraftarlarla birlikte Urla'ya döndük. Büyük sevinç vardı. Yemek yedikten sonra Urla'da yönetim kurulu bizleri çağırarak primlerimizi dağıttı. Dönüşte Bolu'ya Ankara güzergâhı üzerinden geldik. İlk önce bizi Geredeliler karşıladı. Sonra Gerede'nin içine soktular. Orada şampiyonluk kutlamaları yaptık. Bolu'ya ulaştığımızda taraftarlar sanayi girişinde bizi karşıladılar, beni “kökez”e kadar omuzlarda taşıdılar. Bu olay profesyonel anlamda benim yaşadığım ilk şampiyonluktur.

O maçı TRT naklen yayınladı. Maç sonu ilk önce mikrofon bize tutulduğunda şaşırdım. Tatlı bir anıydı. Belediye Meydanı'na geldiğimizde; o dönem kulüp, belediye binasının beşinci katındaydı, belki yarım saat kesintisiz süren sevgi gösterilerinden kulübe çıkamadık. Seyirciler bizi havaya kaldırdıklarında yere düşeceğiz diye korkuyorduk. 24 Mayıs 1980 tarihi Boluspor için bir milattır. Önemli bir virajdır.

Türkiye'deki spor kamuoyu zaten Boluspor'u seviyordu ama kazandığımız zafer bu sevgiyi bir kat daha arttırdı. Prestijimizi yükseltti.



UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.